<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-4291830770753831970</id><updated>2011-07-30T20:01:14.754+03:00</updated><category term='zaman'/><category term='lycan'/><category term='antisemitizm'/><category term='underworld'/><category term='paulo coelho'/><category term='güç dengesi'/><category term='fahişe'/><category term='toplum'/><category term='globalization'/><category term='cehenneme övgü'/><category term='Immanuel Kant'/><category term='oligark'/><category term='George A. Romero'/><category term='idealism'/><category term='sinek'/><category term='gece'/><category term='mihver ittifakı'/><category term='pisuvar'/><category term='Vanessa Craig'/><category term='erik jan zürcher'/><category term='american werewolf in london'/><category term='on bir dakika'/><category term='cinsellik'/><category term='Baskın Oran'/><category term='Modernleşen Türkiye&apos;nin Tarihi'/><category term='romasanta'/><category term='uluslararası ilişkiler'/><category term='seks'/><category term='americanization'/><category term='Büyük Buhran'/><category term='world war 1'/><category term='balance of power'/><category term='gündüz vassaf'/><category term='alışveriş merkezi'/><category term='perpetual peace'/><category term='geceye övgü'/><category term='neorealizm'/><category term='Türk Dış Politikası'/><category term='William Hale'/><category term='ozan örmeci'/><category term='ali baghdadi'/><category term='Mussolini'/><category term='hayat kadını'/><category term='red light district'/><category term='İttihat ve Terakki&apos;den AKP&apos;ye Türk Siyasal Tarihi'/><category term='2. Dünya Savaşı'/><category term='zombi'/><category term='devletçilik'/><category term='film'/><category term='nomenklatura'/><category term='faşizm'/><category term='kurt adam'/><title type='text'>=====&gt;Tarafsız Bölge &lt;=====</title><subtitle type='html'>Beklentileri olmayanlar için hayal kırıklıklarından arınmış bölge</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://gorkykrog.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gorkykrog.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>gorky</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13473315829828683646</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/S98i6HNl5sI/AAAAAAAAAHw/POhYSipJdBg/S220/DSCN1999.JPG'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>63</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4291830770753831970.post-407993186757644796</id><published>2010-05-17T13:52:00.002+03:00</published><updated>2010-05-17T13:52:40.542+03:00</updated><title type='text'>Bursaspor'un Şampiyonuğu ve Büyükler</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:85%;"&gt;buna benzer başka başlıklar olabileceği gibi göremenin ve  içerik olarak sataşmaktan ziyade bir durum tespiti olması açısından  açılan başlık. maçın son dakikalarındaki anons saçmalığı, stadı yakan  cahil taraftarlar ve maç sonrası yapılan ezik yorumları bir kenara  bırakarak; bir fenerbahçeli olarak ama daha önemlisi bir futbol aşığı  olarak bursaspor'un şampiyonluğunu ve ardından daha net beliren  gerçekleri konuşmak istiyorum. öncelikle şampiyonluğu terlerinin son  damlasına kadar hakeden bursasporlu futbolcuları, teknik heyeti ve bütün  bursaspor taraftarları tebrik ediyorum.  şimdi şampiyonluk sonrası  ortaya çıkan tabloya bakalım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bursaspor'un kadrosuna bakıldığında oyuncuların yarısının alt  yapıdan çıktığı farkedilecektir. daha oynamayan ama oynayanlara aday  olacaklar da yolda.  iki üç sene öncesine kadar küme düşmemek için  oynayan bir takımın bir anda toparlanması ve şampiyon olması var ortada.  2010 şampiyonu bursaspor, 2009 da ligi 6. bitiriyor, 2008'de 13.  sırada, 2007 10. sırada, 2004 mayısında küme düşüyorlar, 2005 ve 2006'da  alt ligde oynuyorlar. yani sıfırdan bir takım inşa ediliyor neredeyse  ve altyapı oyuncularının gelişim süreci şu andaki yaşlarına bakarsanız.  her sene üstüne bir şeyler koyarak ilerleyen bir takım ve ittirici bir  güç olarak 1,5 sene önce ertuğrul sağlam'ı getiriyorlar ve sonuç  şampiyonluk. sağlam beşiktaş'tan karga tulumba yollanan bir hoca ve  kayserispor'da yaptıkları ile adından söz ettiren bir hoca. tolunay  kafkas da bunu kabul ediyor ve sağlam'ın mantığını devam ettirdiğini  ifade ediyor ki bu sene saçmalamasalar ilk beşte ligi bitirebilirlerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;futbol endustrisinde köklü bütün kulüplere bakarsanız altyapılarının  fabrika gibi çalıştığını fark edersiniz, bu çekirdek kadronun üstüne  her sene bir ya da iki takviye ile 4-5 sene içerisinde bir bina inşa  edilebilir. neyse konumuza dönelim; altyapı üzerine doğru yabancı  transferleri ile oturaklı ve kaliteli futbol oynayan bir takım inşası  söz konusu. ergic futbol hayatının başlarında juventus'da oyanayan bir  adam, ivankov tecrübeli ve türkiye'de standartın üzerinde bir kaleci,  batalla konusunda bir fikrim yok ama zapo'nun beşiktaş'ta oynadığını ama  bir uyum sorunu ile karşılaştığı bilinemkte. en zayıf yabancısı belki  de kirita, bir de iglesias var o da türk futboluna uzak bir oyuncu  değil. zapo'nın kiralık olduğunu biliyoruz, 6 yabancısı var toplamda,  biri kiralık kaldı 5. yani türk futbolcuların ağırlıkta olduğu bir  kadrosu var. demek ki milyon avrolarla takım kurmaya gerek yok, burada  üç büyüklerin hatası tarihlerinden gelen şişik egoları, ligde zar zor  alınan şampiyonluklar ve avrupa'daki başarısız sonuçlar belli ediyor ki  para saçarak dışarıdan alınan oyuncularla başarı ancak kısa dönemli  olmakta. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;galatasaray'ın eufa dönemindeki kadrosuna bakın yine altyapıdan  gelen oyuncularla gelen bir başarı var. tabi ki altyapıdan oyuncularla  oynamanın ve başarının gelmesi için senelere ihtiyaç var bu dediğim gibi  şişik egolar ve taraftarların genelindeki yüksek beklentilerden dolayı  gerçekleşmiyor. bursaspor'un şampiyonluğundan sonra umarım bir iki şey  kapmışlardır büyükler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gelen başarı sonrasında finansal tabloya bakarsak; kiralık zapo'yu  saymazsak 30milyon avroluk bir takım ve anca 5-6 milyon avroluk bir  bütçe söz konusu. şu anda volkan ya da sercan'ın muhtemel satışı 15-16  milyon avrodan fazla oalcaktır diye düşünüyorum, hele ki tabata'nın 8  milyon, güiza'nın 14 milyon ettiği bir yerde. ama avrupa olmazsa  satılacaklarını düşünmüyorum zira şampiyon takımın oyuncuları niye  fener, cimbom ya da beşiktaş'a gitsin ki... şampiyon olmanın ödülü  dışında havuzdan alacakları paranın da şampiyon takımlar arasında  bölünmesi durumundan ötürü düzenli bir gelirleri olacak artık.&lt;br /&gt;şampiyonlar ligine direkt katılacak olmalarından dolayı yayın geliri  artı katılım payı olarak 10milyon garanti. buna olası galibiyetler, maç  günü satışları ve hasılatlar dahil değil. bursa'nın avrupa'dan gelecek  küluplere ev sahipliği yapacağı ve ülke tanıtımı açısından kısımlar da  cabası. bursaspor elindeki kadroyu koruyarak ve üstüne 1-2 oyuncu ile  başarıya açlıklarını da üstlerine koyduklarında seneye de ilk üçü  zorlayacak bir takım ortaya çıkabilir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bursaspor'un şampiyonluğu diğer anadolu kulüpleri içinde bir örnek  teşkil edecektir diye düşünmekteyim. ancak bu şekilde marka değeri  dedikleri zımbırtı artabilir. nasıl ki yabancı liglerdeki takımlar kendi  aralarındaki maçlarda da kıran kırana oynuyorlarsa bizde de bu  oynamanın sonunda güzel şeyler olacağı inancındayım. bursaspor şampiyon  olarak tam anlamıyla bir devrim gerçekleştirmiş oldu, hem üç büyüklere  kafa tutan hem de kral çıplak diyerek gerçekleri göstermeleri konusunda  bir devrime imza amtış oldular, zira aksi halde bizim üç büyükler  akıllanmazlardı. herkese uygulamaları güzel bir ders oldu sonunda.  umarım bursaspor'un istikrarı olur ve onun gibi bir iki takım daha  yükselmeye başlar. trabzon ve kayseri'den benzer bir çıkış bekliyorum,  kayseri'nin seneye ne yapacağı özellikle merak konusu teknik direktör  değişikliğinden dolayı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kalbimiz seneye bursaspor ile olacak, umarım görünürdeki 4  büyüklerin ezeli kabusu olmaya devam eder ve onların da çıtayı  yükseltmeleri için bir ittirici güç olur. tekrar teşekkürler  bursaspor...                   &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4291830770753831970-407993186757644796?l=gorkykrog.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gorkykrog.blogspot.com/feeds/407993186757644796/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4291830770753831970&amp;postID=407993186757644796' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/407993186757644796'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/407993186757644796'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gorkykrog.blogspot.com/2010/05/bursasporun-sampiyonugu-ve-buyukler.html' title='Bursaspor&apos;un Şampiyonuğu ve Büyükler'/><author><name>gorky</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13473315829828683646</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/S98i6HNl5sI/AAAAAAAAAHw/POhYSipJdBg/S220/DSCN1999.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4291830770753831970.post-5752182809823500189</id><published>2010-05-12T00:44:00.005+03:00</published><updated>2010-05-12T00:53:21.563+03:00</updated><title type='text'>Staja alacak firma aranıyor...</title><content type='html'>Yok yok yok... Bilmem kaç yere başvuru yaptık, haziran temmuza bir şey kalmadı ve bir staj için olumlu olumsuz tek bir geri dönüş yok yok yok. Ya daha önce staj tecrübesi ya zorunlu staj; daha önce staj tecrübem olsa staj yapmam zaten ey iş veren, stajın amacı bu zaten işi öğrenmek. Bilen zaten çalışıyor. Zorunlu staj da ayrı bir olay, ya koskoca bilmem ne firmasısın 250tl'nin lafını ediyorsun. Zorunlu staj olacak ssk'yı okul verecek bunlar da beleş adam çalıştıracak. Hayır zaten para istemiyorum arkadaşım daha neyin dırdırı bu. Staj yüzünden yazımı planlayamıyorum, projeler var askıda duran. &lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Muhtemelen iki fotokopi ve getir götür yaptırmaya adam arıyorsunuz, bari bu kadar abartmayın. Adam gibi işi öğretecek, işleyişi gösterecek ve stajyer arayan şirket aranıyor. Başvurularınızı buradan yorum kısmına yazarak iletebilirsiniz. En kısa zaman geri döneceğim...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Madem talep arz konusunda bir sıkıntı var ortada, burayı süreç için uygun hale getirme çabalarındayım o zaman. Evet bir ilke imza attığımı sanarak, gerçekten işi öğrenmek isteyen stajyer adayına bir staj verecek şirket ilanını buradan veriyorum. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Buyrun bir de burdan yakın...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bir Bekleyiş ve arayış içerisindeki düşünceli üniversite öğrencisi, arz ederim...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4291830770753831970-5752182809823500189?l=gorkykrog.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gorkykrog.blogspot.com/feeds/5752182809823500189/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4291830770753831970&amp;postID=5752182809823500189' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/5752182809823500189'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/5752182809823500189'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gorkykrog.blogspot.com/2010/05/staja-alacak-firma-aranyor.html' title='Staja alacak firma aranıyor...'/><author><name>gorky</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13473315829828683646</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/S98i6HNl5sI/AAAAAAAAAHw/POhYSipJdBg/S220/DSCN1999.JPG'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4291830770753831970.post-3136045238601157056</id><published>2010-04-14T22:00:00.002+03:00</published><updated>2010-04-14T22:29:50.568+03:00</updated><title type='text'>Kuzuşimo, Mesleki İngilizce ve Okuma Tembelleri</title><content type='html'>Kuzu ile bugün okulda rastlaştık, elinde dosya içinde notlar... Ne sınavı diye soru verdim hemencecik bizim Banks and Financial Institutions sınavı arifesinde, Mesleki ingilizce diye cevap verdi. Oh dedim ne güzel bizim de öyle olsa ders, tadından yenmez. Tabi tam içeriği de bilmiyorum, meğersem sonradan öğrendim bol bol makale okumaca üstüne yazılar yazmaca, bol bol okumaca daha fazla okumaca... Bir baktım ki Foucault, Horkheimer, Adorno... Hepsi ayrı ekol, hepsi ayrı otorite... Ne güzel kız dedim, biz okumak için götü yırtıyoruz böyle şeyleri sınavlar arasında, siz bunu ders olarak görüyorsunuz. Alınan ders bizzat kişiyi gelişme götürecek nitelikte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de bizim bölüme bakıyorum, insanlar iki tutam yazıyı okumak için bin dereden su getiriyorlar, yapmadıkları naz kalmıyor. Ne için peki bu? İngilizce iktisat öğrencilerinin ingilizce makale okumama inadı. Sınavlar öncesine ezberlenen bilmem kaç tane formül ve kavram, daha sonra sorulduğunda ne olduğu ya da ne işe yaradığı dahi bilinemeyen ve nerden geldiği muamma olan on yüz bin baloncuk şey. Ezberlemek ve öğrenmek arasındaki savaş, ezber lehine gidedursun bizim öğrenciler okuma tembeli mi, okuma özürlüsü mü desem bilemedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"İngilizce"yi sadece CV lere koymalık ve bir pazarlama metası olarak gören güzelim bölümüm öğrencilerine buradan selam ediyorum. Sonra biz ezber yapıyoruz, biz öğrenmiyoruz, hoca öğretemiyor bik bik bik ... Her vize ya da final sonrası bu muabbet dönmekte ama kimse ağa biz de biraz farklı şeyler yapsak da farklı kaynaklardan çalışsak etsek, kendimizi hem entelektüel açıdan geliştirsek, ama yok yok yok...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz ki sosyal bilimlerde ekonomi öğrencileriyiz, bir sosyolojiyi, bir piskolojiyi sadece üniversiteye giriş sınavı ve kolayca geçmelik görülen seçmeliler için çalışılmaktan daha nitelikli işler için kullanmalıyız. Ekonomide tüketicilerin eğilimlerini yani insan eğilimlerini, tercihlerini anlamak ve açıklamak için bilmem hangi kitabın bilmem kaçıncı sayfasındaki arz talep eğrisinden çok daha fazlasının gerektiğini. Yeni şeyler üretmek ya da türetmek için daha fazla kaynaktan faydalanmalı, daha fazla sorup daha fazla neden diye sormalıyız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya da boşverin, İngilizce bölümde Türkçe okumak ve araştırmak için götü yırtıp; İngilizce gelince hemen Türkçesi yok mu diye sorup, üşengeçlikten götümüz yosun tutup terden pişik olana kadar kendimizi geliştirmek için hiç mi hiç uğraşmayalım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neme lazım sonra kızlarımızın göz altı torbaları mor olur da kimse almaz olanları, erkeklerimizin saçları dökülür sonra kel kalıverirler de kızlar beğenmez evde kalırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aferin size çok iyi düşünmüşsünüz...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;P.S: Bir alıntı "Allah'ım yarattın bari takip et..." (sözlük camiası)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4291830770753831970-3136045238601157056?l=gorkykrog.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gorkykrog.blogspot.com/feeds/3136045238601157056/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4291830770753831970&amp;postID=3136045238601157056' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/3136045238601157056'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/3136045238601157056'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gorkykrog.blogspot.com/2010/04/kuzusimo-mesleki-ingilizce-ve-okuma.html' title='Kuzuşimo, Mesleki İngilizce ve Okuma Tembelleri'/><author><name>gorky</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13473315829828683646</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/S98i6HNl5sI/AAAAAAAAAHw/POhYSipJdBg/S220/DSCN1999.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4291830770753831970.post-8670403243951042982</id><published>2010-04-14T21:34:00.001+03:00</published><updated>2010-04-14T21:34:56.235+03:00</updated><title type='text'>Futbol Aşkı</title><content type='html'>&lt;span style="font-size: 85%;"&gt;hakkında ne denirse densin daha fazlasıdır futbol. bir spordan çok daha fazlası... kelimelerin yetmeyeceği bir şey. sevgili kadar sevilen... bir yaşam tarzı belki de. sadece tuttuğun takımın taraftarı olmak, fanatiklik filan bunları geçiyorum, sadece futbol... ayakla topun sevişmesidir futbol, öyle hoyratça değil. önce ön sevişmeleri vardır, ufak usul dokunuşlar... ahenkle dans etmek top ile; sonra pas atmak başkasına sevişirken pozisyon değiştirir gibi ve sonra yine ve yine...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kimi zaman seksten daha zevklidir futbol; o paslar filan ayrı bir zevktir, o tribünler ayrı bir çoşkudur. bir dini ibadetten daha çok birleştirir futbol ve bir savaştan daha fazla kan akıtır kimi zaman. bir hayat felsefisidir futbol, bir yaşam biçimidir. kaç şey vardır sevgili ile görüşmemek için ya da okulu kırmak, ya da kaç kere ertesi günkü finalin mnkym dersiniz, ha söyleyin kaç şey için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;futbol bir karnavaldır; her ülkede her şehirde devam eder, hiç bitmez. kaç tiyatro eserini bu kadar dikkatli izlersiniz ki ya da operayı. her saniyesinden en çok zevki alarak ve coşarak... her şeyle ortak noktası vardır futbolun; yemek, hayat, satranç, ders, savaş... her şeyi içine alır ama her şeyden daha başkadır da.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sadece ayaktan daha fazlasıdır futbol; sadece topa vurmak değildir, beyin olmadan oynanmaz futbol. dan dun topa vurmalar değildir futbol. takım oyunudur futbol, sadece çalım değildir ve sadece 22 kişinin bir topun peşinden bir oyun olarak görmek futbolu, en büyük hakarettir ona karşı. çalım futbolu karnaval haline getirir, taraftarı ateşler, çoşkuyu arttırır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;atılan her gol doğan bir çocuk gibidir; topla sevişmenin bir meyvesidir gol. orgazmdan daha zevklidir gol sonrası atılan o çığlık. kazanmak ve kaybetmek... hiçbir şeyine bile olsa kaybetmek istemez kimse, kazanmak için yapılan o hırs başka nerede yapılır?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kitlelerin afyonu mudur bilemem, ama topa vurmaktan çok daha fazlasıdır. buraya yazılanlardan da, sadece kendi takımının maçını izlemek değildir futbol izlemek, o taraftar olmaktır, fanatik olmaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;futbol bambaşkadır, futbol aşığı olmaksa daha da başka.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sevgiliye ne kadar aşıksam futbola da ayrı bir aşığım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;futbol aşktır, ve o hiç bir zaman aşkınızı karşılıksız bırakmaz. &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4291830770753831970-8670403243951042982?l=gorkykrog.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gorkykrog.blogspot.com/feeds/8670403243951042982/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4291830770753831970&amp;postID=8670403243951042982' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/8670403243951042982'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/8670403243951042982'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gorkykrog.blogspot.com/2010/04/futbol-ask.html' title='Futbol Aşkı'/><author><name>gorky</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13473315829828683646</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/S98i6HNl5sI/AAAAAAAAAHw/POhYSipJdBg/S220/DSCN1999.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4291830770753831970.post-1340708495560416908</id><published>2010-04-14T21:19:00.004+03:00</published><updated>2010-04-14T21:26:38.482+03:00</updated><title type='text'>Hastalardan Öğrendiklerim</title><content type='html'>&lt;a href="http://benbugunbunuogrendim.blogspot.com/"&gt;http://benbugunbunuogrendim.blogspot.com/&lt;/a&gt; adresinden ulaşabileceğiniz bir site. Hoş sohbet bir doktorun muayeneye gelen hastalarla yaptığı diyalogları "böyle de bir anım olmuştu, paylaşmak istedim edasıyla" yazıyor. Çok da güzel oluyor ama, hem öğretiyor, hem güldürüyor, bazı bazı düşündürüyor. Doktorun odasından canlı yayın kıvamında, her yazı ayrı bir bölüm, her yazı ayrı bir öğretici.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şiddetle tavsiye etmekteyim bu blogu; iddia ediyorum her okuyanın bilmediği bir yazı, yeni bir şey çıkacaktır. Eğer çıkmazsa paranızı iade ediyorum... (;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4291830770753831970-1340708495560416908?l=gorkykrog.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gorkykrog.blogspot.com/feeds/1340708495560416908/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4291830770753831970&amp;postID=1340708495560416908' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/1340708495560416908'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/1340708495560416908'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gorkykrog.blogspot.com/2010/04/hastalardan-ogrendiklerim.html' title='Hastalardan Öğrendiklerim'/><author><name>gorky</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13473315829828683646</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/S98i6HNl5sI/AAAAAAAAAHw/POhYSipJdBg/S220/DSCN1999.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4291830770753831970.post-6665664339831414109</id><published>2010-04-12T22:52:00.002+03:00</published><updated>2010-04-12T22:59:01.381+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinek'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='pisuvar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='alışveriş merkezi'/><title type='text'>Pisuvardaki sineğin işlevselliği</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif; font-size: small; color: rgb(44, 44, 44); line-height: 18px; "&gt;&lt;div&gt;Her ne kadar Türkiye'de birkaç senedir yer alan ve daha önce başka ülkelerde de yapılan bir uygulama olasa da, insan psikolijisini helaya yansıtan tasarımın yaratıcılığı hakkında konuşmamak olmaz. Dokunsan patlayacak mesaneyi boşaltmak için en yakın pisuvara gidildiğinde- her mekanda yok ama olanlar için- çıkarıp işleme başladıktan sonra farkedilen sinek deseninin üstüne işeme eyleminin bünyede yattığı haz... Yaratıcı bir düşünce olmakla beraber yapılması ile ilgili bir iki neden var ortada. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Pisuvarda herhangi bir yabancı cisme karşı insanların tutumu. Sadece son iki üç senedir alışveriş merkezlerindeki sineklerden bahsetmiyorum. Okulda olsun halka aşık alanlarda olsun, naftalin, sakızi sigara gibi her türlü katı maddeyi vurarak eğlenmek için uğraşlarına kalıcı bir çözüm getirilmiş. İster istemez lan şunun üstüne iki sıkayım sendromu yaşıyor.&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif; font-size: small; color: rgb(44, 44, 44); line-height: 18px; "&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif; font-size: small; color: rgb(44, 44, 44); line-height: 18px; "&gt;Temizlik şirketleri içinse bu bir avantaja dönüşmekte. Özellikle belirli bir nokta üstüne yoğunlaşan kullanıclardan dolayı pisuvar ve çevresini temizlemekte kullanılan malzemelerde tasarruf sağlanmış. "İşletmeciler, yerli ve yabancı turistlere yenilikler sunabilmek için adeta birbiriyle yarışırken, bodrum turgutreis'te bulunan yasmin resort otel yetkilileri geçtiğimiz sezon tasarruf amaçlı bir uygulama başlattı. mizahi yönden müşterilerin ilgisini çeken bu uygulama aynı zamanda bir sezon boyunca temizlik malzemesi kullanımından %30 ile %40 arasında tasarruf sağlıyor." Biraz googlelayınca farklı bir kaç kaynaktan bu haberin devamına ulaşmak mümkün eski bir haber sayılır zaten. Neyse konumuza dönelim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu uygulamanın psikolojik ve tasarruf kısımlarını saymazsak erkeklerin bilinçaltında şiddete ne kadar meyilli olduklarını da tespit etme imkanına erişebiliriz. özellikle ülkemizde silah ve ilgili olan şeylere yatkınlık, bununla beraber hedefi vurma konusundaki üstün uğraşlarımız buna kanıt. Pisuvardaki sinek ya da bugünlerde kale ve top uygulaması ile her seferinde hedefi vurarak, sağlam bir atıcı olma hazzını tatmaya çalışmak işeyen kişiye fazladan bir zevk vermekte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bence o sinekleri pisuvar kullanıcılarını denek olarak kullanmak için koydular oraya. Yaptıkları psikolojik deneyler için çişe giden masum vatandaşı hedef seçmişler. Habersiz bir halde işerken önemli deneylere kobay olunuyor, hakkınızı arayın ey pisuvar severler; kendinizi kullandırtmayın.&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif; font-size: small; color: rgb(44, 44, 44); line-height: 18px; "&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"   style="font-family:Verdana, sans-serif;color:#2C2C2C;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 18px; font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4291830770753831970-6665664339831414109?l=gorkykrog.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gorkykrog.blogspot.com/feeds/6665664339831414109/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4291830770753831970&amp;postID=6665664339831414109' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/6665664339831414109'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/6665664339831414109'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gorkykrog.blogspot.com/2010/04/pisuvardaki-sinegin-islevselligi.html' title='Pisuvardaki sineğin işlevselliği'/><author><name>gorky</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13473315829828683646</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/S98i6HNl5sI/AAAAAAAAAHw/POhYSipJdBg/S220/DSCN1999.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4291830770753831970.post-7076584813197039193</id><published>2010-04-11T03:44:00.001+03:00</published><updated>2010-04-11T03:46:53.448+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Immanuel Kant'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='idealism'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='world war 1'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='perpetual peace'/><title type='text'>WW1 and Kant's Perpetual Peace</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;text-indent:35.45pt;line-height: 150%;mso-pagination:widow-orphan no-line-numbers"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size: 12pt; line-height: 150%; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;From the beginning of the history, historical events are linked with international relations theories. Each theory gives a perspective for the reasons and results of those events. Moreover some international relations movements are based on some past theories. For example the origin of the realism depends on Thucydides from ancient Greece. Liberal internationalism is also one of those IR theories and it explains after World War I international relations. But when we look closer at after war relations, liberal internationalism is based on an older thinking and the origin of liberal internationalism is Kant’s Perpetual Peace. In this study I will try to explain the relations after period of World War I as liberal internationalism with a perspective of Kant’s Perpetual Peace. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;text-indent:35.45pt;line-height: 150%;mso-pagination:widow-orphan no-line-numbers"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size: 12pt; line-height: 150%; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;Before understanding after war period and thinking of liberal internationalism, we should understand the early period of WWI and the conditions of Europe before WWI and for this case 19&lt;/span&gt;&lt;sup&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;th&lt;/span&gt;&lt;/sup&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt; century is important for this case. By the beginning of the 19&lt;/span&gt;&lt;sup&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;th&lt;/span&gt;&lt;/sup&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt; century there was industrialization race in Europe and leader of this race was Britain. Britain had almost finished its industry movement and was looking for new colonies to gain more power. During the 19th century Britain built up a great overseas empire in Oceania and at the end of this century they had the control over some of the Africa countries such as Egypt, Sudan, Kenya and Nigeria. But although Britain was the richest and most powerful nation in the world In the middle of the 19th century by the end of this century, Britain lost its relative power against other European states; other countries began to catch up, especially France and Germany. In this case France takes and important role for being an ally of Britain and Russia. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;text-indent:35.45pt;line-height: 150%;mso-pagination:widow-orphan no-line-numbers"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size: 12pt; line-height: 150%; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;France was a fresh state of this century because of the French Revolution. In the late 19th century industrialization in France continued and they caught up Britain. In 1892 there was a Franco-Russian alliance which was made against supremacy of German Empire in Europe. In this century France was building up its military industry against for a treat of Germany.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;text-indent:35.45pt;line-height: 150%"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size: 12pt; line-height: 150%; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;The third foot of the Triple Entente was Russia. Russia’s joint to this alliance was as a result of triple alliance of German Empire, Italy and Austria-Hungary. After this alliance Russia was vulnerable and it likely to came near Britain and France. Also the aim of getting power on warm sea was another reason for Russia to having alliance with France and Britain. In this century also Russia had started ethnic movement among Slavs against Ottoman Empire in the eastern regions of Europe.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;text-indent:35.45pt;line-height: 150%;mso-pagination:widow-orphan no-line-numbers"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size: 12pt; line-height: 150%; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;Against this triple entente, there was a triple alliance among German Empire, Italy and Austria-Hungary. Later on Ottoman Empire would be joining this alliance at the beginning of the WWI. German Empire was the largest and most powerful state in this alliance and also in the continent Europe. But the most important date for German history is the unification of Germany by the leadership of Prussia in 1871. In the late of 19&lt;/span&gt;&lt;sup&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;th&lt;/span&gt;&lt;/sup&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt; century Germany industrialized rapidly and by the end of the century it began to rival Britain as an industrial power in Europe. In 1879 Germany signed the Dual Alliance with Austria-Hungary against a possible treat from Russia. Also in this century by the growth of industrialization of Germany, its military and economic power was also improved and especially German navy began to be a treat for the most powerful navy of Britain. Moreover this race between Germany and Britain jumped on the colonization and Germany tried to get colonies for its raw materials.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;text-indent:35.45pt;line-height: 150%;mso-pagination:widow-orphan no-line-numbers"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size: 12pt; line-height: 150%; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt; Austria-Hungary was the second state of the triple alliance and had important relationships with Germany. Dual Alliance with Germany was an alliance against for a possible Russia attack and neutrality against other European powers such as France.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;text-indent:35.45pt;line-height: 150%;mso-pagination:widow-orphan no-line-numbers"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size: 12pt; line-height: 150%; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt; Italy’s joint this dual alliance was the lost in the competition with France to get colony in Tunis. But opposite to Germany and Austria-Hungary, Italy did not attack on Triple Entente and stayed neutral. Furthermore Italy left the Triple Alliance and declared war on Austria-Hungary and a year later on Germany after WWI. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;text-indent:35.45pt;line-height: 150%;mso-pagination:widow-orphan no-line-numbers"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size: 12pt; line-height: 150%; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;19&lt;/span&gt;&lt;sup&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;th&lt;/span&gt;&lt;/sup&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt; was a recessional period for Ottoman Empire however it had still power and was a strong faction in that area. Ottoman Empire’s joint in Triple Alliance was a result of losing provinces in east Europe after Balkan Wars and the sympathy of the government and upper military class to the Germany. This alliance would be the beginning of the end for the Ottoman Empire. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;text-indent:35.45pt;line-height: 150%;mso-pagination:widow-orphan no-line-numbers"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size: 12pt; line-height: 150%; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;Although America was out of the continent, she had effect on course of the war. America in the 19&lt;/span&gt;&lt;sup&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;th&lt;/span&gt;&lt;/sup&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt; century was relatively young country in the world and she was trying to be neutral to all factions, had been trading with nations involved in the war. But after an attack on Lusitania; civil chip was sunk in 1915; America decided to enter war with some preconditions were known as Wilson’s 14 points.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;text-indent:35.45pt;line-height: 150%;mso-pagination:widow-orphan no-line-numbers"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size: 12pt; line-height: 150%; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt; In this case Wilson’s fourteen points are in our interest and I want to talk about these fourteen points with a comparison of Kant’s Perpetual Peace. Fourteen points are principles for a view of a post-war world that could avoid another terrible conflict. Wilson claimed that “We entered this war because of violations of right had occurred. What we demand in this war, therefore, is nothing peculiar to ourselves. It is that the world be made fit and safe to live in; and particularly that it be made to safe for every peace-loving nation which, like our own, wishes to live its own life, determine its own institutions, be assured of justice and fair dealing by the other peoples of the world as against force and selfish aggression”&lt;/span&gt;&lt;sup&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;1&lt;/span&gt;&lt;/sup&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;. In the origin these fourteen points are for the benefit of the whole world and we can see the signs of idealism in this case. Now I want to write the fourteen points of Wilson. “&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;ol start="1" type="1"&gt;  &lt;li class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt:auto;mso-margin-bottom-alt:auto;      text-align:justify;line-height:150%;mso-pagination:widow-orphan no-line-numbers;      mso-list:l0 level1 lfo1;tab-stops:list 36.0pt"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size: 12pt; line-height: 150%; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;Open covenants of peace, openly arrived at, after      which there shall be no private international understandings of any kind      but diplomacy shall proceed always frankly and in the public view.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;  &lt;li class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt:auto;mso-margin-bottom-alt:auto;      text-align:justify;line-height:150%;mso-pagination:widow-orphan no-line-numbers;      mso-list:l0 level1 lfo1;tab-stops:list 36.0pt"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size: 12pt; line-height: 150%; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;Absolute freedom of navigation upon the seas,      outside territorial waters, alike in peace and in war, except as the seas      may be closed in whole or in part by international action for the      enforcement of international covenants.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;  &lt;li class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt:auto;mso-margin-bottom-alt:auto;      text-align:justify;line-height:150%;mso-pagination:widow-orphan no-line-numbers;      mso-list:l0 level1 lfo1;tab-stops:list 36.0pt"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size: 12pt; line-height: 150%; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;The removal, so far as possible, of all economic      barriers and the establishment of equality of trade conditions among all      the nations consenting to the peace and associating themselves for its      maintenance.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;  &lt;li class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt:auto;mso-margin-bottom-alt:auto;      text-align:justify;line-height:150%;mso-pagination:widow-orphan no-line-numbers;      mso-list:l0 level1 lfo1;tab-stops:list 36.0pt"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size: 12pt; line-height: 150%; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;Adequate guarantees given and taken that national      armaments will be reduced to the lowest point consistent with domestic      safety.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;  &lt;li class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt:auto;mso-margin-bottom-alt:auto;      text-align:justify;line-height:150%;mso-pagination:widow-orphan no-line-numbers;      mso-list:l0 level1 lfo1;tab-stops:list 36.0pt"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size: 12pt; line-height: 150%; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;A free, open-minded, and absolutely impartial      adjustment of all colonial claims, based upon a strict observance of the      principle that in determining all such questions of sovereignty the      interests of the populations concerned must have equal weight with the      equitable claims of the government whose title is to be determined.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;  &lt;li class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt:auto;mso-margin-bottom-alt:auto;      text-align:justify;line-height:150%;mso-pagination:widow-orphan no-line-numbers;      mso-list:l0 level1 lfo1;tab-stops:list 36.0pt"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size: 12pt; line-height: 150%; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;The evacuation of all Russian territory and such      a settlement of all questions affecting Russia as will secure the best and      freest cooperation of the other nations of the world in obtaining for her      an unhampered and unembarrassed opportunity for the independent      determination of her own political development and national policy and      assure her of a sincere welcome into the society of free nations under      institutions of her own choosing; and, more than a welcome, assistance      also of every kind that she may need and may herself desire. The treatment      accorded Russia by her sister nations in the months to come will be the      acid test of their good will, of their comprehension of her needs as      distinguished from their own interests, and of their intelligent and      unselfish sympathy.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;  &lt;li class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt:auto;mso-margin-bottom-alt:auto;      text-align:justify;line-height:150%;mso-pagination:widow-orphan no-line-numbers;      mso-list:l0 level1 lfo1;tab-stops:list 36.0pt"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size: 12pt; line-height: 150%; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;Belgium, the whole world will agree, must be      evacuated and restored, without any attempt to limit the sovereignty which      she enjoys in common with all other free nations. No other single act will      serve as this will serve to restore confidence among the nations in the      laws which they have themselves set and determined for the government of      their relations with one another. Without this healing act the whole      structure and validity of international law is forever impaired.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;  &lt;li class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt:auto;mso-margin-bottom-alt:auto;      text-align:justify;line-height:150%;mso-pagination:widow-orphan no-line-numbers;      mso-list:l0 level1 lfo1;tab-stops:list 36.0pt"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size: 12pt; line-height: 150%; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;All French territory should be freed and the      invaded portions restored, and the wrong done to France by Prussia in 1871      in the matter of Alsace-Lorraine, which has unsettled the peace of the      world for nearly fifty years, should be righted, in order that peace may      once more be made secure in the interest of all.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;  &lt;li class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt:auto;mso-margin-bottom-alt:auto;      text-align:justify;line-height:150%;mso-pagination:widow-orphan no-line-numbers;      mso-list:l0 level1 lfo1;tab-stops:list 36.0pt"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size: 12pt; line-height: 150%; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;A readjustment of the frontiers of Italy should      be effected along clearly recognizable lines of nationality.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;  &lt;li class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt:auto;mso-margin-bottom-alt:auto;      text-align:justify;line-height:150%;mso-pagination:widow-orphan no-line-numbers;      mso-list:l0 level1 lfo1;tab-stops:list 36.0pt"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size: 12pt; line-height: 150%; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;The peoples of Austria-Hungary, whose place among      the nations we wish to see safeguarded and assured, should be accorded the      freest opportunity to autonomous development.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;  &lt;li class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt:auto;mso-margin-bottom-alt:auto;      text-align:justify;line-height:150%;mso-pagination:widow-orphan no-line-numbers;      mso-list:l0 level1 lfo1;tab-stops:list 36.0pt"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size: 12pt; line-height: 150%; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;Romania, Serbia, and Montenegro should be      evacuated; occupied territories restored; Serbia accorded free and secure      access to the sea; and the relations of the several Balkan states to one      another determined by friendly counsel along historically established      lines of allegiance and nationality; and international guarantees of the      political and economic independence and territorial integrity of the      several Balkan states should be entered into.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;  &lt;li class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt:auto;mso-margin-bottom-alt:auto;      text-align:justify;line-height:150%;mso-pagination:widow-orphan no-line-numbers;      mso-list:l0 level1 lfo1;tab-stops:list 36.0pt"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size: 12pt; line-height: 150%; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;The Turkish portion of the present Ottoman Empire      should be assured a secure sovereignty, but the other nationalities which      are now under Turkish rule should be assured an undoubted security of life      and an absolutely unmolested opportunity of autonomous development, and      the Dardanelles should be permanently opened as a free passage to the      ships and commerce of all nations under international guarantees.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;  &lt;li class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt:auto;mso-margin-bottom-alt:auto;      text-align:justify;line-height:150%;mso-pagination:widow-orphan no-line-numbers;      mso-list:l0 level1 lfo1;tab-stops:list 36.0pt"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size: 12pt; line-height: 150%; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;An independent Polish state should be erected      which should include the territories inhabited by indisputably Polish      populations, which should be assured a free and secure access to the sea,      and whose political and economic independence and territorial integrity      should be guaranteed by international covenant.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;  &lt;li class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt:auto;mso-margin-bottom-alt:auto;      text-align:justify;line-height:150%;mso-pagination:widow-orphan no-line-numbers;      mso-list:l0 level1 lfo1;tab-stops:list 36.0pt"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size: 12pt; line-height: 150%; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;A general association of nations must be formed      under specific covenants for the purpose of affording mutual guarantees of      political independence and territorial integrity to great and small states      alike”&lt;/span&gt;&lt;sup&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;2&lt;/span&gt;&lt;/sup&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;. &lt;/span&gt;&lt;sup&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/sup&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/li&gt; &lt;/ol&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt:auto;mso-margin-bottom-alt:auto; margin-left:18.0pt;text-align:justify;text-indent:17.4pt;line-height:150%; mso-pagination:widow-orphan no-line-numbers"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size: 12pt; line-height: 150%; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;When we look at the points, we can see the signs of “liberal internationalism”. Liberal internationalism is a “Foreign policy that liberal states should intervene in other sovereign states in order to pursue liberal objectives”&lt;/span&gt;&lt;sup&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;3&lt;/span&gt;&lt;/sup&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;. If we explain in detail, liberal internationalism says that states should keep in touch. By making a global structure provides the liberal conditions for the state and encouraging the democracy. According to liberal internationalism an organization should be found to provision of the peace in world wide. Especially the foundation of a worldwide organization is in the 14&lt;/span&gt;&lt;sup&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;th&lt;/span&gt;&lt;/sup&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt; point and also we will see this suggestion in Kant’s Perpetual Peace while we are talking about liberal internationalism. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt:auto;mso-margin-bottom-alt:auto; margin-left:18.0pt;text-align:justify;text-indent:17.4pt;line-height:150%; mso-pagination:widow-orphan no-line-numbers"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size: 12pt; line-height: 150%; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;As we talked above, there was a division in Europe and also between states. The reason of this is the race among states to become the great power. WWI was occurred for this realist movements of states and it lead Europe to go into destruction. After war those fourteen points of Wilson were tried to be applied to provide a world in peace. Especially America and Britain were the brains of this new thought that wanted to end this blood and provide the peace in the world. In the fourteen points we can see that points’ purpose is to ensure the interdependence of the nations.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt:auto;mso-margin-bottom-alt:auto; margin-left:18.0pt;text-align:justify;text-indent:17.4pt;line-height:150%; mso-pagination:widow-orphan no-line-numbers"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size: 12pt; line-height: 150%; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt; When we look at the conditions in Europe before WWI we can say that there was an imperial order, such as Britain, Germany and Ottoman Empire; and also the general governing style was depend on undemocratic systems. In the fourteen points we see that there was exertion of making an end to those undemocratic systems. “A firm liberal belief was that the ‘people’ do not war; war comes about because the people are led into it by militarists or autocrats or because their legitimate aspirations to nation hood are blocked by undemocratic, multinational, imperial systems. The rationale is that if all regimes were national and liberal-democratic, there would be no war.”&lt;/span&gt;&lt;sup&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;4&lt;/span&gt;&lt;/sup&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt; Also Kant says that to live in peace “every state should be governed by republic”. He continues as “Republican organization is the only regime that depends on liberty as being human of society member; on loyalty to the law for being governed and on egalitarianism for the ones who are governing, also are the members of the state”&lt;/span&gt;&lt;sup&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;5&lt;/span&gt;&lt;/sup&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt:auto;mso-margin-bottom-alt:auto; margin-left:18.0pt;text-align:justify;text-indent:17.4pt;line-height:150%; mso-pagination:widow-orphan no-line-numbers"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size: 12pt; line-height: 150%; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;Another discussion in fourteen points is about the secret diplomacies between states. As we remember in the first point it says “Open covenants of peace, openly arrived at, after which there shall be no private international understandings of any kind but diplomacy shall proceed always frankly and in the public view”. Before WWI the alliances between states were all in secret and states were likely to come closer with each other to ensure their security. Although there was balance of power, it could not avoid the war. In that case Kant had also theories in Perpetual Peace for providing the peace among countries. He says that any treaty contains secret possible war in future is not a real peace treaty. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt:auto;mso-margin-bottom-alt:auto; margin-left:18.0pt;text-align:justify;text-indent:17.4pt;line-height:150%; mso-pagination:widow-orphan no-line-numbers"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size: 12pt; line-height: 150%; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;Also he argues that every state should guarantee its neighbor’s personal security and it is only possible in a common law order. In that case Kant gives the signs of an organization like League of Nations after WWI. “A general association of nations must be formed under specific covenants for the purpose of affording mutual guarantees of political independence and territorial integrity to great and small states alike” point of Wilson proves Kant’s claim. Kant’s thought about an organization like League of Nation can be seen in his second point of the condition for perpetual peace as “states law must be depend on a committee of interdependent faction”&lt;/span&gt;&lt;sup&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;6&lt;/span&gt;&lt;/sup&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;. Kant claims that there is an absolute equality between states regardless to their power. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt:auto;mso-margin-bottom-alt:auto; margin-left:18.0pt;text-align:justify;text-indent:17.4pt;line-height:150%; mso-pagination:widow-orphan no-line-numbers"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size: 12pt; line-height: 150%; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;Another similarity between Kant’s Perpetual Peace and Wilson’s fourteen points is the thoughts about armament. In Wilson’s principles it says that “Adequate guarantees given and taken that national armaments will be reduced to the lowest point consistent with domestic safety”. As we know; before WWI there was armament race between factions and it was one of the main reason of the war. In that case the reduction of armament is precondition for a peaceful world; in that case Kant’s thoughts in Perpetual Peace show great similarities. He says “permanent armies treat other state as being seen ready for every moment and it encourages them to exceed; and this endless competition makes peace more expensive than a short term war, as a result to reduce this cost a war is indispensable. And if you add the price you pay for people to kill and die; and it is behaving those people as machine, it not acceptable for human right”&lt;/span&gt;&lt;sup&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;7&lt;/span&gt;&lt;/sup&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt:auto;mso-margin-bottom-alt:auto; margin-left:18.0pt;text-align:justify;text-indent:17.4pt;line-height:150%; mso-pagination:widow-orphan no-line-numbers"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size: 12pt; line-height: 150%; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;At last the independence of the colonies of strong state can be shown as a common thought between Kant and Wilson. In the fifth point “&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span lang="EN-US"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;A &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size: 12pt; line-height: 150%; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;free, open-minded, and absolutely impartial adjustment of all colonial claims, based upon a strict observance of the principle that in determining all such questions of sovereignty the interests of the populations concerned must have equal weight with the equitable claims of the government whose title is to be determined.” According to this point we can show other points which are specified for factions are proof of this point. It is said that nations must decide their own future and other factions must not try to control them. Kant says that “no state must interfere to other states’ main body or government by forcing them”&lt;/span&gt;&lt;sup&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;8&lt;/span&gt;&lt;/sup&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;. He continues as if there is no anarchy in a state; foreign states should avoid to concern with that state; otherwise it is considered as violating of interdependence of that state and also they begin to treat all other states’ interdependence by this way.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt:auto;mso-margin-bottom-alt:auto; margin-left:18.0pt;text-align:justify;text-indent:17.4pt;line-height:150%; mso-pagination:widow-orphan no-line-numbers"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size: 12pt; line-height: 150%; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;As a conclusion liberal internationalism is an international relations movement after WWI period and can be considered as an effort to provide peace in the world. It shows us that all states are constraint to each other and for the permanency of the peace, they all have to act as united; otherwise a possible war is predictable. After war Wilson’s fourteen points and in 18&lt;/span&gt;&lt;sup&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;th&lt;/span&gt;&lt;/sup&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt; century Kant’s Perpetual Peace are the biggest proof of this possible peace provision. Although this peace period had run only for around 20 years but when we look today we can see that Kant had foreseen the possibilities and his thoughts are still can be applied in today’s international relations.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt:auto;mso-margin-bottom-alt:auto; margin-left:18.0pt;text-align:justify;text-indent:17.4pt;line-height:150%; mso-pagination:widow-orphan no-line-numbers"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size: 12pt; line-height: 150%; "&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;text-indent:35.45pt;line-height: 150%;mso-pagination:widow-orphan no-line-numbers"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size: 12pt; line-height: 150%; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;REFERENCES&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;text-indent:35.45pt;line-height: 150%;mso-pagination:widow-orphan no-line-numbers"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size: 12pt; line-height: 150%; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;1. The Fourteen Points, Wilson’s Address to Congress, Woodrow Wilson, January 8, 1918.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;text-indent:35.45pt;line-height: 150%;mso-pagination:widow-orphan no-line-numbers"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size: 12pt; line-height: 150%; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;2. The Fourteen Points, Wilson’s Address to Congress, Woodrow Wilson, January 8, 1918.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;text-indent:35.45pt;line-height: 150%;mso-pagination:widow-orphan no-line-numbers"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size: 12pt; line-height: 150%; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;3. http:://en.vikipedia.org/wiki/Liberal_internationalism.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;text-indent:35.45pt;line-height: 150%;mso-pagination:widow-orphan no-line-numbers"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size: 12pt; line-height: 150%; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, serif; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;4. The Chris Brown &amp;amp; Kirsten Ainley, Understanding International Relations, Chapter2: Development of International Relations Theory in the 20&lt;/span&gt;&lt;sup&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;th&lt;/span&gt;&lt;/sup&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt; Century.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;text-indent:35.45pt;line-height: 150%;mso-pagination:widow-orphan no-line-numbers"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size: 12pt; line-height: 150%; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;5. Perpetual Peace Part II, Immanuel Kant, 1795, translation: Dr. Yavuz Abadan, Seha L. Meray.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;text-indent:35.45pt;line-height: 150%;mso-pagination:widow-orphan no-line-numbers"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size: 12pt; line-height: 150%; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;6. Perpetual Peace Part II, Immanuel Kant, 1795, translation: Dr. Yavuz Abadan, Seha L. Meray.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;text-indent:35.45pt;line-height: 150%;mso-pagination:widow-orphan no-line-numbers"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size: 12pt; line-height: 150%; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;7. Perpetual Peace Part I, Immanuel Kant, 1795, translation: Dr. Yavuz Abadan, Seha L. Meray.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;text-indent:35.45pt;line-height: 150%;mso-pagination:widow-orphan no-line-numbers"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size: 12pt; line-height: 150%; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;8. Perpetual Peace Part I, Immanuel Kant, 1795, translation: Dr. Yavuz Abadan, Seha L. Meray.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;text-indent:35.45pt;line-height: 150%;mso-pagination:widow-orphan no-line-numbers"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size: 12pt; line-height: 150%; "&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;text-indent:35.45pt;line-height: 150%;mso-pagination:widow-orphan no-line-numbers"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size: 12pt; line-height: 150%; "&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4291830770753831970-7076584813197039193?l=gorkykrog.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gorkykrog.blogspot.com/feeds/7076584813197039193/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4291830770753831970&amp;postID=7076584813197039193' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/7076584813197039193'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/7076584813197039193'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gorkykrog.blogspot.com/2010/04/ww1-and-kants-perpetual-peace.html' title='WW1 and Kant&apos;s Perpetual Peace'/><author><name>gorky</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13473315829828683646</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/S98i6HNl5sI/AAAAAAAAAHw/POhYSipJdBg/S220/DSCN1999.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4291830770753831970.post-61712506805096158</id><published>2010-04-11T03:35:00.002+03:00</published><updated>2010-04-11T03:37:28.767+03:00</updated><title type='text'>Faşizm deneyimi yaşamış milletlerin çalışkanlığı üzerine</title><content type='html'>yeditepe sözlük'te ilgili bir başlık üzerine yazdığım yazımı burada da paylaşmak istedim.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"   style="  line-height: 18px; font-family:Verdana, sans-serif;font-size:small;"&gt;totaliter ve faşist devletlerin ortak özelliğidir. olayın sadece azim ve hırs kısmından ziyade dönemin koşulları altında icelendiğinde daha doğru varsayımlara ulaşılması mümkün olandır. şöyle ki; almaya bilindiği üzere 1. düya savaşında oldukça ağır bir antlaşma lan versailles antlaşmasına imza atmış ve büyük meblağlarda borç ödemeye mahkum edilmiştir. dönemde başka bir olay ise keynes'in parlama dönemi olup bu dönemde devletlerin ekonomik eğilimlerinde devletçiliğin büyük bir rol oynadığıdır. yine bu devletilerin dönem içerisindeki davranışlarına bakıldığında almanya, italya ve japonya'nın faşist diktatörlükler olması ve genişlemeci politikalar gütmeleridir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;almanya örneğine bakarsak 1. dünya savaşından bu kadar ağır yara almasına rağmen nerdeyse sıfırdan bir dünya devine dönüşmesinde şüphseizki devletçi kapalı ekonominin yeri büyüktür. bundan başka ulusal hedefler doğrultusunda ari bir germen ırkının yaşama alanı oluşturma ve daha sonraki genişlemeci politikalarında bu görülebilir. faşist rejimlerde birey devlet ve birey toplum arasındaki ilişkiler bireylerin önceliğinden çok kurumların ve genelleyici olarak devletin ön planda olduğu ve hakların yerini ödevlerin aldığı bir yönetimsel bütünlük göze çarpar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yine italya'nın yapılanmasına bakarsak aynı şekilde devletin ön planda olduğu toplumun bütün sınıflarının sınıfsal ayrılıklardan ziyade ortak bir amaç için kenetlendiği ya da buna çalışıldığı bizzat mussolini'nin kendi faşizm tanımı altında rahatlıka görülebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;japonya'nın ise asya imparatorluğu kurması ve yine diktatörel rejimi ekonomik yapılanması hakkında bize fiir verebilir. osmanlı'nın son dönemlerinde japonya'nın bizzat tarımsal aktivitelerinin incelendiği ve örnek alındığı bilinmektedir. 2. dünya savaşı öncesinde ve sırasında oratay çıkan bu gücün temelleri asında çok öncesine dayanmaktadır. zira jağonya'nın 1. dünya savaşı öncesinde rusya ile savaşından galip çıktığı ve dünya içerisinde sivrilen bir düç konumuna gelmesi bu durumun açıkça bir göstergesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;siyasal rejimlerinin ortak noktalarından başka bu gelişmeyi sağlamak için moral hedefler ve kurallar da şüphesiz ki bu gelişmenin başka bir kanıtıdır. bilindiği üzere japonya'nın asırlardan beri gelen çalışkanlıkları, almanya'nın ari ırk gazları ve italya'nın roma imparatorluğu tekrar hayata döndürme emelleri işin sosyolij boyutuna gözler önüne sermektedir diye düşünemkteyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aslında bunu sadece faşist diktatörlük olarak ele almak yanlıştır, zira daha genelleyici totaliter rejimlerin ekonomik aktiviteleri incelendiğinde ki buna rusya'nın 1918 sonrası ve türkiye'nin mustafa kemal'in ölümüne kadar ki süre içerisindeki ekonomik politakalarına da bakıldığında bu tür rejimlerde devletçi kapalı bir ekonomi ve kendi kendine yeterlilik amacı olduğu teşhis edilebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;daha da büyük bir genelleme içerisine girersek; değerli para, devletçi ekonomi, ekonomide istikrar bu ülkelerin çabul gelişmesindeki en büyük etken olarak görülebilir. bir diğer ortak noktada almanya, türkiye ve rusya'nın savaştan ağır yaralar aldığıdır. bu da tabi ki ayrı bir inceleme konusu olabilir ama savaş sonrası ülkelerin ekonomileri göz önünde bulundurulduğunda yine devletçiliğin ağır etkileri görülmektedir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4291830770753831970-61712506805096158?l=gorkykrog.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gorkykrog.blogspot.com/feeds/61712506805096158/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4291830770753831970&amp;postID=61712506805096158' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/61712506805096158'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/61712506805096158'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gorkykrog.blogspot.com/2010/04/fasizm-deneyimi-yasams-milletlerin.html' title='Faşizm deneyimi yaşamış milletlerin çalışkanlığı üzerine'/><author><name>gorky</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13473315829828683646</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/S98i6HNl5sI/AAAAAAAAAHw/POhYSipJdBg/S220/DSCN1999.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4291830770753831970.post-1026934061790706464</id><published>2010-04-11T03:33:00.000+03:00</published><updated>2010-04-11T03:34:00.175+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='antisemitizm'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='faşizm'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Mussolini'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mihver ittifakı'/><title type='text'>Faşizm üzerine bir deneme</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif; font-size: small; line-height: 18px; "&gt;eksik bilgiler yüzünden yanlış tanımlamalara neden olan kavram. herşeyden önce faşizm bir nevi dikatörlüktür, totaliterdir. roma imparatorluğuna dayanan bir tarihi vardır. kelime olarak "fascio" dan gelir ve birlik, beraberlik anlamı taşır. simgesinde bir balta etrafında iple bağlamış odunlar vardır. balta burada devleti ve onun savaşçı ruhunu, odunlarda etrafında destekçisi olan halkı simgeler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;italya zamanında faşizmin doğuşu 1. dünya savaşına dayanır. 1. dünya savaşı sonrası ortaya çıkan idealizm akımı, wilson'un 14 ilkesi filan falan derkene, 1929 buhranından sonra devletlerin genelinde realist akımlar göze çarpmaya başlar ki mussolini de bu dönemde hortlamaktadır. ve yine faşizmin kurucuları arasında eskiden sosyalist, sendikacı, ordu mensupları ve anarşistler vardır. ama daha sonrasında bu adamlar şekil değiştirmekteler ve faşocan olmaktalar. hatta mussolini de eski solculardandır, merak edenler biraz daha ayrıntılı inceleme yapabilirler. hatta bu kardeş ateist filan da takılıyormuş ama sonrasında kilise ile içli dışlı olmakta. neyse konuyu dağıtmayalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;faşizmdeki husulardan biri, devletin bekası için bireylerin fedasıdır. birey tek başına bir anlam ifade etmez, sadece devlet ile bir anlam kazanır ve sloganı da "herşey devletle, herşey devlet için"dir. nazizmden ayrılan yanı da burada görünmektedir, faşizmde devlet idealleri söz konusu iken, nazizm en başından beri bir parti hareketidir ve nasyonel sosyalive hükümet yangını bunların somut örnekleridir. dahası naziler kendilerini sağlama almak için ss denilen kolluk kuvvetlere ihtiyaç duyarken, faşizmde halk bilinçli bir teslimiyet duygusu taşımaktaydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;faşizm iddaa edilenlerin aksine ırkçı değildir. ırkçılıktan etkilenmesi nazi hükümeti ile yapılan &lt;a href="http://www.sozlukyeditepe.org/nedir.php?&amp;amp;q=mihver%20ittifak%C4%B1" style="color: rgb(0, 0, 128); text-decoration: none; "&gt;mihver ittifakı&lt;/a&gt;ndan sonra böyle bir davranışa yönelmeleri çeşitli taraflarca kabul edilir, ki ırkçı hareket diye bilinen uygulama &lt;a href="http://www.sozlukyeditepe.org/nedir.php?&amp;amp;q=antisemitist" style="color: rgb(0, 0, 128); text-decoration: none; "&gt;antisemitist&lt;/a&gt; harekettir ve faşist italya'da böyle bir soykırıma kadar ilerleyen düşmanlık bulunmamaktadır. faşizm ırk üstünlüğüne değil, devlet üstünlüğüne dayanır ki ırkçılık için "racist" diye bir kavram çıkarmış zamanında yabancılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;he ırkçılık olmaması bu adamlar şiddet yanlısı demek değildir. ileri sömürgecilik mentalitesi ile uyugladıkları politikalarda ki özellikle afrika'ya girmişlerdir bu adamlar. zorla tehcir ve bunabağlı olarak toplu katliamlardan eksik etmemişler, hitler ile sidik yarıştırmışlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;faşizmin aşırı milliyetçi olması üste de vurguladığım gibi devletin bekasını en önemli vazife olarak görmeleri ve bireycilikten tamamen kendisini soyutlamasıdır. devlet bekası demekteyiz sürekli, realizmden de bahsetmiştik. şimdi biraz daha ayrıntı atarsak; realizmde devletler bekalarınıdevam ettirebilmek için ağır bir şekilde ekonomik ve askeri alanda üstünlük kurmaya çalışırlar. özellikle ekonomi realizmde çok önemlidir. faşizmin yükselmesine bakarsak 1. dünya savaşı sonrası bozulan ve 1929 buhranında iyice taban yapan ekonominin etkisi görülebilir. faşizm alt sınflara sınıfsız bir toplum vaad etmiştir, nasıldır demeyin sakın evet sosyalizme çok benzemektedir ama sosyalizm sınıf farkını kabul eder ve işçi diktatörlüğünü savunur- marx'a göre-, faşizmde ise sınıf farkı yoktur çünkü önemli olan devlettir ve herkes onun için çalışmalıdır. bu bir sosyal sorumluluktur onlar için, yani bir şekilde halkın zayıf noktasından gazı vermiş faşistler ve halkı peşinden sürüklemiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;faşizm için bakın mussolini ne demekte. bizzat kendi faşizm tanımından bir alıntıdır; " faşizm, bir dini anlayış olarak kabul edilebilir. bu anlayışta insan, kendini manevi bir cemiyetin parçası olarak kabul eden bir yasa ile ve objektif düşünüş ile, kendi içindeki ilişki ile incelemektedir. işi idare etme politikasında kalan kişi ise faşizm'in dini anlayışının bir hükümet sistemi ve herşeyden önce düşünce sistemi olduğunu anlamıştır."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;faşizmin roma imparatorluğundan esinlendiğini söylemiştik, bu yüzden faşizm gelenekselcidir diyebiliriz ki mussolini yine kendi tanımında bu görüşü destekeler. " faşizm bri tarihi anlayış olarak da kabul edilebilir. insan bunun içinde, ortak manevi davanın çözümlenmesinde görev almamış ise bütün milletlerin çalışmalarını birleştirdikleri aile ve toplum, millet ve tarih içinde değilse insan sayılmaz. hatıralarda, dilde, adetlerde toplumun hayatının değer hükümetlerinde geleneklerin önemi işte burada bulunmaktadır. tahini dışında kalan insan bir hiçtir. bu bakımdan faşizm, 18.yy meteryalist esaslara bağlı olan bütün bireyselci görüşlere karşıdır."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;faşizm, liberalizme kesin olarak karşıdır çünkü liberalism kişisel faydacıdır, devlet çıkarları öncelik değildir. "devlet dışında insani ya da manevi varlık yoktur, yani hiçbir şey değer taşımaz."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sonuç olarak faşizm devlet odaklı, devletin hep öncelikli plan tutulduğu ve kişisel çıkarların hiçe sayıldığı baskıcı bir yönetim şeklidir. direk mussoli'nin faşizm tanımını tamamı ile okumak isteyen olursa, alıntılarını yaptığım toker yayınlarının faşizm adlı kitabı tavsiye edilir. &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4291830770753831970-1026934061790706464?l=gorkykrog.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gorkykrog.blogspot.com/feeds/1026934061790706464/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4291830770753831970&amp;postID=1026934061790706464' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/1026934061790706464'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/1026934061790706464'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gorkykrog.blogspot.com/2010/04/fasizm-uzerine-bir-deneme.html' title='Faşizm üzerine bir deneme'/><author><name>gorky</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13473315829828683646</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/S98i6HNl5sI/AAAAAAAAAHw/POhYSipJdBg/S220/DSCN1999.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4291830770753831970.post-1941847369267289128</id><published>2010-04-11T02:13:00.003+03:00</published><updated>2010-04-11T21:24:04.402+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='faşizm'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='uluslararası ilişkiler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='neorealizm'/><title type='text'>Uluslararası İlişkiler Ders Notu- 1900-1945 dönemi</title><content type='html'>Bu dönem 1. ve 2. Dünya Savaşlarının yaşandığı dönem olarak göze çarpıyor. Bu iki savaşı ayrı dönem olarak alınmaması ve bir bütün olarak incelenmesi konusunda bir düşünce var ki bunun nedeni çoğu teorisyenin bu dönem iki savaş arasındaki dönem olarak tanımlamaları. Önceki yazıdaki güç dengeleri ile alakalı olarak gözlemlenebilecek bir süreç. Almanya'nın 19. yy sonunda tam anlamı ile birlik sağlaması, ve İngiltere'yi saymazsak - kara avrupasında yer almadığı için- Avrupa'daki en büyük güç olması önemli yerler. Endüstriyelleşme sürecini bitirip, hammadde ve sömürgecilik faaliyetleri de söz konusu olsa da 1. Dünya Savaşı'nın asıl nedeni olarak güç gösterisinin dışa vurumu en önemli sebep.Bu güç yarışı öncesindeki Alman sorunsalını tam anlamak için Chapter 3'teki Box3.3 The German Problem kısmına bakmak faydalı olacaktır. Yine aynı sayfadaki Key Points kısmına bakılmalı. &lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Savaşın nasıl başladığı ve süreci anlatmayacağım zira yeterince bu konu hakkında her sene ilgili derslerde konuşulmuş olması lazım. Buradaki asıl önemli kısım savaş sonrası Versailles antlaşması ve Wilson'un 14 ilkesi. Bu ilkeler ve antlaşma dahilinde önemli olan iki husus self determination, league of nations ve akım itibariyle idealizm. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;self determination svaş sonrasında halkların kendi kaderini tayin etme durumu. özellikle çok uluslu devletlerin içerisinde  yer alan etniklere ayrı özgür bir devlet kurma hakkı verilmesi gündeme geliyor bu madde ile. league of nations da milletler cemiyeti olarak geçiyor ve idealizmin temelinde yer atan devletlerin anarşik olan uluslararası arenada birleşmesi ve barışın sağlanması yönünde bazı haklarından vazgeçerek üst bir otoriteye bağlılık göstermesi anlamı taşıyor. savaşların azaltılması ve dünya barışı için gereklilik olarak gösteriliyor ki 1. Dünya Savaşı sonrasında ortaya çıkan idealizm akımı 1929 büyük buhranına kadar olan süreçte etkin halde.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;1929 sonrasında ise idealizmin işe yaramadığı ve liberal ekonominin getirdiği buhran sonrası başta Almanya olmak üzere genişlemeci ve totaliter eğilimler söz konusu. Hitler Almanya'sı, Mussolini İtalya'sı, Franco İspanyası, Japonya ve Avusturya bu dönemki totaliter ve çok kullanılan deyim ile Faşist diktatörlükler. Özellikle İtalya, Almanya ve Japonya 2. Dünya Savaşı sırasında adından söz ettiren devletler içerisinde yerleri alıyorlar. Notlarda ilgili chapter'da sayfa 56, 57,58, 66, 67, 71 ve 72 özellikle okunması gereken yerler olarak özetlenebilir. 1929 sonrası dönemde ise idealizm yerine tekrardan realist akım ortaya çıkıyor. Etiketler kısmında ilgili kelimelerin üstüne tıklayarak konu ile ilgili diğer yazıları okuyabilirsiniz. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4291830770753831970-1941847369267289128?l=gorkykrog.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gorkykrog.blogspot.com/feeds/1941847369267289128/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4291830770753831970&amp;postID=1941847369267289128' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/1941847369267289128'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/1941847369267289128'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gorkykrog.blogspot.com/2010/04/uluslararas-iliskiler-ders-notu-1900.html' title='Uluslararası İlişkiler Ders Notu- 1900-1945 dönemi'/><author><name>gorky</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13473315829828683646</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/S98i6HNl5sI/AAAAAAAAAHw/POhYSipJdBg/S220/DSCN1999.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4291830770753831970.post-5002164456366294641</id><published>2010-04-11T01:58:00.005+03:00</published><updated>2010-04-11T02:26:05.260+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='güç dengesi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='uluslararası ilişkiler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='balance of power'/><title type='text'>Uluslararası İlişkiler Ders Notu- Balance of Power</title><content type='html'>Balance of power, yani güçler dengesi... Bir önceki özetimizde uluslarası ilişkleri gelişimi hakkındaki yazıda bu konu hakkında yazmıştım. Şimdi daha detaylandıracağız orada yazdıklarımızı. güç dengesi politikası uluslararası ilişkilerde bir coğrafya içinde bir ülkenin açık bir tehdit oluşturması durumunda diğer devletlerin kendi menfaatlari doğrultusunda ittifak oluşturmaları ve o devlete karşı tavır almalarıdır. 1640'larda anti-Habsburg hareketi, 18.yy sonunda Fransa'ya karşı İngiltere, 1. Dünya savaşı öncesi Almanya'ya karşı İngiltere ve Fransa ile 2. Dünya Savaşı'nda ABD'nin rolü uluslararası ilişklerde bu güç dengesinin en somut örnekleridir. Notlarda ilgili sayfalarda chapter 3'te 54. sayfadaki "German's bid for world power status", chapter 2'de sayfa 43 ve 44 ilgili konularda size yardımcı olacaktır. Genel olarak güç dengesi bu şekildedir, daha detaylı bilgi için yukarıdaki sayfaların gözden geçirilmesi kavramın tam olarak anlaşılmasına yardım edecektir. &lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Biraz daha detaylandırmak gerecek çünkü chapter 6 sadece bu kavramla ilgili bir konu o yüzden biraz daha açalım. Güç dengesi için bir ülkenin açık bir tehdit oluşturması lazım dedim, bunun için elbette ki savaş hali olması gerekmekte. Güç dengesi ve savaş birbirini tamamlayan kavramlar. Chapter 6'da sayfa 99'da son paragraf ve sayfa 100'deki devamı tarihten örnekler vermiş, yine sayfa 103 okunması gereken bir diğer kısım notlarda. Morgenthau'nın güç dengesi ile ilgili düşünceleri var, ki bu kişi uluslararsı ilişkilerde "realist" ekolün bir düşünürü. Realist ülkelerin kendi çıkarları doğrultusunda, ortaya çıkan bu büyük dış tehdidi bertaraf etmek için kendi aralarında geçici bir dayanışmaya gitmeleri olarak nitelendiriyor. Kısaca bu durum için düşmanımın düşmanı dostumdur ilkesi demek doğru olacaktır sanıyorum. Bu konu hakkında yazılacaklar özetle budur. Dahası için ilgili yerleri okumak daha çok detay isteyenler için faydalı olacaktır. Ve son olarak da yine chapter 6'da sayfa 97'ye göz atmak iyidir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4291830770753831970-5002164456366294641?l=gorkykrog.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gorkykrog.blogspot.com/feeds/5002164456366294641/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4291830770753831970&amp;postID=5002164456366294641' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/5002164456366294641'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/5002164456366294641'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gorkykrog.blogspot.com/2010/04/uluslararas-iliskiler-ders-notu-balance.html' title='Uluslararası İlişkiler Ders Notu- Balance of Power'/><author><name>gorky</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13473315829828683646</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/S98i6HNl5sI/AAAAAAAAAHw/POhYSipJdBg/S220/DSCN1999.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4291830770753831970.post-5708457439695432576</id><published>2010-04-04T23:02:00.002+03:00</published><updated>2010-04-04T23:29:18.197+03:00</updated><title type='text'>Türk Dış Politikası Ders Notu- DP dönemi Dış Politikası</title><content type='html'>Bu dönemdeki dış politikasının ilk yıllarını önceki yazıda belirttik. Türkiye'nin NATO üyeliği, Truman Doktrini ve Marshall Planı yardımlarından konuştuk, Türkiye'nin Ortadoğu ve Batı için stratejik yerini yorumladık. Bu yazıda William Hale'in dönem ile ilgili yazısından, o dönemin kanaatımca ilginç yerlerini yazacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1953 sonrası Stalin'in ölümünden sonra Rusya'nın Türkiye'ye tavrında yumuşama söz konusu. Rusya bu dönemde dış politikasında stratejik bir değişime gidiyor ve Batı ile karşı karşıya gelmektense 3. Dünya olarak tabir edilen ülkelerle temas halinde olup buralarda kendine yandaş aramaya çalışmakta.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rusya Türkiye ile ilşkilerin ılımlılığı 1956 yılında Montreux Sözleşmesi sona erdiğinde, fesih ya da değişiklik konusunda bir konuşma yapmaması ve 27 Mayıs darbesinden sonra Türk hükümetine teklif edilen 500milyon dolarlık yardım programı ile gözlemlenebilmekte; lakin Türk tarafı, yönetim değişikliğinin Batı sempatisinden ödün vermedğini kanıtlamak için bu yardımı geri çeviriyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye 48den sonra 1964'e kada rolan süreçte 2milyar dolarlık yardım ABD tarafından sağlanmış. 1950lerde Türkiye ihracatı 320milyon ve ithalatı 400milyon dolar. Çok kısa bir sürede bu kadar hızlı bir iktisadi büyümenin kaynağı şüphesiz ki bu yardımlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha önceki Bağlantısızlar ve Türkiye ilişkileri yazısında yine bu dönele ilgili dış politikaların genellemesini yapmıştık. Burada sözü daha fazla uzatmadan Kıbrıs sorunu ve Türkiye konusuna değinmek istiyorum. Bu dönem ile ilgili son olarak bilinmesi gereken ama buraya yazmayacağım MEDO ve CENTO ile Bağdat Paktları.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4291830770753831970-5708457439695432576?l=gorkykrog.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gorkykrog.blogspot.com/feeds/5708457439695432576/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4291830770753831970&amp;postID=5708457439695432576' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/5708457439695432576'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/5708457439695432576'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gorkykrog.blogspot.com/2010/04/turk-ds-politikas-ders-notu-dp-donemi.html' title='Türk Dış Politikası Ders Notu- DP dönemi Dış Politikası'/><author><name>gorky</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13473315829828683646</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/S98i6HNl5sI/AAAAAAAAAHw/POhYSipJdBg/S220/DSCN1999.JPG'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4291830770753831970.post-7876354740756805506</id><published>2010-04-04T21:16:00.005+03:00</published><updated>2010-04-09T15:53:04.677+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türk Dış Politikası'/><title type='text'>Türk Dış Politikası Ders Notu- 1945-1952 Türk Dış Politikasına Genel Bakış</title><content type='html'>Bu dönem Türkiye, 2. Dünya Savaşı sırası ve sonrasında iyice beliren Sovyet tehdidinden kurtulmak için batıya yönelim içerisinde. Sovyetlerin 2. DÜnya Savaşı sonrasında boğazlar bölgesini denetim altına almak gibi bir amaçları var ve bunu zaman zaman göstermekten çekinmemektedirler. 45 sonrası Türkiye bu tehdit karşısında İngiltere ile olan antlaşmasından ümit etmekte lakin İngiltere'nin o zamanki gücü Türkiye'yi Rusya'ya karşı destekleyecek durumda değil. Olası bir savaşta Türkiye'nin tek başına kalması içten bile değil, ki bu yüzden ABD ile ilişkilerin başlatılması ve bu ülke ile müttefik olma çabası içerisinde Türkiye. Sovyetlere karşı gerekli askeri ve mali destek için Batı'nın yardıma ihtiyaç duyulmakta.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;45-47 arasındaki süreçte Sovyetlerin Bulgaristan ve İran Azerbaycan'ına asker takviyesi ABD başkanı Truman'ın dikkatinden kaçmıyor, Türkiye ve Yunanistan'a karşı açık bir tehdit olarak görülen bu hareketlere karşılık, ABD Türkiye yanında yer aldığını göstermek olarak yorumlanacak bir harekete imza atıyor ve 1946'da vefat eden büyükelçi Mehmet Ertegün'ün naaşı USS Missouri zırhlısı ile Türkiye'ye getiriliyor ve ABD Rusya'ya karşı büyük biraderi oynamaya başlıyor. 1947 yılında Truman Doktrini olarak bilinen bir söylev ile Türkiye ve Yunanistan'a destek konuşması yapılıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TRUMAN DOKTRİNİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye ve Yunanistan'a Rusya'ya karşı kendilerini korumaları ve kendi çıkarları adına da bir tampon bölge uygulaması adına 400milyon dolarlık bir yarım paketi çıkarılıyor. 300milyon dolarYunanistan'a, 100milyon dolar ise veriliyor. ABD'nin Türkiye'nin arkasında olduğu bir kez daha beliriyor. Bu yardımın içeriği daha çok malzeme olarak verilmekte bu arada. Savaş sonrası askeri malzemelerin ABD'ye geri götürülme maliyeti yerine yardım amacı ile Türkiye'ye verilmesi daha uygun bulunmakta, bu da ek bir bilgi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MARSHALL PLANI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1948 yılından itibaren Türkiye'nin almaya başladığı bir yardım paketi. OEEC ve OECD üyesi olan Türkiye 183milyon ekonomik ve 200milyon askeri yardım alıyor bu Avrupa Kalkınma Programı adı altında. Kasım 1948'te Türkiye NATO'ya müracaat ediyor ama başarısız olunuyor. Sovyetlere karşı korunmasına rağmen paktın dışında tutulmak Türkiye için bir sorun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;NATO ve TÜRKİYE&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dönemin Truman hükümeti Türkiye'yi Avrupalı'dan ziyade Ortadoğu'nın bir projesi olarak görmekte ve bu yüzden milli çıkarlar bakımından İngiltere'nin daha ön planda olmasını istemekte. Bu yüzden İngiltere Türkiye'yi NATO yerine İngilizlerin denetimindeki bir Orta Doğu savunma sistemi içersine dahil etme niyetindeler. Türkiye olası bir sistem içerisinde girmek için ön koşul olarak NATO üyeliği istemekteydi. 1950'de patlak veren Kore Savaşı sırasında Türkiye ve Yunanistan'on stratejik durumu tekrar tartışma konusu olarak ABD hükümetinde yer buldu. Dönemin hükümeti- ki artık DP hükümeti baştadır ve liberal izlenimi ile ABD'ye oldukça yakın bir hükümettir.- NATO üyeliği elde edebilmek ve batıya bağlılık göstermek adına Kore'ye asker yollama fikrini ortaya atmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye'nin NATO üyeliğine karşı çıkan ülke olarak İngiltere'yi görmekteyiz. O sıralarda Orta Doğu için bir komutanlık görevi vermek istemekte. 1952'de Türkiye NATO'ya üye oluyor.&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; Türkiye'nin stratejik önemini ve bu bağlamdaki dış politika taktiklerini bir kez daha yorumlarsak Sovyetlerin Orta Doğu ve Akdeniz'i ve dolayısı ile Batılı devletlerin buralardaki çıkarlarını tehdit etmesi, ve yine komünizm tehlikesinin 1949'da Yunanistan'da oldukça hissedilmesi ve bu tehlikenin daha güneye kadar inme endişesi. Türkiye'nin Rusya'ya karşı daha doğrusu komünizme karşı bir tampon bölge olarak kullanılması ve desteklenmesi söz konusudur. Türkiye ise bu tehlikeden çok Rusya'nın sıcak denizler fantezisi için gerekli olan Boğazlar sorunsalı ve Doğu sınırının olası tehdidine karşı sırtını yaslayacak bir müttefik arayışı içerisindedir. &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4291830770753831970-7876354740756805506?l=gorkykrog.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gorkykrog.blogspot.com/feeds/7876354740756805506/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4291830770753831970&amp;postID=7876354740756805506' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/7876354740756805506'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/7876354740756805506'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gorkykrog.blogspot.com/2010/04/turk-ds-politikas-ders-notu-1945-1952.html' title='Türk Dış Politikası Ders Notu- 1945-1952 Türk Dış Politikasına Genel Bakış'/><author><name>gorky</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13473315829828683646</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/S98i6HNl5sI/AAAAAAAAAHw/POhYSipJdBg/S220/DSCN1999.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4291830770753831970.post-2706457002181997155</id><published>2010-04-03T00:51:00.003+03:00</published><updated>2010-04-09T15:54:14.073+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türk Dış Politikası'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='2. Dünya Savaşı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Baskın Oran'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='William Hale'/><title type='text'>Türk Dış Politikası Ders Notu- 2. Dünya Savaşı'nda Türkiye Genel Görünüm</title><content type='html'>* Türkiye'nin 2. Dünya Savaşı'ndaki poltikası tarafsızlıktan(neutrality) çok, savaş dışı kalma(non-belligerent) şekilnde olmuştur(Oran, 393). Diğer yandan Hale bu durumu "aktif tarafsızlık" olarak nitelendirmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Türkiye savaşın gidişatı ile kısa dönemli karşılıklı antlaşmalarda bulunduysa da müttefikler tarafındaki yerini sağlamlaştırmaya çalışmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Türkiye Alman-Sovyet, İngiliz-Amerika arasındaki anlaşmazlıkları ve jeopolitik durumu ile tehditler karşısındaki zayıflığını iyi kullanarak, savaşa girmeyi uzun bir süre ertelemiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Türkiye iç politika ve özellikle kaynaklarını pazarlama noktasında tarafsız bir politika izleyeme çalışarak ülkelerin tepkisini en az düzeyde hissetmeye uğraşmıştır. ( Almanya ve İngiltere ile aramızdaki krom ticareti)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Türk hükümeti içerisinde bu ülkelere olan yakınlaşmaları incelersek; İnönü ve Saracoğlu İngiliz, Dışişleri bakanı Menemencioğlu ve Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak Alman sempatizanı olarak belirmektedir. Almanların gerilemesi sürecinde Çakmak'ın görevden alınması ve Almanların güçlü olduğu dönemdeki Menemencioğlu istifası duruma netlik kazandırabilir. (Oran, 396)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye'nin 2. Dünya Savaşı sırasındaki tutumu şüphe yok ki, ülkeyi savaş dışında tutmak için yapılması gereken her şeyin uygulanması yönünde olmuştur ve savaş sonrası iki kutuplu dünya sisteminde Türkiye'nin yeri bu savaş ile beraber az çok şeklini almıştır. Türkiye'nin Olası bir Sovyet tehdidine karşı ABD ve diğer batılı devletlere yanaşması ve bu süreçteki karşımıza çıkacak zorluklar şüphesiz ki, savaştaki oyalama taktiklerinin bir sonucu olmuştur.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4291830770753831970-2706457002181997155?l=gorkykrog.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gorkykrog.blogspot.com/feeds/2706457002181997155/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4291830770753831970&amp;postID=2706457002181997155' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/2706457002181997155'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/2706457002181997155'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gorkykrog.blogspot.com/2010/04/turk-ds-politikas-ders-notu-2-dunya_03.html' title='Türk Dış Politikası Ders Notu- 2. Dünya Savaşı&apos;nda Türkiye Genel Görünüm'/><author><name>gorky</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13473315829828683646</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/S98i6HNl5sI/AAAAAAAAAHw/POhYSipJdBg/S220/DSCN1999.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4291830770753831970.post-9184452590446408756</id><published>2010-04-02T23:48:00.005+03:00</published><updated>2010-04-09T15:54:49.358+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türk Dış Politikası'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='2. Dünya Savaşı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Baskın Oran'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='William Hale'/><title type='text'>Türk Dış Politikası Ders Notu- 2. Dünya Savaşı'nda Türkiye</title><content type='html'>Türkiye'nin 2. Dünya Savaşı sırasında uyguladığı dış politika "aktif tarafsızlık" olarak yer almaktadır. Kurşun sıkmadan bütün bir Avrupa'yı kasıp kavuran 6 yıllık bu dünya savaşından kazasız çıkmasını bilmiştir. Şüphesiz bu süreçte Türkiye'nin coğrafi konumu, liderlerinin becerisi ve şans büyük faktörler içerisindedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye'nin savaş sırasında dış politikasını incelemeden önce 6 yıllık süreç içerisinde ortaya çıkan ve Türkiye'nin stratejilerini belirlemesinde hayati önemi olan kırılma noktalarını belirlemek gerekmektedir. Bu konuda Baskın Oran kitabında kırılma noktaları ile ilgili açıklamaları faydalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1- 2. Dünya Savaşı başlarında Ekim 1939'da Fransa ve İngiltere ile yapılan antlaşma sonrası, Fransa'nın Almanya karşısında tutunamaması - Haziran 1940'da Fransa düşmüştür- ve İtaya'nın savaşa dahil olması Türkiye'yi zor durumda bırakmıştır. Zira Akdeniz'e tam anlamı ile inecek bir savaş Türkiye'yi savaşa sokacaktı, lakin Fransa'nın düşmesi Türkiye'nin Fransa ve İngiltere yanında savaşa girmesi durumunu bir hayli rafa kaldırdı. Fransa'nın savaştan çekilmesi olası bir savaşma yükümlülüğünü Türkiye adına kaldırıyordu.1940 sonrası dış politikada Almanya ile ilişkilerin başladığı görülmektedir. Fransa'nın düşmesi, İtalya'nın Akdeniz'de rahat hareket etmesi, Alman ve Rusya yakınaşması Türkiye'yi Almanya ile işbirliğine zorlamaktaydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haziran 1941'de Almanya'nın Sovyet Rusya'ya saldırmasına kadar olan süreçte Türkiye'nin Almanya ile Rusya arasında kalmaktan korktuğu aşikardır. Polonya'nın düştüğü duruma benzer bir durum ile karşılaşmak çok olasıdır. Bu süreç içerisinde İngilizlerin de Türkiye'nin savaşa girmesinin kendileri için yarardan çok zarar olacağı ifade edilmektedir.(Hale, 80)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2- Nazi- Sovyet yakınlaşması ve Rusya'nın boğazlar üzerindeki emelleri Türkiye'yi Almanya'ya yakınlaştırmaktadır. Almanya'nın balkanlardaki ilerleyişi ve Bulgaristan işgali Türkiye'nin ne şekilde hareket etmek zorunda olduğunu ortaya koymaktadır da. Almanya'nın Rusya ile özellikle Bulgaristan konusundaki anlaşmazlıkları Hitlerin Barbarossa Harekatını başlatmasına ve Rusya'ya savaş ilan etmesi sonunda Türkiye rahat bir nefes almıştır. Bunu ilerleyen süreçte Türkiye Sovyet Rusya ve Hitler Almanya'sı ile ayrı ayrı tarafsızlık antlaşmaları sağlamış ve yerini sağlamlaştırmıştır. Almanya'nın Sovyet ilerleyişinin durmasına kadar ilerleyen süreçte, Türkiye'nin aklını kurcalayan iki olasılık Rusya-Almanya arasındaki savaş sonucunun muammasıdır. Zira "Sovyetler Birliğinin kazanacak olursa, büyük ihtimalle Avrupa'daki tek büyük güç olacak ve boğazlarda istediklerini yaptırabilecekti. Diğer yandan Rusya'nın çökmesi ya da teslim olması durumunda, Hitler'in bir sonraki kurbanı Türkiye olabilirdi"(Hale,86). Türkiye'nin konumu Almanya'nın Ortadoğu emelleri için önem teşkil etmekteydi. Yine 1943 yılına kadar ki süreçte Türkiye- Almanya arasında özellikle kroma dayalı bir ticaret antlaşması yapılmış ve karşılıklı iyi niyet gösterimlerinde bulunulmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3- Şubat 1943'te Stalingrad direnişi ve savaşın Almanya aleyhine dönen gidişatı Türkiye'yi tekrar müttefikler ile derin ilişkilere yelken açmasına neden olmuştur. Türkiye'nin bu süreç içerisinde müttefikler yanında savaşa girmesini geciktirecek olay yine Rusya ve Almanya arasındaki çekişmedir. Diğer yandan "Türkiye savaşa girmemek için; gerek iki taraf arasındaki, gerekse her iki tarafın kendi içindeki çelişkilerden yararlandığı gibi, bizzar kendi zayıflığının yarattığı çelişkileri de sonuna kadar kullandı"(Oran,394). Türkiye'nin savaşa dahil olmamak için ileri sürdüğü başlıca mazaretin Rusya ya da Almanya'ya açılacak bir savaş için gerekli altyapının yetersiz olmasıdır. Müttefiklerle yapılan her görüşmede bu bahane ileri sürülmekte ve zaman kazanılmaya çalışılmaktadır. Türkiye savaşın gidişatının az çok belli olduğu dönemde artık müttefiklerin baskılarına daha fazla dayanamamış ve göstermelik bir savaş ilanında bulunmuştur. Türkiye'nin 1939-1945 yılları arasındaki dış politika taktiklerini bir sonraki yazıda belirteceğim. Kısa bir özet yapmak istersek bu yazı genel bir fikir edinmek için yeterli olacaktır düşüncesindeyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KAYNAKCA&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Willian Hale.Türk Dış Politikası.Sanat ve Arkeoloji Yayınları.2003&lt;br /&gt;Baskın Oran.Türk Dış Politikası.İletişim Yayınları.2009&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4291830770753831970-9184452590446408756?l=gorkykrog.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gorkykrog.blogspot.com/feeds/9184452590446408756/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4291830770753831970&amp;postID=9184452590446408756' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/9184452590446408756'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/9184452590446408756'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gorkykrog.blogspot.com/2010/04/turk-ds-politikas-ders-notu-2-dunya.html' title='Türk Dış Politikası Ders Notu- 2. Dünya Savaşı&apos;nda Türkiye'/><author><name>gorky</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13473315829828683646</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/S98i6HNl5sI/AAAAAAAAAHw/POhYSipJdBg/S220/DSCN1999.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4291830770753831970.post-512875466351191404</id><published>2010-03-29T21:24:00.003+03:00</published><updated>2010-04-11T21:24:26.379+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='uluslararası ilişkiler'/><title type='text'>Uluslararası İlişkiler Ders Notu- Evolution of International Society</title><content type='html'>International society Türkçesi itibari ile uluslararası toplum olsa da, konu olarak anlatılan uluslararası ilişkilerin(uluslar arası ilişkileri IR olarak kullanacağım) tarihsel devinimini anlatmak için kullanılmaktadır. Bu devinimin 1648 Westphelia Antlaşması ile başladığı kabul edilmektedir. Antik Yunan döneminden itibaren egemenlik, güç gibi kavramlar IR içerisinde yer alsa da, devlet kavramının ve devletler arası ilişkilerin yer almasının bu zamana dayandığı görüşünde birleşilmektedir. Ders notlarında Chapter2 olarak geçen kısım sayfa38 şöyle bir ibare yer almakta; "&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;it is important to emphize, then, that ancient Greece was not a state: the Greeks referred to themselves as Hellenes. Hellenic international society consisted of city states which were more or less independent of each other but shared a common culture what was essential to their cohesion as an international society.&lt;/span&gt;" Antik yunan dönemi ilişkileri için Thucydides ve Melian Diyalogue araştırılabilir. Melian Diyalogue geçen seneki yazılarımda var isteyen olursa bakabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buradan sonra IR gelişim süreci Italya'daki Rönesans hareketlerine geçmekte. Burada İtalya bölgesinde Venedik, Floransa, Milan ve Papa şehirleri olarak geçen ufak şehir devletleri ilişkileri var. Bu dönemde adı sıkça geçen Machiavelli ve eseri olan "Prens- Il Principe" var. Machiavelli IR sürecinde Realist görüşleri ile ses getiren dönemin önemli isimlerinden. İtalya'nın birleşmesini(unification of Italy) isteyen Machiavelli, Il Principe adlı eserinde devlet yönetiminde yer alan hükümdarın nasıl niteliklere sahip olması gerektiğinden bahsediyor. Bununla ilgili bir yazı yine geçen seneki kayıtlarımda var, bulabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Westphelia Antlaşması ile ilgili bilgiyi yine Chapter2'de 42 ve 43'te bulabilirsiniz. Westphelia Antlaşması ile ortaya çıkan bir kavram "balance of power" ve evolution of int. society sürecinde çoğu yerde karımıza çıkıyor. Ve tabi olmazsa olmaz "sovereignity" yani egemenlik kavramı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fransız İhtilali sonrası milliyetçilik akımı ve hemen sonrasındaki Napoleon döneminde Fransa'nın Avrupa'daki ilerleyişi sırasında tekrar "balance of power" süreci işliyor. Napoleon'un yenilgisi ardından yapılan Viyana Kongresi'nde yine bozulan Avrupa haritasındaki güç dengeleri belirlenmekte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1.Dünya Savaşı arifesinde tekrar güç dengesi durumu söz konusu. İttifak ve İtilaf Dev. arasındaki kutuplaşma buna örnek ve tabi yine bu süreçte ortaya çıkan bir realizm kavramı söz konusu. 1.Dünya Savaş'ından sonra 2. Dünya Savaşı'na kadar olan süreçte idealizm kavramı var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. Dünya Savaşı öncesinde özellikle 20'ler sonu ve 30'lar süresince realist akımları görüyoruz. Sonrasında Soğuk Savaş döneminde kutuplaşma kavramı orataya çıkıyor. Diğer ünitelerde bu yazı içerisinde geçen kavramların neler olduklarını göreceğiz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4291830770753831970-512875466351191404?l=gorkykrog.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gorkykrog.blogspot.com/feeds/512875466351191404/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4291830770753831970&amp;postID=512875466351191404' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/512875466351191404'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/512875466351191404'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gorkykrog.blogspot.com/2010/03/uluslararas-iliskiler-ders-notu.html' title='Uluslararası İlişkiler Ders Notu- Evolution of International Society'/><author><name>gorky</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13473315829828683646</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/S98i6HNl5sI/AAAAAAAAAHw/POhYSipJdBg/S220/DSCN1999.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4291830770753831970.post-6738275339784255320</id><published>2010-03-29T21:03:00.004+03:00</published><updated>2010-03-29T21:22:16.107+03:00</updated><title type='text'>Erken bir veda</title><content type='html'>Ayrılık yazılarından hiç haz etmedim zaten bugüne kadar. Fazla yapmacık gelir, ah canım kuşum bi' tanem çok özledim seni vb... diye sürüverir yazışmalar. Lakin bu seferki acılı ve fazla yakın. Normal bir ayrılık değil tabi ki asker uğurlaması ya da yüksek lisans için uzakta kalmak gibi. Bu seferki tam bir ayrılık, bir ölüm... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bölümde her gördüğümde mutlu olduğum kişilerden biriydi. Çok sık gelmezdi, ama geldiğinde de mutlu ederdi. Hep bir gülümseme hali söz konusu olurdu o varken, teneffüslerde ek1 önü sigara keyfi, sınav öncesi ne olacak halimiz tripleri, sınav sonrası yine mi kaçtı bakışları... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kapı gibi derler ya öyle bir delikanlı kanatlanıp uçtu bu dünyadan. Hani derler ya " artık bize gökyüzünden bakıyor, yıldızlarla beraber" diye, Erol da oralarda bir yerlerde olmalı, bize uzaktan gülümsemeli. Elinde gitarı ile bizlere bir parça yollayacak gittiği yerden. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Klişeler vardır Allah sevdiklerini yanına erken alır, demek ki çok seviyordu Erol'u yanına çekiverdi bizim aramızdan. İçinin saflığı yüzüne vuranlardandı, o cüsseye rağmen. Sınav öncesi en rahat ve neşeli tavrı ile " naptın abi bakabildin mi" sorularını, ek önü sigara muhabbetlerini, boynuna dolandırdığın atkını ve en önemlisi o sıcak gülümsemeni unutmayacağım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mezuniyeti erken verdin hayattan ama masterını oradan yapacaksın melekler üzerine anlaşılan. Mekanın cennet olsun, güzel insan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güzel uyu yattığın yerde...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4291830770753831970-6738275339784255320?l=gorkykrog.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gorkykrog.blogspot.com/feeds/6738275339784255320/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4291830770753831970&amp;postID=6738275339784255320' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/6738275339784255320'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/6738275339784255320'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gorkykrog.blogspot.com/2010/03/erken-bir-veda.html' title='Erken bir veda'/><author><name>gorky</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13473315829828683646</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/S98i6HNl5sI/AAAAAAAAAHw/POhYSipJdBg/S220/DSCN1999.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4291830770753831970.post-4906972652932827861</id><published>2010-03-21T22:56:00.004+02:00</published><updated>2010-03-21T23:15:41.754+02:00</updated><title type='text'>Türk Dış Politikası Ders Notu- Ek bilgi</title><content type='html'>Bir alt yazımda Bağlantısızlar ve Türkiye arasındaki ilişkileri açıklarken muhtelif kaynaklarda bağlantısızlık ile tarafsızlık politikaarını aynı anlamda kullanıldığını fark ettim. Basit ama önemli bir fark olduğunu düşündüğüm için bir takım kavramları paylaşmak istemekteyim; zira karıştırılmaya açık iki kavram durumundalar. Tarafsızlık genel anlamda, savaş sırasında savaş dışı kalma ve çatışan taraflara askeri kolaylıklar sağlamama durumudur. Örnek olarak ABD'nin 1. ve 2. Dünya Savaşlarından önce beyan ettiği tarafsız olma durumudur. Savaş sırasında, savaş dahili olan tüm ülklere aynı mesafede kalma esasına dayanmaktadır. Yine Türkiye'den vereceğimiz örnekte 2. DÜnya Savaşı'nda Türk dış politikası tarafsızlık ilkesin bağlı bir yaklaşımdır ve Mart 1941'de Sovyetler ile, Haziran 1941'de ise Almanya arasında karşılıklı bir saldırmazlık deklarasyonu yayınlanmıştır. 1941 Haziran sonunda Almanya'nın Sovyetlere saldırması ile birlikte Türkiye tarafsızlığını açıklamıştır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bağlantısızlık ise önceki yazının girişinde belirttiğim üzere 2. Düny Savaşı sonrası kutuplaşmaların yaşandığı Dünya arenasında, bu ideolojik bloklaşmanın uzanğında kalaya çalışan ve 3. dünya ülkelerinin temelini attığı bir yapılanmadır. Bağlantısızlık yerine kullanılan nötralizm kavramından ötürü tarafsızlık ile karıştırılması olası olabilir ama İngilizce terminolojiye bakıldığında tarafsızlık-neutrality ve bağlantısızlık- nonalignment olarak belirtilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu iki farkın ayrımı konu ile ilgili detaylı bilgi edinmek isteyen arkadaşlara yardımcı olacaktır düşüncesindeyim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4291830770753831970-4906972652932827861?l=gorkykrog.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gorkykrog.blogspot.com/feeds/4906972652932827861/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4291830770753831970&amp;postID=4906972652932827861' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/4906972652932827861'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/4906972652932827861'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gorkykrog.blogspot.com/2010/03/turk-ds-politikas-ders-notu-ek-bilgi.html' title='Türk Dış Politikası Ders Notu- Ek bilgi'/><author><name>gorky</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13473315829828683646</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/S98i6HNl5sI/AAAAAAAAAHw/POhYSipJdBg/S220/DSCN1999.JPG'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4291830770753831970.post-7541545126357138301</id><published>2010-03-21T22:51:00.005+02:00</published><updated>2010-03-22T23:50:53.162+02:00</updated><title type='text'>Türk Dış Politikası Ders Notu- Bağlantısızlar ve Türkiye</title><content type='html'>BAĞLANTISIZLIK HAREKETİ VE BAĞLANTISIZLAR-TÜRKİYE İLİŞKLERİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye’nin bağlantısız ülkeler ile ilişkilerini açıklamaya başlamadan önce, bağlantısızlık ve bağlantısız ülkeler ile ilgili bir ön bilgi vermemiz yararlıdır. Bağlantısızlık 2. Dünya Savaşı sonrasında ortaya çıkan bir dış politika terimidir. 2. Dünya Savaşı sonrasında ortaya çıkan “Soğuk Savaş gerilim ortamının bir ürünü” (Arı,271) olarak belirmiştir. “Çatışan blokların dışında kalma ve ittifaklarda yer almama arzusunun bir sonucu olan bağıntısızlık aynı zamanda uluslar arası ilişkilerde mümkün olduğu kadar bağımsız davranabilme isteğini de yansıtmaktadır” (Arı,271). Bağlantısızlık hareketi içerisinde yer alan ülkelerin ortak özelliği, bağımsızlıklarını yeni kazanmış ya da kazanmak üzere olan ülkelerin yer aldığı bir yapılanma olmalarıdır. Zira bu ülkeler günümüze 3. Dünya ülkeleri olarak tanımlanmaktadırlar. 1. Dünya yani Amerika ve müttefikleri ile 2. Dünya yani Sovyet Rusya ve müttefiklerine bir alternatif olarak 3. Dünya ülkeleri yer almaktadır. “Bu devletler açısından bağlantısızlık bağımsızlık anlamına gelmekteydi. Çoğu sömürgelikten yeni kurtulmuş olan bu devletler böylece dış politikada olduğu gibi iç politikada da daha bağımsız politikalar izleyebileceklerini düşünmekteydiler” (Arı,271). Bağlantısızlık hareketi içerisinde yer alan ülkeler başlangıç itibari ile Afrika ve Asya ülkelerinden oluşmaktadır. Çeşitli kaynaklarda durumdan ötürü bu harekete “Asya Afrika ülkelerinin bağımsızlık hareketi” tanımlaması yapılmaktadır. Bağlantısızlık hareketi ile ilgimizi çeken son özellik bu ülkelerin heterojen devlet yapıları ile ilgilidir; bu harekete bağlı olan ülkelerin çoğunun yönetim biçimleri farklılıklar göstermektedir ve bu da hareketin dış politika sahnesinde çok da ses bulamamasında etken olmuştur. Bağlantısızlar ile ilgi olarak kaşımıza sıkça gelmesi muhtemel bir terim; non-aligment ve non aligned countires: NAC’dır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bağlantısızlık(non-aligment) hareketi içerisinde bilmemiz gereken isimler ise; Nehru, Nasır, Chou En Lai ve Tito’dur. Chou En Lai Çin Halk Cumhuriyeti başbakanı, Tito Yugoslavya devlet başkanı, Nehru Hindistan başbakanı, Nasır ise dönemin Mısır cumhurbaşkanıdır. Bağlantısızlar Hareketinin tarihini; “1955 Nisanında Endonezya’nın Bandung kentinde toplanan ve 29 ülkeden çoğunluğunun Asya ülkelerini oluşturduğu, Afrika’dan ise çok az sayıda ülkenin katıldığı konferans Yugoslavya, Hindistan ve Mısır’ın önderlik ettiği geniş bir bağlantısız ülkeler grubunun oluşmasına varan gelişmelerin başlangıç noktasını oluşturmuştur” (Arı,273).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TÜRKİYE VE BAĞLANTISIZLAR&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye’nin bağlantısızlar ile ilişkileri de hareketin başlaması ile beraber başlamış ama Türkiye’nin kendi iradesinden ziyade ABD’nin güdülemesi itibariyle ortaya çıkmış ve Batı yanlısı Türkiye politikaları ilerleyen süreçte Türkiye’nin bu devletlerle olan ilişkilerinin bozulmasına özellikle Kıbrıs sorununda başını ağrıtmıştır. Bandung konferansına katılan ülkeler içerisinde Komünist Çin ve Vietnam ile Batı yanlısı ve NATO üyesi Türkiye vardır. Soğuk savaş sürecinde Türkiye’nin dış politikası konferansa katılan diğer ülkelerden farklı bir konumda olmasına nedendir. 18-24 Nisan 1955 tarihler arasında gerçekleşen Bandung konferansında Fatin Rüştü Zorlu ve Nehru arasındaki söz düellosu ve yine bu dönemde Mısır ile ilişkilerin bozulması Bağlantısızları Türkiye’den soğutmuştur. Türkiye’nin bağlantısızlar ile ilişkilerini daha iyi anlamak için biraz daha geriye giderek bildiklerimizi tazeleyelim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilindiği üzere Türkiye 2. Dünya Savaşı sürecinde tarafsızlık politikasını benimsemeye çalışmış, bu süre zarfında da hem Sovyet hem de Batılı ülkelerin tepkisine maruz kalmış ve ikili oynamanın risklerini fazlasıyla hissetmiştir. “Türkiye’nin savaşa girmesinin bir değer ifade etmek için çok geç” (Oran, 470) olmasından ötürü batılı ülkelerin Türkiye’yi dışlama politikası Türkiye’yi korkutmuştur. Nitekim Sovyet rejiminin 2. Dünya Savaşı’nda Alman ilerleyişini durdurulması ve karşı saldırı sonrasındaki üstünlüklerini de göz ününde bulundurduklarında Türkiye ile iyi ilişkilerin artık bir önemi olmadığını görmüş ve aba altından soba göstermekten çekinmemişlerdir. Savaş sonrasındaki Sovyet Rusya gücünün etkisi Türkiye tarafında fazlasıyla yankı bulmuştu. “Sovyet tavırlarından endişeye kapılan Türkiye kuzey komşusundan algıladığı tehdidi Batılı güçlerin, Özellikle ABD’nin desteğini elde ederek karşılama yoluna gidecektir” (Oran,475).  ABD’nin de 2. Dünya Savaşı’ndan sonra artan Sovyet ve komünizm tehdidinden ötürü Türkiye’yi Ortadoğu’da bir tampon bölge olarak kullanması ve içine giremediği Bağlantısızları denetleyecek bir ülke olmasını istemesi Türkiye- Bağlantısızlar arası ilişkilerde rol oynamaktadır.  Türkiye’nin Kore Savaşı sonrası NATO üyeliği ve Dönemin Menderes Hükümeti’nin ABD yanlısı politikaları ile Menderes’in McCartycilik tarzındaki fanatik komünizm düşmanlığı durumu daha net gözler önüne sermektedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1955 Bandung Konferansı’nda bulunmasının nedeni şüphesiz ki kendi rızalarından ziyade ABD’nin kontrol amaçlı eğilimleridir. Türkiye’nin 1955 Bandung Konferansı’nda Batı savunuculuğunu yapması, zaten bağımsızlıklarını henüz kazanmış üye ülkelerin tepkisini çekmiştir. Baskın Oran’ın bu durum hakkındaki yorumu şöyledir; “Türkiye’nin Bandung’da yaptığı ciddi hata, doğmakta olan Üçüncü Dünya’yı toptan aleyhine çevirmişti. Bunun olumsuz etkisi özellikle BM’deki Kıbrıs sorununda görüldü. Zaten bu ülkelerin her birinin azınlık sorunları bulunduğu için Kıbrıs’ta azınlık durumunda gördükleri Türk cemaatine yakın politika izlememeleri doğaldı, bir de ilke olarak Türkiye’ye karşıt duruma geldiler” (Oran,677). Bandung Konferası’nda Türkiye’nin yeri Lütfü Akdoğan tarafından da şöyle ifade edilmektedir; “Amerika, İngiltere ve Rus hegemonyasından bütün milletlerin kurtarılması lazımdır. Daha önceki bir konuşmamda 18-24 Nisan 1955 tarihlerindeki Bandung Konferansı’nda bu konuda Türk Dışişleri Bakanı’nın (Fatin Rüştü Zorlu) İngiltere ve Amerika’yı nasıl savunduğunu ve onların nasıl avukatlığını yaptığını size anlatmıştım. O Konferans’ta Makarios da koridorlarda adeta bir mahalle kavgası estirdi. Ve Türkiye de, o konferansı baltalamak için birçok ülkeye baskı yaptı. Türkiye, İngiltere ve Amerika’nın yapamadığını çok iyi bir şekilde başardı”. Bandung Konferansı’nda Türkiye’nin İngiltere ve Amerika’yı savunuculuğunu yapması ve antiemperyalist söylemlerin yoğunlukta olduğu bu toplantıyı etkisiz kılmaya çalışması, bağlantısızlar hareketi üyesi ülkeler gözünde, Türkiye’yi kapitalist dünyanın savunucusu durumuna düşürmüştü. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye’nin Bandung Konferansı’nda gösterdiği tutum Kıbrıs sorunu sırasında, BM toplantılarında konuşulurken başını ağrıtacaktır. Kıbrıs sorununda adı geçecek Makarios’un Türk hükümetine göre çok daha ılımlı olan tutumu BM arenasında Kıbrıs konusunda Bağlantısız ülkelerin desteğini alacaktır. Türkiye’nin batılı devletlerin sözlüğünü yapmış olması daha sonra bizzat Bandung Konferansı’nın olaylı adamı Fatin Rüştü Zorlu tarafından şu sözlerle kesinlik kazanmıştır; “ Bize düşen vazife vazıhtır. Biz kendi politikamızı, kendi görüşümüzü önce kendimiz savunacağız. Biz oraya son dakikada gittik. Bu iştiraki müttefiklerimiz çok arzu ettiler, aman gidin dediler, siz gitmediğiniz takdirde fena olacak dediler” (Gönlübol, 286).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye’nin bağlantısız ülkelerle olan ilişkilerini bitirmeden önce, kişisel bir tespit yapmak istiyorum. Türkiye’nin 1945 sonrası dış politikasındaki tavırlarında bir güvensizlik ve tutunacak bir dal arayışı mevcuttur. İç politikadaki tutarsızlık ve çalkantıları dış politikada ABD yanlısı tutumu ile kapatmaya çalışan hükümet politikaları. Türkiye’nin daha sonraki yıllarda özellikle Ortadoğu ve 3. Dünya ülkeleri ile ilişkilerini olumsuz yönde etkilemiş ve jeopolitik durumundan faydalanamamıştır. Özellikle Kurtuluş Savaşı sonrasında Mustafa Kemal’in Batılı emperyalist devletler karşısındaki dik başlı tavrı, sonraki yıllarda birçok devlet için örnek teşkil etmiş, fakat Türkiye’nin bu imajı özellikle Bandung Konferansı’ndaki tutumu ile büyük yara almıştır. Zira Dönemin Türk hükümetinin konferanstaki tutumu Türkiye’nin bağımsızlık yolundaki mücadelesi karşısında ironik bir durum teşkil etmektedir.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;KAYNAKÇA&lt;br /&gt;Baskın ORAN. Türk Dış Politikası Kurtuluş Savaş’ından Bugüne Olgular, Belgeler, Yorumlar. İletişim Yayınları. 2009.&lt;br /&gt;Tayyar ARI. Uluslar arası İlişkiler ve Dış Politika. MKM Yayıncılık. 2008. &lt;br /&gt;Mehmet GÖNLÜBOL. Olaylarla Türk Dış Politikası 1919-1973. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Yayınları.1974.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4291830770753831970-7541545126357138301?l=gorkykrog.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gorkykrog.blogspot.com/feeds/7541545126357138301/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4291830770753831970&amp;postID=7541545126357138301' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/7541545126357138301'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/7541545126357138301'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gorkykrog.blogspot.com/2010/03/baglantisizlik-hareketi-ve.html' title='Türk Dış Politikası Ders Notu- Bağlantısızlar ve Türkiye'/><author><name>gorky</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13473315829828683646</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/S98i6HNl5sI/AAAAAAAAAHw/POhYSipJdBg/S220/DSCN1999.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4291830770753831970.post-3426456378342947774</id><published>2010-02-08T02:52:00.002+02:00</published><updated>2010-02-08T02:57:06.201+02:00</updated><title type='text'>İnsan Hayvanı</title><content type='html'>Bu aralar sıkça karşılaşmaya  başladım. Popo kısmısı oturmaya gelmez direkt büyümeye başlar, dolaşmak lazım, lakin etrafta katıksız sığırlardan çok. Daha ahırından yeni çıkmış belli, ben ne desem şimdi laf değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gereksiz adam çok ve her yerdeler... Kime göre neye göre... Bana göre evet evet bana göre; bunu denetleyen üst kurum olarak kendimi tayin ettim. Davranışlara göre insanları kategorize edip değerlendirmek icap etmekte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dışarıdan bakınca çok komik duruyor. Dün dündür bugün bugüncülere selam ederim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabi eğitim şart...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4291830770753831970-3426456378342947774?l=gorkykrog.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gorkykrog.blogspot.com/feeds/3426456378342947774/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4291830770753831970&amp;postID=3426456378342947774' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/3426456378342947774'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/3426456378342947774'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gorkykrog.blogspot.com/2010/02/insan-hayvan.html' title='İnsan Hayvanı'/><author><name>gorky</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13473315829828683646</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/S98i6HNl5sI/AAAAAAAAAHw/POhYSipJdBg/S220/DSCN1999.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4291830770753831970.post-5927529106664600444</id><published>2010-02-08T02:46:00.003+02:00</published><updated>2010-02-08T02:52:07.669+02:00</updated><title type='text'>gereksiz ters yüz</title><content type='html'>.ilah tumos ne nınamaynam itkav rib nineceg .yeş rib elyöb etşi ısıtnıkıs nac ,mıyadralamalarak eyid nuslo fal .mızal kamamara malna rib koç netaz ednütsü ıda&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4291830770753831970-5927529106664600444?l=gorkykrog.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gorkykrog.blogspot.com/feeds/5927529106664600444/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4291830770753831970&amp;postID=5927529106664600444' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/5927529106664600444'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/5927529106664600444'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gorkykrog.blogspot.com/2010/02/gereksiz-ters-yuz.html' title='gereksiz ters yüz'/><author><name>gorky</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13473315829828683646</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/S98i6HNl5sI/AAAAAAAAAHw/POhYSipJdBg/S220/DSCN1999.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4291830770753831970.post-8116851976615466954</id><published>2009-12-26T23:22:00.002+02:00</published><updated>2009-12-26T23:24:55.141+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Modernleşen Türkiye&apos;nin Tarihi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='erik jan zürcher'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ozan örmeci'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İttihat ve Terakki&apos;den AKP&apos;ye Türk Siyasal Tarihi'/><title type='text'>Türk Politika Tarihi Ders Notu- Laiklik</title><content type='html'>Sınavda çıkmayabilir ama elim değmişken yazayım dedim. Büyük küçük harf ayrımı yapmadım, zira ilk önce sözlükte yazdım, yazımlara takılmayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;türkiye'de cumhuriyet döneminden beri sadece din ve devlet işlerinin birbirinden ayrımı değil aynı zamanda devletin din üstünde otoriter bir yönetimi olması durumu söz konudur. erik jan zürcher modernleşen türkiye nin tarihi adlı kitabında konu hakkında güzel tespitlerde bulunmaktadır. zamanında ilgimi çeken yerleri burada paylaşmak istemekteyim. "kemalist reformların en karakteristik unsuru olan laiklik hamlesinde üç faaliyet alanı ayırt edilebilir. ilki, devleti, eğitimi ve hukuku laikleştirmek, yani ulemaya, kurumlaşmış islam'ın geleneksel kalelerine saldırmaktı. ikincisi, dinsel simgelerin üstüne gitmek ve bunların yerine avrupa uygarlığının simgelerini koymaktı. üçüncüsü toplumsal yaşamı laikleştirmek ve gerektiğinde popüler islam'ın üstüne gitmekti.(zurcher, 276)" paragrafta dine karşı laiklik altında yürütülen bir savaşın olduğu net şekilde gözler önünde olmasına karşın, bunu din düşmanlığına yormak ufak çaplı bir hataya neden olur. osmanlı devleti 700 küsür sene özellikle teokratik monarşi ile yönetilirken kısa zaman içerisinde tebaa ve biat kavramlarından yurttaş olma bilincine gidilmesi söz konusudur. bu hususta kalıplaşmış düzeni yıkmak amacı ile sarfedilen yolda en büyük engel din olarak göze çarpmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yine kitapta gidecek olursak "1924 yılı, kutsal şeyhülislamlık makamının ve şeriye ve evkaf vekaleti'nin kaldırılmasına da sahne oldu. bu vekaletin yerine, diyanet işleri reisliği ile evkaf umum müdürlüğü kuruldu. her ikisi de doğrudan başbakanlığa bağlanmıştı. bu müdürlüklerin krurulmuş olması, kemalist laiklik anlayışının devletle dinin tamamen ayrılması anlana gelmediği, daha çok, devletin din üzerindeki denetimini ilan ettiğini açıkça göstermektedir.(zurcher, 277)" bakıldığında bunun da altında yatan sebep hilafetin kaldırılması sürecinde bir köprü vazifesinde olması görülebilir, yine bundan başka "1924 anayasası'nda islam'ın devlet dini olarak belirtilmesidir, eski osmanlı anayasası ise devlet dinine hiç değinmiyordu" osmanlı altında çok farklı etnik ve inanç gruplarının da bunun bir sonucu olması söylenebilse de, dinin osmanlı devleti döneminde günlük yaşamın bir parçası haline gelmesinin de bunun üzerinde bir etkisi olsa gerektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kılık kıyafet konusunda laikliğin fes ve sarık gibi geleneksel başlıkların kaldırılması ve sadece camideki ibadet görevlileri tarafından giyilmesine izin verilmesi toplumsal alandaki din etkisinin kırılması yönünde planlandığına işarettir. zurcher bu konu hakkında şöyle yazmaktadır, " atatürk'ün kendi sözlerinde, dinsel kılık kıyafetin yasaklanması gibi tedbirlerin, toplumu laikleştirme arzusu kadar, otoritenin gözle görünür her tür sergileniş şeklinin, devletin tekelinde olduğunu iddia etme arzusundan da kaynaklanmış olduğu açıkça anlaşılıyor.(zurcher, 278)"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kemalist deverim olarak tanımlanan köklü değişimin halk değil de bürokrat tabanlı olması da laiklik kavramının bu kadar sert uygulanmasına neden olmuştur. devrim kavramının toplumsal ve ekonomik kaynakların hızlı bir biçimde toplumun genelini yararına değişmesi olarak nitelendirildiğinde bunun halk için ne kadar yararlı olup olmadığı ayrı bir araştırma konusu niteliği taşır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yine laiklik kavramının bu denli sert biçimde uygulanmasının bir sebebi de demokrasiye geçiş sürecinde cemaat ve tarikatların etkisini kırmak olarak gösterilebilir. günümüzde bile demokratik seçimlerde antidemokratik bir şekilde tarikatların ve aşiretlerin seçimlerdeki etkinliği tartışmalara konu olmaktadır, o dönem için bu durumu incelersek durum daha da hayatidir. tabi laiklik baz alınarak yapılan bu resmi değişimler ve hükümetin kendi ile dini siyasallaştırması daha sonraki süreçte de dinin bir muhalefet aracı olarak kullanılmasının önünü açmıştır. yine zurcher'in tespiti çok yerindedir; "kemalistlerin popüler dine sırt çevirerek, kendileriyle halk kitlesi arasındaki bağları kestikleri de söylenebilir.(zurcher, 284)"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ve yine ne acıdır ki, atatürk'ten sonra inönü dönemindeki demokratikleşme sürecinde, chp içerisindeki muahlif isimlerinden başta adnan menderes, fuat köprülü ve refik koraltan'ın partiden ihraç edilmeleri ve celal bayar'ın istifası sonrasında "dörtler" olarak da bilinen bu grubun başo çektiği demokrat parti seçimlerde said-i nursi'yi seçim propogandası olarak kullanması ve yine demokrat parti ile chp arasında bu dönemde -ekonomik ve siyasi açıdan- pek fark bulunmaması da, dinin siyasi emeller doğrultusunda kullanılması, laiklik kavramının içinin nasıl boşaltığının acı bir örneğidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;atatürk'ün ölümüne kadar olan süreçteki din üzerinde baskıcılığın yerini din üzerinden seçimlerde rant sağlama çabalarına bırakması, o zamanlardan beri mustafa kemal atatürk'ün kemiklerini sızlatmaya yeter de artar bile diyebilir. son olarak yine laiklik kavramının içini boşaltmaya örnek chp genel başkanı deniz baykal'ın aleviler üzerinden oylara nemanlanması da günümüzde "altı ok" un ne durumda olduğunun göstergesi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;durumun kısa bir özetini yapacak olursak &lt;a href="http://www.sozlukyeditepe.org/nedir.php?&amp;amp;q=ozan%20%C3%B6rmeci"&gt;ozan örmeci&lt;/a&gt;'nin &lt;a href="http://www.sozlukyeditepe.org/nedir.php?&amp;amp;q=t%C3%BCrk%20siyasal%20tarihi"&gt;türk siyasal tarihi&lt;/a&gt; kitabındaki tespiti yerindedir; "kemalist devrim yalnızca 22 yıllık bir sürede ve sınırlı ölçekte gerçekleştirilebilmiş ve türk toplumu çağdaş uygarlık yolunda tam anlamıyla dönüştürülememiştir. bu nedenle laiklik ve kürt sorunlarında gerekli ara çözüm formülleri yetersiz tecrübe ve devletin halka uzaklığı nedeni ile üretilememiş ve devrim merkezden çevreye doğru bir şekilde ve tam anlamıyla aktarılamamıştır.(örmeci, 64)"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kemalist devrim kavramının altyapısını oluşturan laikliğin atatürk ile beraber tam anlamı ile öldüğünü söylemek pek de yanlış bir tespit olmayacaktır düşüncesindeyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kaynaklar:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;erik jan zurcher, modenleşen türkiye'nin tarihi, 2009, iletişim yayınları&lt;br /&gt;ozan örmeci, türk siyasal tarihi, 2008, güncel yayıncılık                   &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4291830770753831970-8116851976615466954?l=gorkykrog.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gorkykrog.blogspot.com/feeds/8116851976615466954/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4291830770753831970&amp;postID=8116851976615466954' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/8116851976615466954'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/8116851976615466954'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gorkykrog.blogspot.com/2009/12/turk-politika-tarihi-ders-notu-laiklik.html' title='Türk Politika Tarihi Ders Notu- Laiklik'/><author><name>gorky</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13473315829828683646</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/S98i6HNl5sI/AAAAAAAAAHw/POhYSipJdBg/S220/DSCN1999.JPG'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4291830770753831970.post-3584037533139030497</id><published>2009-12-14T17:53:00.004+02:00</published><updated>2009-12-14T18:37:59.366+02:00</updated><title type='text'>Sakal da var ama...</title><content type='html'>Şikayetler şikayetler ve daha çok şikayetler... En sevdiklerinizden, en yakın bulduğunuz, haklarında şiirler yazıp, milyon hediye ile onurlandırdığınız, her yazınızda kendilerini andığınız insanlar hakkındaki şikayetler, ve tabi ki onların sizin hakkındaki şikayetleri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gidere gier atara atar yapmak... Kanka mode out, alayına gider in... Genelde böyle durumlardan dolayı üzülürüm, üzüldüğüm çok da oldu ama bu sefer farklı. Bu kez kasıklardaki karıncalanmayı hissettim kendim de, kötülük istediğimden değil, ama... Olacakları tahmin etmek, bu konuda uyarmak ve terslenmek... Sonunda dediğin çıkması, şu İngilizler ne diyordu " I said so"...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bayılıyorum bu lafa, sakalım da var sözü aklıma geliyor hemen, zaten kirli ile kaba arasındaki sakalım mütemadiyen soğuk kış günlerinde post niyetine... Ne alaka... Sakalıma rağmen dinlenmiyorum ama ne olur ne olmaz diye bir iki kelam daha etmek istiyorum atarlar, giderler, arkadaşlıklar ve tanıdıklar üzerine, hani oldu da dinlerseniz çok yararlı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arkadaş diyoruz 10 sene diyoruz artık aşıp kardeş diyoruz... Arkadaşlıkların ne önemi var zamanla filan diyenler oldu zamanında, bakalım kaç zaman var bu cümlede bunu da saysın okuyanlar bir zahmet. Dedim ki zaman önemli, niyesine fazla cevap vermemeye çalıştım bu zamana kadar ama artık daha fazla sır tutmaya gerek yok. Büyük sırrımı açıklıyorum...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her geçen gün, hafta, ay, yıl... Her şeyin dahası oluyor; kavga, içki, kaçamak, sinema, futbol, paintball, tatil, şaka... Hayatın kendisini daha fazla paylaşıyorsun... Mehmet'imle ya da Tosun'umla ya da Aybars'la geçen gün ile en fazla bir senedir paylaştığım keyif bir olur mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi alınacaklar var tabi ki hani biz senin kankandık? Ben kanka demedim ki... Bu kavramın içini doldurmak için o kadar çok şey geçti ki, haklarında yazı yazmak için, ardlarından methiyeler düzmek için... Mehmet'ti Mehmetçik oldu mesela, ardından şafakları ben sayıyorum. Tosun'um yaban ellerde derste. Aybars'ım da uzaklarda sayılır ama kalbim onunladır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Niye aramıyorsun lan ibne diye sataşırız birbirmize, o da aramamıştır ben de. Ya da aramışızdır ama bir şekilde satış olmuştur. Son dakika satışı yediğim çok oldu, ben de yapmışımdır. Ama bu yüzden küstüm oynamamak, müsadelerle yol vermek... Dostlar, kankalar, bir zaman sonra kardeşler... Gözünü kapayıp elinden tuttuğunda seni uçurum kenarına gelince bırakmayacak insanlar... He o noktaya da gelmedim ama dibe vurduğum zamanda yanımda olanlarla çıktım ben oradan...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hem ayrılık, hem okul, hem hem hem... dönemlerinde elimden tutup, arada bir kafamı tokatlayıp, "ne yapıyorsun lan yarraam, kendine gel diyenler"; bi' git işine diyince bir tokat daha atıp" hadi lan çıkıyoruz dışarı, sikerim tribi" diyenler... İşte hepsi bu insanlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hatamı yüzüme vurup, "bak burada bunu yaptın", "şu huyunu düzelt, beğenmiyorum" ... gibi beni eleştirmeler şu zamana dek geldi geliyor da. Bu insanların arasına yenileri geldi, pekişmekte olan şu yukarıdaki ağaç kökleri gibi sımsıkı durmaya giden ilişkiler var, Cano var mesela. Ondan burada bahsetmedim, kişisel değil tabi ki. Ama öyle oldu işte, yazacak şey belki çoktu ama olmadı, "olduramadım"... Tabi ki canom canomdur, sözüm sana ey insan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;He sen kendine bak sanki sen züpersin mnkym demedim bu insanlara. Bunu anlamayanlar vardır, vardı da... Eleştiriye karşılık sen kendine bak senin de pipin bamya kadar diye cevap verenleri görünce şaşırmakta biraz üzülmekte daha azından da tebessüm etmek istiyorum. Beni daha pişmemiş, daha "çocuk" görenlerin bu çocuklukları tebessüm yapan işte, ve zamanında söylediklerimi sallamayanlara üzülüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu daha böyle gider, işin özüne gelmek lazım. Kafanızda gerçek anlamda dost olarak yani yukarıdakiler gibi kardeşçesine dostlar için zaman gerekmekte, elbet kavgalar, olacak darılmalar, küstüm oynamıyorumlar filan ama hep birlikte aşmaktır önemli olan, aşamadıklarınız ise yolculuklarda tek servislik arkadaşlıklar gibidir; dostluklar da mesafeler gibi bir süre sonra biter. Yolculuklar sürerken aynı arkadaşlarla gitmek zordur, yorar ama ganimeti büyüktür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Size rağmen size gelenleri ya da gelmeye çalışanları, kendinize rağmen tutmayı başarabilirseniz karşınızdakilerle dost olmak adında doğru adımlardasınız demektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi bu yazı sonunda, "Sana ne vazife bu?  Sana mı kaldı ahkam kesmek? Bizim ilişkilerimiz seni bağlamaz bsg" diyenler de olacaktır. Onlara da sözüm bi' kaç satır aşağıda olacak:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunu yazan tosun okuyana kosun...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4291830770753831970-3584037533139030497?l=gorkykrog.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gorkykrog.blogspot.com/feeds/3584037533139030497/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4291830770753831970&amp;postID=3584037533139030497' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/3584037533139030497'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/3584037533139030497'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gorkykrog.blogspot.com/2009/12/sakal-da-var-ama.html' title='Sakal da var ama...'/><author><name>gorky</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13473315829828683646</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/S98i6HNl5sI/AAAAAAAAAHw/POhYSipJdBg/S220/DSCN1999.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4291830770753831970.post-5616553237880165760</id><published>2009-12-04T01:31:00.009+02:00</published><updated>2009-12-09T18:47:41.717+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Modernleşen Türkiye&apos;nin Tarihi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='erik jan zürcher'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='nomenklatura'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ozan örmeci'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='oligark'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='devletçilik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İttihat ve Terakki&apos;den AKP&apos;ye Türk Siyasal Tarihi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Büyük Buhran'/><title type='text'>Türk Politika Tarihi Ders Notu- 1929 Buhranı ve Türkiye Ekonomisi</title><content type='html'>1929 Büyük Buhran'ı biliyoruz zaten. Dünyayı olduğu gibi Türkiye'yi de deridnen etkileyen bir dönem. Bu dönem içerisinde Dünya genelinde ekonomik politika devletçilik olarak belirleniyor. Açık pazarlı bir liberak ekonominin özellikle krize giren ülkelerde felakete yakın bir sorun çıkaracağını biliyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu dönemde devlet destekli yatırım ile ayakta kalınmaya çalışılmakta. Devletçi ekonomi derken aklımıza gelen şey devletin bizzat yatırım yaptığı ve özellikle bazı sektörlerde tekel konumunda olduğu durum basitçe anlatmaya çalışırsak. Türkiye'deki ulus devlet inşası her ne kadar Fransa'dan etkilemiş olsa da Sanayi devrim ve feodel düzen eksikliğinden ötürü noksan kalan bir burjuva sınıfından dolayı da Türkiye'de özel teşebbüsün olması o dönemler için münkün görünmemekte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erik Zürcher'in kitabında Tek parti dönemindeki ekonomik gelişmeler kısmında bu konu ile ilgili olarak " CHF 1931 yılındaki kongresinde, devletçilik resmen yeni ekonomik siyaseti ve Kemalist ideolojinin temel dayanaklarından biri olarka kabul edildi. Devletçiliğin tam olarak ne anlama geldiği asla açıkça tanımlanmamıştı. Kesinlikle sosyalizmin bir biçimi değildi: Özel mülkiyet ekonomik yaşamın temeli olarak kalıyordu. Devletçilik daha ziyade, özel kesimin gereken sermayeyi biriktiremediği snayileri kurmak ve işletmek için devletin sorumluluğu üstlenmesi anlamına geliyordu" (Zürcher, 291). Yine aynı sayfada TC ekonomik politikasının Sovyetler Birliği'nden esinlenmiş olduğu belirtiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ozan Örmeci ise kitabında şı satırları kaleme almakta; "Büyük Buhran sonrası dünyada oluşan yapısal koşullaırn da etkisi ile 1920'lardan başlayarak bürokratik grubun ve Kemalizm'in devletçilik temelli değerlendirilmesinin ağırlık kazandığını görüyoruz"(Örmeci, 26). " Büyük Buhran sonrası kapitalist ekonomik politikaların ciddi şekilde sorgulanması, zaten yeterli sermaye birikimi bulunmayan ülkede devletçi ekonomiyi bir zorunluluk hakine getirmiş; bu nedenle devletçilik ilkesi Altı Ok'a dahil edilmiştir"(Örmeci,27).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada bir sonraki başlıkta kendisinden bahsedeceğimiz Recep Peker ve çevresinin "otarşiye yakın bir devletçi bir ekonomi plitikasını partiye kabul ettirmişlerdir" (Örmeci, 27). Otarşi'yi özetle bir ülke izlediği, ekonomil bakımdan kendi kendine yeterlilik politikası şeklinde açıklayabiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son söz olarak Cuhmhuriyet'in ilk yıllarında olmayan burjuva sınıfının yartılması için gümüzde Rusya'da sıkça kullanılan "oligark" ve yine Rusya tabanlı " nomenklatura" yapılanması söz konusu. Bu da devletin bizzat bürokratlardan ya da belirli vasıflardaki sivillerden yine yapay yollu bir burjuva yaratma çabası. Devletin kendi finanse ettiği ya da bir şekilde bırakınız yapsınlar düşüncesi ile yaklaştığı devlet destekli burjuva hali.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu an için 1929 sonrası Türkite ekonomisi ile ilgili derste anlatılan var geniş özet bu kadar. Daha sonraki başlıklarda Recep Peker, Kadro Hareketi ve Serbest Cumhuriyet Fırkasından bahsedeceğiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KAYNAKLAR&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erik Jan Zürcher, Modernleşen Türkiye'nin Tarihi, İletişim Yayınları, 1995&lt;br /&gt;Ozan Örmeci, İttihat ve Terakki'den AKP'ye Türk Siyasal Tarihi, Güncel Yayıncılık, 2008&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4291830770753831970-5616553237880165760?l=gorkykrog.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gorkykrog.blogspot.com/feeds/5616553237880165760/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4291830770753831970&amp;postID=5616553237880165760' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/5616553237880165760'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/5616553237880165760'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gorkykrog.blogspot.com/2009/12/turk-politika-tarihi-ders-notu-1929.html' title='Türk Politika Tarihi Ders Notu- 1929 Buhranı ve Türkiye Ekonomisi'/><author><name>gorky</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13473315829828683646</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/S98i6HNl5sI/AAAAAAAAAHw/POhYSipJdBg/S220/DSCN1999.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4291830770753831970.post-7856560263100205317</id><published>2009-11-30T00:20:00.004+02:00</published><updated>2009-11-30T00:35:16.586+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='romasanta'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kurt adam'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='american werewolf in london'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='underworld'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='lycan'/><title type='text'>Kurt adam hakkında</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/SxL2e_yllWI/AAAAAAAAAGw/fb6MJlWDGu4/s1600/lycan_0.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 299px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/SxL2e_yllWI/AAAAAAAAAGw/fb6MJlWDGu4/s320/lycan_0.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5409657114805507426" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;meta equiv="Content-Type" content="text/html; charset=utf-8"&gt;&lt;meta name="ProgId" content="Word.Document"&gt;&lt;meta name="Generator" content="Microsoft Word 12"&gt;&lt;meta name="Originator" content="Microsoft Word 12"&gt;&lt;link style="font-family: georgia;" rel="File-List" href="file:///C:%5CDOCUME%7E1%5CGorky%5CLOCALS%7E1%5CTemp%5Cmsohtmlclip1%5C01%5Cclip_filelist.xml"&gt;&lt;link style="font-family: georgia;" rel="themeData" href="file:///C:%5CDOCUME%7E1%5CGorky%5CLOCALS%7E1%5CTemp%5Cmsohtmlclip1%5C01%5Cclip_themedata.thmx"&gt;&lt;link style="font-family: georgia;" rel="colorSchemeMapping" href="file:///C:%5CDOCUME%7E1%5CGorky%5CLOCALS%7E1%5CTemp%5Cmsohtmlclip1%5C01%5Cclip_colorschememapping.xml"&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:worddocument&gt;   &lt;w:view&gt;Normal&lt;/w:View&gt;   &lt;w:zoom&gt;0&lt;/w:Zoom&gt;   &lt;w:trackmoves/&gt;   &lt;w:trackformatting/&gt;   &lt;w:hyphenationzone&gt;21&lt;/w:HyphenationZone&gt;   &lt;w:punctuationkerning/&gt;   &lt;w:validateagainstschemas/&gt;   &lt;w:saveifxmlinvalid&gt;false&lt;/w:SaveIfXMLInvalid&gt;   &lt;w:ignoremixedcontent&gt;false&lt;/w:IgnoreMixedContent&gt;   &lt;w:alwaysshowplaceholdertext&gt;false&lt;/w:AlwaysShowPlaceholderText&gt;   &lt;w:donotpromoteqf/&gt;   &lt;w:lidthemeother&gt;TR&lt;/w:LidThemeOther&gt;   &lt;w:lidthemeasian&gt;X-NONE&lt;/w:LidThemeAsian&gt;   &lt;w:lidthemecomplexscript&gt;X-NONE&lt;/w:LidThemeComplexScript&gt;   &lt;w:compatibility&gt;    &lt;w:breakwrappedtables/&gt;    &lt;w:snaptogridincell/&gt;    &lt;w:wraptextwithpunct/&gt;    &lt;w:useasianbreakrules/&gt;    &lt;w:dontgrowautofit/&gt;    &lt;w:splitpgbreakandparamark/&gt;    &lt;w:dontvertaligncellwithsp/&gt;    &lt;w:dontbreakconstrainedforcedtables/&gt;    &lt;w:dontvertalignintxbx/&gt;    &lt;w:word11kerningpairs/&gt;    &lt;w:cachedcolbalance/&gt;   &lt;/w:Compatibility&gt;   &lt;w:browserlevel&gt;MicrosoftInternetExplorer4&lt;/w:BrowserLevel&gt;   &lt;m:mathpr&gt;    &lt;m:mathfont val="Cambria Math"&gt;    &lt;m:brkbin val="before"&gt;    &lt;m:brkbinsub val="&amp;#45;-"&gt;    &lt;m:smallfrac val="off"&gt;    &lt;m:dispdef/&gt;    &lt;m:lmargin val="0"&gt;    &lt;m:rmargin val="0"&gt;    &lt;m:defjc val="centerGroup"&gt;    &lt;m:wrapindent val="1440"&gt;    &lt;m:intlim val="subSup"&gt;    &lt;m:narylim val="undOvr"&gt;   &lt;/m:mathPr&gt;&lt;/w:WordDocument&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:latentstyles deflockedstate="false" defunhidewhenused="true" defsemihidden="true" defqformat="false" defpriority="99" latentstylecount="267"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="0" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Normal"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="heading 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 7"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 8"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 9"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 7"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 8"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 9"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="35" qformat="true" name="caption"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="10" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Title"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="1" name="Default Paragraph Font"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="11" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Subtitle"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="22" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Strong"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="20" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Emphasis"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="59" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Table Grid"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" unhidewhenused="false" name="Placeholder Text"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="1" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="No Spacing"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" unhidewhenused="false" name="Revision"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="34" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="List Paragraph"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="29" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Quote"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="30" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Intense Quote"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="19" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Subtle Emphasis"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="21" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Intense Emphasis"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="31" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Subtle Reference"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="32" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Intense Reference"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="33" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Book Title"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="37" name="Bibliography"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" qformat="true" name="TOC Heading"&gt;  &lt;/w:LatentStyles&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;style&gt; &lt;!--  /* Font Definitions */  @font-face 	{font-family:"Cambria Math"; 	panose-1:2 4 5 3 5 4 6 3 2 4; 	mso-font-charset:1; 	mso-generic-font-family:roman; 	mso-font-format:other; 	mso-font-pitch:variable; 	mso-font-signature:0 0 0 0 0 0;} @font-face 	{font-family:Calibri; 	panose-1:2 15 5 2 2 2 4 3 2 4; 	mso-font-charset:162; 	mso-generic-font-family:swiss; 	mso-font-pitch:variable; 	mso-font-signature:-1610611985 1073750139 0 0 159 0;}  /* Style Definitions */  p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal 	{mso-style-unhide:no; 	mso-style-qformat:yes; 	mso-style-parent:""; 	margin-top:0cm; 	margin-right:0cm; 	margin-bottom:10.0pt; 	margin-left:0cm; 	line-height:115%; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:11.0pt; 	font-family:"Calibri","sans-serif"; 	mso-ascii-font-family:Calibri; 	mso-ascii-theme-font:minor-latin; 	mso-fareast-font-family:Calibri; 	mso-fareast-theme-font:minor-latin; 	mso-hansi-font-family:Calibri; 	mso-hansi-theme-font:minor-latin; 	mso-bidi-font-family:"Times New Roman"; 	mso-bidi-theme-font:minor-bidi; 	mso-fareast-language:EN-US;} .MsoChpDefault 	{mso-style-type:export-only; 	mso-default-props:yes; 	mso-ascii-font-family:Calibri; 	mso-ascii-theme-font:minor-latin; 	mso-fareast-font-family:Calibri; 	mso-fareast-theme-font:minor-latin; 	mso-hansi-font-family:Calibri; 	mso-hansi-theme-font:minor-latin; 	mso-bidi-font-family:"Times New Roman"; 	mso-bidi-theme-font:minor-bidi; 	mso-fareast-language:EN-US;} .MsoPapDefault 	{mso-style-type:export-only; 	margin-bottom:10.0pt; 	line-height:115%;} @page Section1 	{size:595.3pt 841.9pt; 	margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt; 	mso-header-margin:35.4pt; 	mso-footer-margin:35.4pt; 	mso-paper-source:0;} div.Section1 	{page:Section1;} --&gt; &lt;/style&gt;&lt;!--[if gte mso 10]&gt; &lt;style&gt;  /* Style Definitions */  table.MsoNormalTable 	{mso-style-name:"Normal Tablo"; 	mso-tstyle-rowband-size:0; 	mso-tstyle-colband-size:0; 	mso-style-noshow:yes; 	mso-style-priority:99; 	mso-style-qformat:yes; 	mso-style-parent:""; 	mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt; 	mso-para-margin-top:0cm; 	mso-para-margin-right:0cm; 	mso-para-margin-bottom:10.0pt; 	mso-para-margin-left:0cm; 	line-height:115%; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:11.0pt; 	font-family:"Calibri","sans-serif"; 	mso-ascii-font-family:Calibri; 	mso-ascii-theme-font:minor-latin; 	mso-fareast-font-family:"Times New Roman"; 	mso-fareast-theme-font:minor-fareast; 	mso-hansi-font-family:Calibri; 	mso-hansi-theme-font:minor-latin;} &lt;/style&gt; &lt;![endif]--&gt;  &lt;p class="MsoNormal"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span style="line-height: 115%;font-size:100%;" &gt;Eski İngilizcede wer- insan ve wolf-kurt kelimelerinden gelen, "werewolf" 'un Türkçesidir. 12.yy. civarlarından başlayarak yüz yıllarca varlığına inanılan bir fantastik yaratıktır kurt adam. Avrupa tarihindeki inanışa göre kurt adam; geceleri kurda dönüşen ve hayvan ile insanlara saldıran; gündüzleri ise insan formunda yaşamaya devam eden bir yaratık türüdür. bazı kurt adamların sihirli güçler; - ki biz buna büyü diyoruz- , bazılarının ise bu duruma babadan oğla geçen bir mirasla, ya da başka bir kuradamın ısırması sonucu düştüğü konusunda inanış vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kurt adamların varlığına inanma dünyanın her tarafında olmuştur ve değişik adlarla anılmıştır. Ama özellikle 16.yy. Fransa’sında bu durum daha da göze batmaktadır. Dünyada farklı yerlerde de bu inanışın olması ile ilgili olarak, farklı kültürlerde farklı isimlerle hayvan-insanlardan bahsediliyor olmasıdır. Dünya üzerinde çoğu ülkede kurtadam hikayesi farklı isimlerle anılmaktadır. " Arnavutluk’ta (oik), Ermenistan’da (mardagayl), Fransa’da (loup-garou), Yunanistan’da (lycanthropos), İspanya'da (hombre lobo), Arjantin’de (lobizón), Meksika’da (hombre lobo and nahual), Bulgaristan’da ( varkolak), Çek cumhuriyeti ve Slovakya’da (vlkodlak), eskiden Yugoslavya olan bölgede (vukodlak), Rusya’da (vourdalak,), Polonya’da (wilko), romanya'da (vârcolac, priculici), Makedonya’da (vrkolak), İskoçya ve İngiltere’de (werewolf, wulver), İrlanda’da (faoladh or conriocht), Almanya’da (werwolf)... Kuzey Avrupa’da kurt adam yerine ayı adam inanışı söz konusudur." * Afrika’da leopard adam, Asya’da kaplan adam olarak geçmektedir. Genelleme yapılırsa yöresel farklılıklar göstermekle beraber her coğrafyada buna benzer inanışların varlığı söz konusu olmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kurt adamın daha eski efsaneler ile ilgili olarak; özellikle " Yunan mitolojisine başvurulduğunda "lycaon" olarak geçen en eski kurt adam efsanesine rastlanılabilir. Bir rivayete göre lycaon insan eti yemesi sonucunda kurda dönüşmüştür." *. Zaten bazı filmlerde kurt adam lycan kelimesinin kullanıldığı da vardır. Örnek olarak Underworld adlı fim gösterilebilir, o filmde lycanlar ve vampirlerin savaşı anlatılmaktaydı mesela.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;lycan kelimesi kurt adam olarak kullanılmakla beraber, "clinical lycanthropy" adında bir de rahatsızlık söz konusudur. Daha doğrusu kurt adam vakalarının bilimsel açıklanması "lycanthropy" vakası olarak gösterilir. Klinik likantrofi hastanın kendisini hayvan olarak hissettiği ve buna bağlı olarak hayvan gibi davrandığı bir psikiyatrik sorun olarak adlandırılır. Rahatsızlık belirtisi olarak hastanın kendisini vahşi bir hayvan olarak görmesi ki burada varsanımlar söz konusudur ve hayvan hareketlerinde bulunmasıdır ki yemek için hayvanlara saldırmak, burada hayvanlar içerisinde insanlar da vardır ve bu yüzden bir belirti olarak "cannibalizm" söz konusudur. Klinik likantrofi bir çeşit şizofrenik vaka durumunda benzetilebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuç olarak; "hâlihazırdaki bilimsel bilgiler, kurt adam olayında olduğu gibi bir insan formunun bu kadar kısa zamanda bir başka biçime dönüşmesinin kesinlikle olanaksız olduğunu ortaya koyuyor. Dolayısıyla kurt adam efsaneleri tümüyle cehalet ve kuruntu üzerine kurulmuş olabilir. fakat yine de yüzlerce yıldır bildirilen bu tür olayların. Göz ardı edilemeyeceği belirtiliyor." *&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Varlıkları ile yüz yıllarca bulundukları topluma korku salan kurt adamlar, son yüzyılda birer korku öğesi olarak sinemaya taşındı. Kurt adamlar gerek tek başlarına gerekse diğer korku öğeleri - vampirler- ile birlikte anılarak sinemaseverlerin beğenisine sunuldu. Kurt adam içerikli filmler arasında; 1981 yapımı "American Werewolf in London", 2004 yapımı Romasanta olarak gösterilebilir. Özellikle Romasanta'da kurt adam olayına daha bilimsel bir bakış açısı getirilmişti. Yakın zamanda fantastik unsurlu "Underworld" adlı film gösterimdeydiı, hatta iki film çekildi seri şeklinde. Bu filmde de kurt adamlar ve vampirlerin karşılaşması söz konusu idi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;en nihayetinde kurt adamlar tarih boyunca her coğrafyada ortaya pörtlemiş ve insanlığa korku salmış yaratıklardır. ilk ve ortaçağlarda birer efsane olarak anılsalar da daha sonrasına bilimin gelişmesi ile varlıklarına daha tıbbi açıklamalar getirilmiş ve bunun kişinin kendisini hayvan sanması şeklinde bir şizofrenik vaka olması sonucuna varılmıştır.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span style="line-height: 115%;font-size:10pt;" &gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;*vikipedi'den alıntılanmıştır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4291830770753831970-7856560263100205317?l=gorkykrog.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gorkykrog.blogspot.com/feeds/7856560263100205317/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4291830770753831970&amp;postID=7856560263100205317' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/7856560263100205317'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/7856560263100205317'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gorkykrog.blogspot.com/2009/11/kurt-adam-hakknda.html' title='Kurt adam hakkında'/><author><name>gorky</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13473315829828683646</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/S98i6HNl5sI/AAAAAAAAAHw/POhYSipJdBg/S220/DSCN1999.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/SxL2e_yllWI/AAAAAAAAAGw/fb6MJlWDGu4/s72-c/lycan_0.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4291830770753831970.post-577873302938145652</id><published>2009-11-29T23:23:00.007+02:00</published><updated>2009-11-30T01:12:55.355+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='George A. Romero'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='zombi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='film'/><title type='text'>Dawn Of The Dead</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/SxLnXpw5LuI/AAAAAAAAAGo/kAxkO9i8UJA/s1600/dawnorfthedead.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 212px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/SxLnXpw5LuI/AAAAAAAAAGo/kAxkO9i8UJA/s320/dawnorfthedead.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5409640495959322338" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=";font-family:courier new;font-size:100%;"  &gt;&lt;span style="font-family:georgia;"&gt;1978 ve 2004 yıllarında iki ayrı çekimi olan bir george romero filmidir. Filmde Romero tüketim toplumuna bir gönderme yapmaktadır. Zombiler filmde bilinçsiz sadece içgüdüleri ile hareket eden ete karşı saldırgan yaratıklar şeklindedir. zombiden çok yaşayan ölü diye geçen bu yaratıklar, düşünme yetisine sahip değillerdir. Düşünce eksikliğinden kaynaklı önceki hayatları ile ilgili hafızaları yoktur ancak temel hareketleri konusunda hala yetileri mevcuttur; yürüme ve ellerini kullanma içgüdüsü durmaktadır; hatırladıkları nesneler araba, ev gibi günlük hayatta sıradan sayılabilecek nesnelerdir. özellikle dawn of the dead'de zeombilerin hatırladıkları en önemli şey önceki hayatlarında yaptıkları tüketim kültürünün etkisi olan alışveriş merkezidir. Ete olan düşkünlükleri ile yeme ve ısırma yetileri de durmaktadır. Film içerisinde bu özellikleri karakterler arasındaki diyaloglarda da görünmektedir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;"&gt;"Francine parker: What are they doing? Why do they come here?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;"&gt;Stephen: Some kind of instinct. Memory, of what they used to do. This was an important place in their lives. "&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;"&gt;( Francine parker: Ne yapıyorlar? Niye buraya geliyorlar?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;"&gt;stephen: Bir tür içgüdü; yapmaya alışmış oldukları şeyin anısı, -alışveriş merkezi- yaşamlarında önemli bir yere sahip)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;"&gt;Zombilerin bilinçsiz hareketleri ve alışverş merkezi ile ilşikisi göz önün bulundurulduğunda, Romero'nun tüketim kültürüne gönderme yaptığını düşünebiliriz. bilinçsiz tüketici olarak da ele alınabilecek bir karakterdir zombiler. Başka bir bakış açısı ile zombiler, etrafında olup bitenlerden habersiz sadece tüketim üzerine kurulu hayatları temsil eder. Azınlıkta bu tüketim çılgınlığına tepki oluşturan bir grup düşünen insan vardır, ve zombiler bu insanları da kendi aralarına çekmek için uğraşırlar.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;"&gt;Filmin ölülerin şafağı olması bir bakıma zombilerin gününe bir gönderme olacaktır ki daha sonrasında çekildi de  "Day Of The Dead". Filmin şafak olarak geçmesini de iki anlamda inceleyebiliriz. Şafak yeni bir gün, zombilerle çevrili insanlar için bu karamsarlıkta yeni umutlar, ya da zombiler için ele alındığında insanlığın sonunun başlangıcı olarak düşünülebilir. Özellikle ikinci seçenek daha ağır basmaktadır, nitekim her geçen gün daha fazla tüketim yapılmakta, metalaşma sorunsalı git gide çoğalmaktadır ki bu durumu zombi hastalığı olarak görmek çok da yanlış olmaz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;"&gt;Sonuç olarak Romero'nun sosyal içerikli mesaj ve genel olarak toplumu eleştirmek için kullandığı güzel bir korku filmidir, hatta korku filmi olarak izlemek gülmeye neden olabilir ara sıra ama eleştiri ve inceleme adına izlenebilecek tavsiye edilen bir filmdir&lt;/span&gt;.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4291830770753831970-577873302938145652?l=gorkykrog.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gorkykrog.blogspot.com/feeds/577873302938145652/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4291830770753831970&amp;postID=577873302938145652' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/577873302938145652'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/577873302938145652'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gorkykrog.blogspot.com/2009/11/dawn-of-dead.html' title='Dawn Of The Dead'/><author><name>gorky</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13473315829828683646</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/S98i6HNl5sI/AAAAAAAAAHw/POhYSipJdBg/S220/DSCN1999.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/SxLnXpw5LuI/AAAAAAAAAGo/kAxkO9i8UJA/s72-c/dawnorfthedead.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4291830770753831970.post-3272678843485027444</id><published>2009-11-28T02:37:00.004+02:00</published><updated>2009-11-28T02:45:21.186+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='zaman'/><title type='text'>Zaman</title><content type='html'>Kasımın 12sinde başlamşım ilk defa yazmaya blog sayfasına. Aradan 1 sene geçmiş kabaca, şimdi fark ettim. Beni tanıyanlar az çok bilir; ay ve yıl dönümlerine fazla takılmam, önemsemem ne kadar olmuş, ne geçmiş aradan . Önemli olan yıl dönümleri değil sürekliliktir. Ne kadar saçma bi' şey söledim değil mi, insanların günleri, daha genellemeli söylersek zamanı kalıplaştırıp şekilciliğe dökmelerinden bahsediyorum. Zaman kendi içerisinde devinimsel sürecini yaşarken, onu parçalara ayırmaya çalışmak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir ay oldu, iki ay oldu, şu akdar ay dönümü, bu kadar bilmem ne dönümü... Lan bu böyle sürer gider, an basit anlaşılması gerekenden o kadar uzağız ki anı özelleştirmekten zevk alıyoruz ve bunu yaparken de o kadar inanıyoruz ki, önemsemeyenlere karşı anlayışsız yaftalamasını yapmaktan kendimizi alamıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tamam tamam duyuyorum sizi, kulaklarım çınlıyor. Saçmalıyorum ben de işte çapımda, paylaşmak istedim. Ben de sizi seviyorum...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4291830770753831970-3272678843485027444?l=gorkykrog.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gorkykrog.blogspot.com/feeds/3272678843485027444/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4291830770753831970&amp;postID=3272678843485027444' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/3272678843485027444'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/3272678843485027444'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gorkykrog.blogspot.com/2009/11/zaman.html' title='Zaman'/><author><name>gorky</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13473315829828683646</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/S98i6HNl5sI/AAAAAAAAAHw/POhYSipJdBg/S220/DSCN1999.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4291830770753831970.post-7183461010806028169</id><published>2009-11-27T01:29:00.003+02:00</published><updated>2009-11-30T01:13:34.654+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='toplum'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='seks'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='cinsellik'/><title type='text'>Cinsellik, Bekaret, Seks ve Çağdaşlık üzerine...</title><content type='html'>&lt;p&gt;Cinselliğin toplum açısından bir tabu olarak nitelendirildiği aşikar. Özellikle cinsellik ve seks kavramları biribirleri ile o kadar iç içe geçmiş durumda ki, cinselliği salt seks olarak gören bir neslin ferdiyiz. Ne yazık ki cinselliğin insanlarda ilk akla getirdiği şey seks ve dolayısı ile bekaret. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu bağlamda bakıldığında bekaret kavramının toplumda genel olarak ne ifade ettiği tartışmalara gebe olmakta. Bir yandan "önemsememek" adı altında marjinalitenin radikalleştiği bir düşünce hakimken, diğer yanda bunu "takıntılaştırarak" insanlar üzerinde mahalle baskısı oluşturan bir grup var. Her iki durumda da bir radikalleşmeden bahsediyoruz, 0 ya da 1 olarak kategorize ettiğimiz bu yaklaşımın ne kadar sağlıklı olduğu da tabi ki, ayrı bir tartışma konusu. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Özellikle benim de içinde bulunduğum gençlik diye tabi edilen tayfasına bir bakmak gerekmekte. Gençler arasında artan cinselliğe ilgi ve bunun sonuncunda yaşanan her şey. Her şey içerisine olayın seksüel bağlamdaki yaklaşımları daha çok göz önünde bulunuyor, bu da toplumumuzun inanç ve değer yargıları ile alakalı bir konu. Seksüel kısma geçmeden önce cinselliğin neye benzediğini irdelememiz gerekmektedir. Cinsellik nedir? sorusuna cevabın ne şekilde olduğu durumunda toplumun cinselliğe bakış açısının ne olması gerektiğini de anlamış oalcağız. Cİnsellik salt seksten ziyade, erkek ve kadının kendi anatomik ve fizyolojik durumlarını ve eğilimlerini de içine kapsayan bir olgudur. Toplumda ise cinsellik denince akla gelen ilk şeyin seks olmasından kaynaklı, çok basit bir örnekl ile kendi vücudlarında olan her türlü değişime karşı bir tabu edası ile yaklaşmaktadırlar. Her türlü cinsel konu gizli saklı, sadece çok samimi arkadaş çevrelerinde konuşulan ya da büyüklerin kendi arasındaki diyaloglarında kulak misafiri olmaları ile öğrenilegelmektedir. Böyle bir aşamada da cinsellik ister istemez farklı bir boyut kazanmaktadır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu yazı malesef detaylı bir cinsellik konusu işleyemeceğim, ama daha önce de belirttiğim takıntı haline getirme ve önemsememenin çağdaş toplumdaki yeri ile ilgil bir deneme sunacağım. Seksin ve dolayısı ile bekaretin önemsenmemesi ve bunun çağdaşlıkla olan bağlantısı günümüzde hala tartışılmaktadır. Bunun nedenini bekareti savunmak ve savunmamak arasındaki farkın tamamen takıntılaştırmak ve önemsememek arasında gidip gelmesindendir. Önemsememek bir çağdaşlık olarak nakledilirken, takıntılı olmak da bağnazlık göstergesi olarak algılanmakta ve bu da özellikle kuşaklar arasında çatışmalara neden olmaktadır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çağdaş olmak, on yüz bin kişi ile cinsel ilişkiye giren biri ile beraberliğini sürdürmek değildir nihayetinde; yani biraz da mide ister böyle bir durum sanırsam. Bekaret kavramı ister istemez tüm erkeklerin - bu konuya erkek gözünden bakmak konu için daha rahattır, keza kadınların çoğu erkeklerin kaç kez seks yaptığına fazla takılmazlar- aklında bir kısımda yer etmiştir. evet bekaret önemlidir, sevdiceğin daha önce başka biri ile birliktelik yaşamamış olması temennidir. diğer yandan bu ilişki yaşanırken ortaya çıkan faktörlere de bakmak lazımdır. keza cinsel birlikteliği teklif edenler bir şekilde erkekler olmaktadır, ve bu durumda kadın için iki şık olmaktadır; evet ya da hayır. Tabi bu noktaya kadar gelen bir ilişkide diğer bazı yakınlaşmaların varlığı da inkar edilemez. inglizce de "petting" olarak nitelendirilen ön sevişmenin - oral seks değil- bu noktaya kadar gelinirken yapıldığı aşikardır. buraya kadar sorun yok...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu noktaya gelen kadın kişimiz zaten artık bakire değildir, evet değildir çünkü bakirelik, zarla kısıtlanamayacak kadar geniş bir kavramdır. Cinsel birliktelik de olduğu zaman yani kadınımızın evet dediği şıktan sonra olanları burada tekrarlamaya gerek yok. Gelelim önemseme ve takıntı hale getirme arasındaki çağdaşlık sınırına.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kişiye ya da kavrama değer vermek ya da önemsemek ile bunu bir takıntı haline getirme arasında fark vardır. Önsememek olayı bir vurdumduymazlıkla karşılamak olarak nitelendirilir ve partnerim istediği kadar kişi ile birlikte olmuş olursa olsun mentalitesi sağlıksız durmaktadır. Zaten belirli bir yaş öncesinde ya da sonrasında fark etmez, yol geçen hanı tarzı cinsel birliktelikler bu eylemi yapan kişi için duygusal dejenerasyona neden olur, bunu kimse inkar etmez sanırım. Bu tür eylemlerdeki fazlalıklar cinselliğin ve dolayısı ile seksin maneviyatına aykırıdır. Olayı sadece vücudun biyolojik bir ihtiyacı olarak görmek bünyenin kendini mastürbe etmesinden daha farklı olmayacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Takıntı hale getirmek ise, yurdum insanımızın hala cinselliği bir tabu olarak görmesinden kaynaklıdır. Ve burada önemsemekten aşırı bir durum vardır; uğruna masum insanları öldürecek kadar aşırılık, bir tür fanatizm ve dolayısı ile takıntıdan başka bir kavram ile tanımlanamaz. Sevgiliyi  daha önceki ilişkisinde karşısındakini severek, değer vererek ve güvenerek yaptığı bir eylemden ötürü aşırı derecede tenkit etmek ve aşağılama noktasına gelmek çağdaşlaşma ile bağdaşmayacağı gibi bırakınız yapsınlar bırakınız geçsinler tarzı bir önemsememe ise bizi hayvanlardan ayıran farklara karşı bir ihanet olarak değerlendirilebilir, ki bu durumda da çağdaşlaşma ile bir çatışma söz konusudur.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4291830770753831970-7183461010806028169?l=gorkykrog.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gorkykrog.blogspot.com/feeds/7183461010806028169/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4291830770753831970&amp;postID=7183461010806028169' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/7183461010806028169'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/7183461010806028169'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gorkykrog.blogspot.com/2009/11/cinsellik-bekaret-seks-ve-cagdaslk.html' title='Cinsellik, Bekaret, Seks ve Çağdaşlık üzerine...'/><author><name>gorky</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13473315829828683646</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/S98i6HNl5sI/AAAAAAAAAHw/POhYSipJdBg/S220/DSCN1999.JPG'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4291830770753831970.post-413871579013614515</id><published>2009-11-05T01:42:00.003+02:00</published><updated>2009-11-05T01:49:21.103+02:00</updated><title type='text'>Hayatın anlamına dair</title><content type='html'>Hayatın anlamını çözdüğünü iddaa eden tüm organizmalara selam ediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir faydasını görebildiniz mi madem?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendi egolarını şişirmek ve karşınızdakini alttan alta küçümsemek dışında bir işe yaradı mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sefil hayatlarınız daha mı çekilir durumda?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayata karşı daha mı olumlusunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Melankoliden kendinizi kurtarabildiniz mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendinizi deli dolu mu görüyorsunuz? Yoksa olgunlaştınız mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu olgunluğunuzun getirdiği bir sonuç olarak kendiniz gibi olmayanları çocuk mu görmüyor musunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok görmüş geçirmiş olmakla hayatı gerçeken çözdüğünüze inanıyor musunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer son soru hariç hayırlarınız daha fazla ise ve son soru da evet ise, kusura bakmayın ama bir bok çözdüğünüz yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer evetler daha fazla ise; onlar zaten çözdüklerini iddaa etmiyorlardır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4291830770753831970-413871579013614515?l=gorkykrog.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gorkykrog.blogspot.com/feeds/413871579013614515/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4291830770753831970&amp;postID=413871579013614515' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/413871579013614515'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/413871579013614515'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gorkykrog.blogspot.com/2009/11/hayatn-anlamna-dair.html' title='Hayatın anlamına dair'/><author><name>gorky</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13473315829828683646</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/S98i6HNl5sI/AAAAAAAAAHw/POhYSipJdBg/S220/DSCN1999.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4291830770753831970.post-3651872056454964443</id><published>2009-10-24T23:53:00.003+03:00</published><updated>2009-10-24T23:59:59.237+03:00</updated><title type='text'>Carnaval de Paris</title><content type='html'>Carnaval de Paris; nam-ı diğer Paris karnavalı... Asıl karnaval Paris değildi ama, hatırlayanlar var mıdır bilmiyorum; sene 1998 Fransa Dünya Kupası resmi müziklerinden biridir Carnaval de Paris. Şarkıda her yerden sesler var, futbolun özünü veriyor aslında şarkı. Hele bir de klibi ile izlenirse fazladan duygusal anlar yaşatıyor insana. Müziğini dinleyip, klibini izledikçe tüylerim diken diken oluyor gözlerimdenbir kaç damla göz yaşı akı veriyor. Paris karnavalı bir anda bambaşka bir karnavala bürünüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bu da videoya ulaşmak için yol;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;http://www.youtube.com/watch?v=Sohy-MJa6S0&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4291830770753831970-3651872056454964443?l=gorkykrog.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gorkykrog.blogspot.com/feeds/3651872056454964443/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4291830770753831970&amp;postID=3651872056454964443' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/3651872056454964443'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/3651872056454964443'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gorkykrog.blogspot.com/2009/10/carnaval-de-paris.html' title='Carnaval de Paris'/><author><name>gorky</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13473315829828683646</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/S98i6HNl5sI/AAAAAAAAAHw/POhYSipJdBg/S220/DSCN1999.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4291830770753831970.post-2259054285302779769</id><published>2009-10-21T00:44:00.002+03:00</published><updated>2009-10-21T01:05:23.568+03:00</updated><title type='text'>Psikolojik Mastürbasyon 2</title><content type='html'>Başka bir mastürbe seansı ile beraberiz. Kendimi çok ezik hissettiğim ve mütemadiyen cevap verme isteğimden dolayı bir kez daha volume 2 tadında bir başlık ile sizlerle buluşuyorum. Bu açıklamamdan sonra herhalde şubat ortasına kadar bir daha bu konu hakkında karalamam.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir gün otururken bu söz öbeğini duydum. Önce bir soru geldi " Ne yapıyorsunuz siz bu Rotaract'ta" ve sonra subjektif bir yorum " Bence bir avuç zengin züppenin kendilerini tatmin etmek için yaptıkları psikolojik mastürbasyon". Her ne kadar sevgili tosunum buna katılsa da iyi niyetinden alt anlamları fark etmedi diye düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendinden daha zor insanlara yardım ederek, yani burada  kendinden daha aciz durumdakilere yardım ederek onların bu acizliklerini kullanarak zevke gelmek... Çok hastalıklı bir düşünce en azından bence. Çocuk pornosu izlemek gibi bir şey yani, tüylerim ürperdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mesela geçen gün mailime geldi; bir kan ihtiyacı varmış. Ameliyat olan biri kan bankasına borçlanmış ve durumu iyi değil. Eğer Rotaract üyesi olmasam o  mail bana gelmeyecekti ve gidip ben kan veremeyecektim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kan vermenin benim üstümde nasıl bir psikolojik mastürbe etkisi olabilir mesela? Hemşire yanlış yerden damara girmeye çalıştı uyarılarıma rağmen ve bir kan ünitesi o hemşire yüzünden dolmadı tam anlamı ile. Ve ben gittim sırf kan verecem diye yediğim içtiğime dikkat ettim öncesinden, kan verdikten sonra bir 25dk sıcakta yürüdüm, polis görse ne bu kol dese ve içeri alsa savunmam inandırıcı olmayabilir. Bunları geçtim kanımı yeteri kadar alamadıkları için sol koldan da girmelerini teklif ettim, kabul etmediler fark etmeyecek diye. Ve ben üzüldüm, tam yardım edemedim diye.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer mastürbe bir psikolojim olsa bu kadar götü yırtmazdık değil mi yardım etmek için. Peki kan vermekteki amaç neydi? Yardım ederek günahlarımdan arınmak için bir yol bulmak mı? ya da değersiz hayatımda işe mi yaradım?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İtiraf ediyorum; o günkü kanın işe yarayıp yaramayacağından bile emin değilim. Belki hastalık vardı ya da kan az diye kabul etmeyecekler. Tek tesellim borçlanılan kan yerine vücudumdan bir ünitelik kan ile onların borcunun ödenmesini hızlandırmam. Umarım iyleşmiştir kendisi adı neydi Mehmet bilmem ne. Adını hayatımda ilk defa duydum, kan verdim bana pek bir faydası olmadı bir kaç gün boyunca ama onlar için belki de çok şeydi. Mutlu olmamın tek sebebi ise onların işinin görülmüş olması, onun dışında koca bir hiç.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yoksa değil mi Marcus Antonius, sen söyle...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4291830770753831970-2259054285302779769?l=gorkykrog.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gorkykrog.blogspot.com/feeds/2259054285302779769/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4291830770753831970&amp;postID=2259054285302779769' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/2259054285302779769'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/2259054285302779769'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gorkykrog.blogspot.com/2009/10/psikolojik-masturbasyon-2.html' title='Psikolojik Mastürbasyon 2'/><author><name>gorky</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13473315829828683646</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/S98i6HNl5sI/AAAAAAAAAHw/POhYSipJdBg/S220/DSCN1999.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4291830770753831970.post-6119903261298950309</id><published>2009-10-21T00:25:00.002+03:00</published><updated>2009-10-21T00:40:21.966+03:00</updated><title type='text'>"Psikolojik Mastürbasyon"</title><content type='html'>Ha ha ve bir ha daha. Anılarımızı tazelerkene aklımın ucunda kalan bir isim tamlaması; psikolojik mastürbasyon. Bu sefer de beyin kılcallarımdaki damarlara giden kandaki endorfin miktarını arttıracağım, beynim bir sikişlerde demek ki orgazm durumları filan var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim neyime tiyatro ama hayırlısı dedik; hayırlı sonu olsun diye. Yardım amaçlı bir oyun oynamanın getireceği psikolojik mastürbayonun etkisi ile kendimi profesör kılığına sokmam yakındır. Biraz Joker, biraz da çatlak profesör kıvamında bir tipleme nasıl olurdu? Düşünmesi bile kabus.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse tiyatrodan elde edilmesi öngörülen para ile psikolojik mastürbasyonumuzu yapacağız; ne mi yapacağız evet güzel soru. Bir hastane ya da sağlık ocağının odasını donanımlı hale getirmek. Ne güzel değil mi insanlara yardım filan olacak. Aslında buradan yazarkan kendi kendine bir zevklenmeden ziyade, başka insanlara da faydalı olacağımı düşünerek şu anda psikolojim summer school orgy festivaline katılan ergen liseler kıvamında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anlamadığım nokta kendi psikolojimi tatmin etmek için niye yardıma ihtiyacı olan insanları kullanayım? Kendini tatmin etmek için fazla aşağılık bir tarz değil mi? Bu okulun en ufağını döven "cool" öğrenci tiplemesi gibi bir şey oldu; yani başkası üzerinden kendini mastürbe etmek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olaya bir de şu yönden baksak: O insanların hayatlarını kolaylaştırmanın getirisi onların öncesine göre biraz daha mutlu olmaları, geleceğe belki biraz daha umutla bakabilmeleri, ya da o yardımlar ile onları da yardım etmeye teşvik etme.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Demem o ki benim psikolojimi mastürbe etmeye ihtiyacım yok; en azından bu şekilde. Bu insanlara yardım etsem de etmesem de bir şekilde tatmin olabilirim hayatta. Başkalarını tatmin etmek için bir şeyler yapmak... Güzel bir fikir, daha önce aklımıza gelmedi değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanlara kendini tatmin etmek için değil de, o insanları tatmin etmek için yardım etmek. Ne kadar da mantıklı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öylesine aklıma geldi, anılar işte ne yaparsınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve bir şey daha bazı otoritelere göre "psikolojik mastürbasyon"= ROTARACT&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu denklemi de belirtmek lazım gelir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4291830770753831970-6119903261298950309?l=gorkykrog.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gorkykrog.blogspot.com/feeds/6119903261298950309/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4291830770753831970&amp;postID=6119903261298950309' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/6119903261298950309'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/6119903261298950309'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gorkykrog.blogspot.com/2009/10/psikolojik-masturbasyon.html' title='&quot;Psikolojik Mastürbasyon&quot;'/><author><name>gorky</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13473315829828683646</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/S98i6HNl5sI/AAAAAAAAAHw/POhYSipJdBg/S220/DSCN1999.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4291830770753831970.post-4554308306191671005</id><published>2009-07-30T00:30:00.001+03:00</published><updated>2009-07-30T00:31:52.056+03:00</updated><title type='text'>Kurudum Kaldım</title><content type='html'>Bu ne lan böyle ne bloga ne de sözlüğe yazabiliyorum, kurudum kaldım. Tıkız oldum, fikir verin lan insafsızlar. Tükenmek üzereyim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4291830770753831970-4554308306191671005?l=gorkykrog.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gorkykrog.blogspot.com/feeds/4554308306191671005/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4291830770753831970&amp;postID=4554308306191671005' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/4554308306191671005'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/4554308306191671005'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gorkykrog.blogspot.com/2009/07/kurudum-kaldm.html' title='Kurudum Kaldım'/><author><name>gorky</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13473315829828683646</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/S98i6HNl5sI/AAAAAAAAAHw/POhYSipJdBg/S220/DSCN1999.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4291830770753831970.post-969745117999346396</id><published>2009-06-21T00:37:00.007+03:00</published><updated>2010-04-11T21:24:46.005+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='uluslararası ilişkiler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='neorealizm'/><title type='text'>Uluslararası İlişkiler Ders Notu- Neorealizm</title><content type='html'>Evet başka bir uluslar arası dersi konusu neorealizm. Bu konudan neler çıkacak bakalım. Bu arada alıntıları ingilizce olarak hocanın okuyun dediği konulardan vericem bunlar. chapter 2, 7, 9 ve 12.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu akım öncüsü Kenneth Waltz. Klasik realizm anlayışına yeni bir bakış açısı getiriyor. Normal realizmden farklı bazı noktalar var ilk önce bunları paylaşalım. Gelenekselci realistler anarşinin sistemin bir parçası olduğunu düşünürlerken. Neorealistler arnarşinin sistemin kendisi olduğunu savunmaktalar. chapter9'da pakistan ve hindistan arasındaki nükleer yarıştan bashedilmiş. " For a nea realist, a better explanation for India and Pakistan'a nuclear testing would b anarchy or the lack of a common power or central authority to enforce rules and maintain oder in system". Uluslararası sistemde ortak bir otorite eksikliğinden doğan anarşiden söz ediliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci fark gücün tanımı ile ilgili. Trad. realisltere göre askeri güç, güç tanımı içerisinde en büyük payı alırken, Neorealistlerde durum biraz daha farklı. Gücün sadece askeri kaynakların biriktirilmesi değil aynı zamanda bu gücün sistem içerisindenki diğer devletleri yönlendirme, onların eğilimlerini belirleme özelliğinden ed bahsedilmekte. Özellikle burada hocanın ders içerisinde değindiği "kutuplaşma" durumundan da bahsetmek gerekiyor. Kutuplaşmaya geçmeden önce ülkelerin davranışlarını belirlemede kullandıkları mantıktan bahsedelim. Hocanın derste belirttiği gibi " devletler sistemin dışında kalamazlar ve davranışlarında sistem belirleyici unsurdur." ve yine structure kavramından bahsedilmekte ki bu kutuplaşma ile alakalı bir durum. sistem kendi içerisinde belirli yapılar dağa doğrusu güç dengeleri ile alakalı olarak davranışları belirliyor. 3 çeşit yapıdan bahsediliyor ve bunlar unipolar, bipolar ve multipolar dünya şeklinde belirtilmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıntıya girmeden önce bu sistem içerisinde ülkeler nasıl hareket etmişler onu anlatan bir yazı var ch9'da. Belçika ve Çin örneği verilmiş. Aralarında gerek nüfus gerek yüzölçüm bağlamında büyük farklılıklar. Her iksi de kendi egemenliklerini korumak için ne yapıyorlarmış bakalım. Belçika sınırlı kaynaklarına karşın bölgesel ve uluslararası düzeyde organizasyonlar ve ittifaklar içierisinde kendine yer edinerek silahlanma yarışında kendine bir yer kapmak için uğraşırken, Çin zaten bölgesel büyük bir güç ve geniş bir ülke olmasından dolayı tek yanlı bir askeri strateji ile güvenliğini sağlamakta.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi de kutuplaşma olayına girelim. Biraz önce tek, çift ve çok kutuplu olmak üzere sistemin yapısı üzerinde durmuştuk. Çünkü sistem içerisinde devletlerin eğilimlerini etkileyen faktör kendisinden daha güçlü olan ülkelerin varlığı idi. Günümüzde bunun en güzel örneği ABD. Şimdi devam edelim; tek kutuplu dünya günümüzde ABD ergemenliği altındaki dünya durmakta. Gerek ekonomik gerek askeri, her alanda söz sahibi olan bir ülke. Daha fazla bahsetmeme gerek yok, son elli senede ABD'nin politikasını biraz bilenler ya da araştıranlar bilirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki kutuplu dünye için soğuk savaş dönemi en güzel örnek olmakta. ABD ve Sovyet Rusya arasındaki gelişmeleri hepimiz bilmekteyiz. Buraya da fazla değinmeye gerek yok diye düşünüyorum&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok kutuplu dünya için hoca fazla bir şey sölemedi. Benim bir sorum vardı 2. Dünya savaşı öncesi güç dengeleri için böyle bir örnek verilebilir mi diye hoca hayır demişti. O dönemi kendi başına inceliyorlarmış. Çok kutuplu dünya için örnek olarak 1. Dünya savaşı öncesi Avrupa arenası ve Osmanlı İmp. söz konusu. Almanya, Avusturya Macaristan, Fransa, Rusya, İngiltere. Ama özellikle İngiltere burada büyük bir unsur. Daha fazla deetay için ch12'de Amerika'nın 20yy'dan itibaren uyguladığı dış politikadan bahsedilmekte. İlerleyen saatlerde halim olursa biraz daha değinebilirim şimdilik bu kadar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4291830770753831970-969745117999346396?l=gorkykrog.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gorkykrog.blogspot.com/feeds/969745117999346396/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4291830770753831970&amp;postID=969745117999346396' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/969745117999346396'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/969745117999346396'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gorkykrog.blogspot.com/2009/06/neorealizm.html' title='Uluslararası İlişkiler Ders Notu- Neorealizm'/><author><name>gorky</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13473315829828683646</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/S98i6HNl5sI/AAAAAAAAAHw/POhYSipJdBg/S220/DSCN1999.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4291830770753831970.post-4355367456330325823</id><published>2009-06-15T02:37:00.002+03:00</published><updated>2009-06-15T02:38:56.862+03:00</updated><title type='text'>Msn</title><content type='html'>Mısın misin.... Emektar kendini bırakınca tabi, msn de gitti. En çok da şu giden smileylere üzülüyorum. Botokslu kadınlara benziyor msn konuşmalarım, mimiksiz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4291830770753831970-4355367456330325823?l=gorkykrog.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gorkykrog.blogspot.com/feeds/4355367456330325823/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4291830770753831970&amp;postID=4355367456330325823' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/4355367456330325823'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/4355367456330325823'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gorkykrog.blogspot.com/2009/06/msn.html' title='Msn'/><author><name>gorky</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13473315829828683646</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/S98i6HNl5sI/AAAAAAAAAHw/POhYSipJdBg/S220/DSCN1999.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4291830770753831970.post-4888255101305021034</id><published>2009-06-15T02:19:00.003+03:00</published><updated>2009-11-29T23:01:52.372+02:00</updated><title type='text'>Emektar</title><content type='html'>Ahaha dün gece gece bigisayarım takıldı ve sonrasında işletim sistemi yükleme hatası verdi lanet olasıca. Herşeye rağmen affettim seni ama komputer; kuzene de buradan selam ederim hayatımı kurtardığı için. Beş saat küsür düzeltmeye çalıştı, zaiyat fazla sayılmaz ama ters yerlerden darbe aldık; D sürücüm sapsağlam ayakta ama uluslararası ödevim silindi ve kaynakları da, ve masaüstü kaynaklı bütün dosyalar.  Ühü ühü böyle ağlarmış gibi yapayım dedim ama gerçekten sinir krizine ramak kalmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seni hala seviyorum bebek, canımsın...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4291830770753831970-4888255101305021034?l=gorkykrog.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gorkykrog.blogspot.com/feeds/4888255101305021034/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4291830770753831970&amp;postID=4888255101305021034' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/4888255101305021034'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/4888255101305021034'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gorkykrog.blogspot.com/2009/06/emektar.html' title='Emektar'/><author><name>gorky</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13473315829828683646</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/S98i6HNl5sI/AAAAAAAAAHw/POhYSipJdBg/S220/DSCN1999.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4291830770753831970.post-4349775420210205282</id><published>2009-06-10T22:47:00.002+03:00</published><updated>2009-06-10T22:54:46.261+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Vanessa Craig'/><title type='text'>Pencere</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/SjAPMsd8vXI/AAAAAAAAAGM/PeWGKk89cfk/s1600-h/window.gif"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 202px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/SjAPMsd8vXI/AAAAAAAAAGM/PeWGKk89cfk/s320/window.gif" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5345789468458401138" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Daha içerilere açılan bir pencere var. Az önce açtım, perdeyi aralayınca görülecek. Merak ederseniz bir bakın.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4291830770753831970-4349775420210205282?l=gorkykrog.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gorkykrog.blogspot.com/feeds/4349775420210205282/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4291830770753831970&amp;postID=4349775420210205282' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/4349775420210205282'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/4349775420210205282'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gorkykrog.blogspot.com/2009/06/pencere.html' title='Pencere'/><author><name>gorky</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13473315829828683646</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/S98i6HNl5sI/AAAAAAAAAHw/POhYSipJdBg/S220/DSCN1999.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/SjAPMsd8vXI/AAAAAAAAAGM/PeWGKk89cfk/s72-c/window.gif' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4291830770753831970.post-2014427717344006299</id><published>2009-06-08T22:17:00.009+03:00</published><updated>2010-04-11T21:25:00.185+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='uluslararası ilişkiler'/><title type='text'>Uluslararası İlişkiler Ders Notu- Machiavelli'nin prensi</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Machiavelli eserinde devletin başına gelecek olan prens için tavsiyelerini açıklamaktadır. Devlet adamı olacak kişi herşeyden önce devletin bekası için uğraşmalı ve her hareketi bu amaca yönelik olmalıdır. Tam anlamıyla bir realist olan Machiavelli için amaca ulaşan yer yol mübah sayılmaktadır ve bü yüzden hareketlerinde etik değerlerin ikinci plana atılmasında sorun yoktur. Zaten kendisine göre de insan özünde kötü bir varlıktır, bu yüzden hükümdarın da farklı olması teknik olarak beklenemez. Özellikle Prens eserinde incelenmesi gereken bazı konular var bunlardan bazıları, daha doğrusu bu yazı derste işlenenlerle akalı olarak göreli basit metin olacaktır ve alt başlıkları ingilizce olarak yazacağım notlarla uyulması açısından; bunlar cruelty vs mercy, genoristy vs parsimony ve vices vs virtues olarak ağırlık kazanmakta.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;CRUELTY VS MERCY:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Prens'in merhametli mi yoksa zalim mi olması gerekir yönünde bir soru cevabı olarak değerlendirme yaparsak daha iyi oalcaktır. Machiavelli'ye göre prens her ikisine birden sahip olmalıdır, fakat her ikisini birden aynı anda yapmak zor olacağından korkulan bir hükümdar olmanın her zaman için tercih edilme nedeni olduğundan bahseder. Yanlız burada altını çizdiği önemli bir nokta vardır; prens zalim olurken kendisinden nefret ettirmemeli ve halkın saygısını kazanmalıdır. Kendisinden nefret edilmesinin olumsuz sonuçları biraz düşünüldüğünde görülebilir.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt; Zalimliğini kanun uygulama ve ceza verme işlemlerinde gerçekleştirmesi gerekirken, halkın malına ve namusuna karşı herhangi bir tacizde bulunmaktan tamamen kaçınmalıdır. Zalimlik sürekli halde gösterilmemesi gereken bir değerdir ve yerine göre kullanılmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;GENEROSITY AND PERSIMONY:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Machiavelli bir üstte olduğu gibi buradada, kükümdar için cömertlik ve cimrilik arasında, cimriliği öne çıkarır. Fazla eliaçık olmak hükümdar için iyi bir davranış olmayacaktır, fazla iyi olmaya gerek yoktur. Tabi ki üste olduğu gibi cimriliği de uzun vadede abartmadan yapmak hükümdarın nefret edilen biri olmaması yönünde önem göstermektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;VICES AND VIRTUES:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Machiavelli'ye göre prensin erdemlik anlayışı da günlük hayatta olduğundan biraz daha farklıdır. Sonuç olarak devlet yönetiminde realizm söz konusu olduğundan erdem anlayışı da bu bağlamda incelenmelidir. Machiavelli " erdem sahibi hükümdarın en temel özelliğinin, en temel hedeflerine ulaşmak üzere zorunluluğun gerektirdiği her şeyi – yapılacak şey ister erdemli ister erdemsiz olsun- yapma isteği olarak belirler." Burada da etik üstünde bir esneklikten bahsedilmektedir. Ayrıca hükümdar iyi biri olmasa da kendine karşı nefret toplamamak için iyi biriymiş gibi görünmeli, pis işleri başkalarına yaptırmalıdır. Erdem konusunda uygulanması gerekn diğer şeyler olarak şöyle bir alıntı yapmak istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Machiavelli: “...Saydığım niteliklerden iyi olanların bir hükümdarda bulunmasının övgüye değer olduğunu herkes kabul eder; bunu biliyorum.  Ne var ki bunların tümünün bir arada bulunması, bunların tümüne uyulması insan doğasına uygun olmadığından hükümdarın en azından kendisini yerinden edecek derecedeki kusurlardan kaçınmayı bilmesi gerekir. Diğer kusurlara gelince, hükümdar bunlardan kaçabiliyorsa kaçsın, kaçınamıyorsa fazla tasalanmasın.” Machiavelli’ye göre  her yönden iyice bakıldığında iyi görünen meziyetlerin yıkımı getireceğini, kötü görünenlerin ise güvenlik  ve seneklik sağlayacağını ortaya koyar. Böylece hükümdarın nasıl olması gerektiği belirlenir: “Yaşananlarla yaşanması gerekenler arasında o kadar fark vardır ki yapmakta olduğunu, yapması gereken uğruna  bir kenara bırakan kişi, varlığını korumaktan çok yok olmayı öğrenmiş olur.  O halde, varlığını sürdürmek isteyen bir hükümdarın iyi olmayı öğrenmesi ve koşulların gereklerine göre davranmayı bilmesi lazımdır” (Machiavelli,1994:77-79"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Machiavelli'nin Prens'i için yazılabilecekler ders içeri adına bu kadar. Umarım yazdıklarım ve alıntı işine yarar.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;Alıntılar http://www.genbilim.com/content/view/1670/90/ adlı sitede bulunmaktadır isteyenler daha fazla bilgi için bakabilirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4291830770753831970-2014427717344006299?l=gorkykrog.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gorkykrog.blogspot.com/feeds/2014427717344006299/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4291830770753831970&amp;postID=2014427717344006299' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/2014427717344006299'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/2014427717344006299'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gorkykrog.blogspot.com/2009/06/machiavellinin-prensi.html' title='Uluslararası İlişkiler Ders Notu- Machiavelli&apos;nin prensi'/><author><name>gorky</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13473315829828683646</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/S98i6HNl5sI/AAAAAAAAAHw/POhYSipJdBg/S220/DSCN1999.JPG'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4291830770753831970.post-6073579746607145252</id><published>2009-05-22T00:29:00.002+03:00</published><updated>2009-05-22T00:37:22.374+03:00</updated><title type='text'>Bağlanmayacaksın</title><content type='html'>Şiirin birinde yazıyor yine şairin ismi lazım değil;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.&lt;br /&gt;"O olmazsa yaşayamam." demeyeceksin.&lt;br /&gt;Demeyeceksin işte.Yaşarsın çünkü.&lt;br /&gt;Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki. "...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Çok sahiplenmeden, Çok ait olmadan yaşayacaksın.&lt;br /&gt;Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi,&lt;br /&gt;Hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.&lt;br /&gt;İlişik yaşayacaksın. Ucundan tutarak..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hepsi iyi güzel de, öyle de hayattan nasıl keyif alacaksın. Az üzülmek için az sevinmek, az ağlamak için az sevmek. Madem her ödülün bir bedeli var, ödülü doya doya yaşarken bedelini de ödemek niye zor gelmekte. Ucundan tutmam, tutmayacağım da.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O olmadan da yaşar insan,&lt;br /&gt;Ama bir yeri eksik olur gülüm.&lt;br /&gt;Tadı yoksa sensiz  ömrün,&lt;br /&gt;Kendine yetsen de alamazsın tadını günün...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4291830770753831970-6073579746607145252?l=gorkykrog.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gorkykrog.blogspot.com/feeds/6073579746607145252/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4291830770753831970&amp;postID=6073579746607145252' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/6073579746607145252'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/6073579746607145252'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gorkykrog.blogspot.com/2009/05/baglanmayacaksn.html' title='Bağlanmayacaksın'/><author><name>gorky</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13473315829828683646</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/S98i6HNl5sI/AAAAAAAAAHw/POhYSipJdBg/S220/DSCN1999.JPG'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4291830770753831970.post-8368118313777601389</id><published>2009-05-20T21:02:00.003+03:00</published><updated>2009-05-20T21:09:24.457+03:00</updated><title type='text'>Ya Şimdi Ya Asla</title><content type='html'>Böyle bir söz vardı; "Ya şimdi ya asla" diye çok doğru bir laf, zaman geçtikçe, tecrübe edindikçe anlıyor insan. Bazı şeyler ertelemeye gelmez. Mesela sağlık; bir anda yığılıverirsin kenara kalırsın orada. Bir diğeri de sevgidir gösterilmesi ertelenemeyecek, bir o kadar da önemli hatta hayati. Göstermek için birşeyleri beklersen, sonunda ya ömrün yetmez ya da sevgili beklemez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok önemli şeydir sevgi; görmek kadar göstermesini de hem bilmek hem de ertelememek gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dedikleri gibi;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya şimdi ya asla...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4291830770753831970-8368118313777601389?l=gorkykrog.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gorkykrog.blogspot.com/feeds/8368118313777601389/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4291830770753831970&amp;postID=8368118313777601389' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/8368118313777601389'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/8368118313777601389'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gorkykrog.blogspot.com/2009/05/ya-simdi-ya-asla.html' title='Ya Şimdi Ya Asla'/><author><name>gorky</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13473315829828683646</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/S98i6HNl5sI/AAAAAAAAAHw/POhYSipJdBg/S220/DSCN1999.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4291830770753831970.post-5472260910760688979</id><published>2009-05-20T20:46:00.004+03:00</published><updated>2009-05-20T20:59:22.019+03:00</updated><title type='text'>Ayrıntı</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/ShREduaoKiI/AAAAAAAAAF8/4diAtJSrzEU/s1600-h/granite_cliff.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 213px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/ShREduaoKiI/AAAAAAAAAF8/4diAtJSrzEU/s320/granite_cliff.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5337966735807490594" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Şeytan ayrıntıda gizlidir diye bir kitap vardı, bilmem kim yazmış ismi lazım değil. Biraz daha düşündüm de hayat ayrıntıda gizli aslında. Küçük detaylar; dikkat edilmesi gereken, ertelenebilir gibi görünen ama aslında hiç de öyle olmayan, şakaya gelmeyen ayrıntılar. Bir anda hayatınızı allak bullak edebilen ayrıntılar. Daha da elem verici olan bu ayrıntılar anca düşerken görünüyor, hani derler ya hayatın bir film şeridi gibi gözlerin önünden geçmesi aynen öyle oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşerken görülüyor ayrıntılar... Şimdi iki seçenek duruyor yer çarpamaya az kalmışken; ya tamamen düşüp öleceksin ve hayat da ayrıntılarıyla  beraber bitecek, bir diğer durum ise yere o denli sert çarptıktan sonra, atladığın o detaylar artık hayatının bi parçası olacak hiç bırakmayacaksın sımsıkı tutacaksın bir daha düşmemek için. Her zaman ikinci bir şanstır yoktur çünkü hayatta, olanakları iyi kullanamayınca elinden kayar gider.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben şimdi nerede miyim? Komadayım düşme sonrası, makineye bağlanmış durumda; ya tam anlamıyla fişim çekilecek ya da bir ikinci hayat öpücüğü gelecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayatı beklemekteyim, güzel günler için güneşli günler...&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/ShREitYZM2I/AAAAAAAAAGE/19uZrajyPHQ/s1600-h/cards-of-life-and-death-kornel-ravadits06.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 191px; height: 191px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/ShREitYZM2I/AAAAAAAAAGE/19uZrajyPHQ/s320/cards-of-life-and-death-kornel-ravadits06.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5337966821429031778" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4291830770753831970-5472260910760688979?l=gorkykrog.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gorkykrog.blogspot.com/feeds/5472260910760688979/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4291830770753831970&amp;postID=5472260910760688979' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/5472260910760688979'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/5472260910760688979'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gorkykrog.blogspot.com/2009/05/ayrnt.html' title='Ayrıntı'/><author><name>gorky</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13473315829828683646</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/S98i6HNl5sI/AAAAAAAAAHw/POhYSipJdBg/S220/DSCN1999.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/ShREduaoKiI/AAAAAAAAAF8/4diAtJSrzEU/s72-c/granite_cliff.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4291830770753831970.post-7351682600514803617</id><published>2009-05-14T19:20:00.004+03:00</published><updated>2009-05-14T19:35:03.018+03:00</updated><title type='text'>Sanatta Güzellik ve Nü</title><content type='html'>Ne demek istediğim belki tam olarak anlaşılmayacak başlıktan ama okurken anlarsınız. 22 salağın bir topun peşinden koşturması mantığında bir izlenim belki ama sergilerde filan bu kadın vücudu üstüne boyamalar nedir? Hep iki göğüs ve bir vajina, ve niye bundan daha fazlasını hissedemiyorum bakarken tuvale? Sorun benim sığlığım mı; gereğinden fazla sorun eden ben miyim, yoksa kadının cinselliğinin her zaman gözler önünde olmasının başka bir sebebi mi var?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Antik Yunan zamanlarından kurtulursak günümüzde erkek nüleri yok denecek kadar az ya da ben görmüyorum. Ya heykel çalışmaları bayanların vücudları ver kıvrımları üstünde. Amaç ne biri bana anlatsın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tamam erkek vücudu kıllı mıllı normalde ama buradaki resim, yani kadınlar da her zaman tüysüz bal dök yala durumlu değiller. Güzel kadını mı bulmaya çalışmakta acaba sanatçılarımız? Ya da sorun güzel kadından ziyade güzelliğin kendisi mi aranan?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Freud demiş ki; " Cinsel organların kendisi, insan vücudunun güzellik yönünden gelişiminde yer almamıştır: Onlar hayvan olarak kalmış ve böylece sevgi de şimdiye kadar olduğu gibi gerçekte hayvani olarak kalmıştır." Zaten dikkat edilirse birine güzelliği ithaf ederken, sadece kıyafet üstünden gördüklerimizle yorumlarız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiç bir kadının vajinası ya da erkeğin penisi ile bir bütün olarak görüldükten sonra güzellik yorumu yapan olmuş mudur? Sanmıyorum ama siz bir inceleyin belki de yamuluyorumdur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse konu dışına dağılmayalım; Şu hatunları çizerken pornografiden biraz daha uzaklaşsak nasıl olur? Ayıp tüh kaka demiyorum ama tuvale de öyle 10 dk bakamıyorum incelemek için, yani çırılçıplak bir kadın resminde ne inceleyebilirsin ki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biri benimle tartışsın bunu, seviyorum sizi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4291830770753831970-7351682600514803617?l=gorkykrog.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gorkykrog.blogspot.com/feeds/7351682600514803617/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4291830770753831970&amp;postID=7351682600514803617' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/7351682600514803617'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/7351682600514803617'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gorkykrog.blogspot.com/2009/05/sanatta-guzellik-ve-nu.html' title='Sanatta Güzellik ve Nü'/><author><name>gorky</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13473315829828683646</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/S98i6HNl5sI/AAAAAAAAAHw/POhYSipJdBg/S220/DSCN1999.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4291830770753831970.post-5310178866565800989</id><published>2009-05-14T19:00:00.003+03:00</published><updated>2009-05-14T19:08:43.394+03:00</updated><title type='text'>Balıkçı Çocuk ve Kediler</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/SgxB7deEknI/AAAAAAAAAF0/QDc51SGPP2c/s1600-h/blkc%C4%B1cckveked%C4%B1ler.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 424px; height: 295px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/SgxB7deEknI/AAAAAAAAAF0/QDc51SGPP2c/s320/blkc%C4%B1cckveked%C4%B1ler.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5335712148306039410" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;5 Mayıs'ta tek başıma gittiğim gölgeye övgü sergisine girmeden önce giriş katında yer alan sergiden bir resim "balıkçı çocuk ve kediler". Orhan Peker'in bi çalışmasıymış, yağlı boya filan da yazıyordu ama oraları hatırlamıyorum. Hatırladığım kediler ile balıkçı çocuk arasında resimde bir bağ işlemiş olduğu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Balıkçı çocuğumuzda etrafındaki kediler gibi, balıklara imrenek bakmakta. Hatta onlar gibi durmuş çocuğumuz, iştahlı ve üzgün gözlerle bakmakta balıklara. Kedilerden tek farkı belki de nefsine hakim olarak balıklara girişmemesi ve kendisi gibi bakan kedileri balıklardan uzak tutmaya çalışması belki de.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Resmi incelemek isteyenler için buraya bir adet koyuyorum. Siz de bakın, bakalım siz ne göreceksiniz?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4291830770753831970-5310178866565800989?l=gorkykrog.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gorkykrog.blogspot.com/feeds/5310178866565800989/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4291830770753831970&amp;postID=5310178866565800989' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/5310178866565800989'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/5310178866565800989'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gorkykrog.blogspot.com/2009/05/balkc-cocuk-ve-kediler.html' title='Balıkçı Çocuk ve Kediler'/><author><name>gorky</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13473315829828683646</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/S98i6HNl5sI/AAAAAAAAAHw/POhYSipJdBg/S220/DSCN1999.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/SgxB7deEknI/AAAAAAAAAF0/QDc51SGPP2c/s72-c/blkc%C4%B1cckveked%C4%B1ler.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4291830770753831970.post-4892136217026902312</id><published>2009-05-11T23:35:00.006+03:00</published><updated>2010-04-11T21:25:35.952+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='uluslararası ilişkiler'/><title type='text'>Uluslararası İlişkiler Ders Notu- Melian Dialogue</title><content type='html'>Her ne kadar İngilizce bir başlık koysak da içeriğini Türkçe vereceğim. Melian Dialog nedir bir inceleyelim:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Thucydides tarafından yazılan "History of the Peleponnesian War" adlı eserinden bir bölümdür Melian diyalog. Thucydides'in bu eseri; tarihte ilk defa realizm ve idealizm karşılaştırılmasıdır. Atinalılar ve bir Sparta kolonisi olan Melianlıların Melos'u arasındaki diyalogu anlatır. Güçsüz Melos ile Atinalılar arasında geçen bu konuşmada tarihteki ilk idealizm ve realizm örneklerine rastlayabiliriz. Özellikle güç ve gücün kullanımı hakkındaki diyalog içerisinde geçen teoriler günümüz realizmine ışık tutar görünmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diyalog içerisindeki konulardan bazılarını anlatmamız gerekirse adalet ve adaletsizlik üzerine geçen konuşmalar dikkat çekebilir. Güçlünün güçsüzü ezmesinin Melos ve Atina tarafından ayrı yorumlanışlarını görmekteyiz. Melos'un; güçlünün kendi gücünden daha aşağıda olan birisine karşı olan tavrı ki günümüzde bunu "orantısız güç" olarak yorumladığımız yerler olmuştur, etik olmayan adaletsiz bir davranış olarak belirmekteyken, Atina tarafından güç dengesinin olmadığı bir yerde adalet ya da adaletsizlik kavramlarından bahsedilmenin anlamsızlığı belirtilmiştir. Atinalılara karşı mutlak bir itaatı reddeden Melos, Atinalıların halkını yok etmesi tehditlerinin ahlaki bir değer taşımadığını ifade ederken, Atinalılar ise güçlüye karşı böyle bir ithamda bulunmanın yanlış olacağını çünkü hak, adalet gibi değerlerin sadece güçlüler tarafından belirlenebileceğinden bahseder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diyalog içerisindeli diğer bir konu ise, gücün gösterimi ile ilgilidir. Melos'un Atinalıların üstünlüğü her ne kadar kabul etmiş olsa da, mutlak bir boğun eğme durumu olmadığından daha doğrusu Melos'un Atina ve Sparta arasındaki savaş arasında nötr kalması yönündeki isteği Atina tarafından kesin bir dille reddedilmiştir. "ya bizdensin ya onlardan" mantığındaki bireyselci bakış açısı ki bunu en sık gördüğümüz yer realizm olmaktadır, güç sahibinin elindeki gücü sonuna kadar kullanmasını öğüler. Gösterilmeyen gücün güç olmadığını savunan Atina, Melos ve halkını haritan silmekten hiç çekinmeyecektir. Tamamen devletin bireysel çıkarcılığı üstünden giden Atina için üst paragrafta da belirtildiği gibi herhangi bir etik kaygı olmadığından, böyle bir gücün şov amaçlı gösterimi konusunda da herhangi bir çelişki söz konusu değildir. " The strong do what they can and the weak suffer what they must." sözü de tam bu noktada Atina'nın gücün kullanımı hakkındaki düşüncelerini vurgulamaktadır. Onlara göre güçlü her zaman için güçsüzü ezmeli, gücünü ispat etmelidir; aksi takdirde güçlü olmanın bir anlamı yoktur ve eğer kendileri de bir gün buna benzer bir durumda kalırlarsa aynı kendilerinin Melos ve halkına yapacakları gibi, kendilerine de böyle birşey yapılmasını bir "hak" oalrak görürler. Sonuç olarak gücün eşit dağılmadığı bir ortamda hak ve hakkın olmadığı bir yerde de seçme özgürlüğünden bahsetmek uygun görünmemektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Melian diyaloğunda göze çarpan başka bir nokta; Melos'un Atinalılara karşı gösterdiği idealist ve umut dolu tavırdır. Atinalıların kendilerine yapacaklarından dolayı cezalandırılacaklarını, Tanrı ve Sparta'nın öçlerini alacaklarını düşünmekte ve bununla kendilerini avutmalarıdır. İyi niyetli bu yaklaşıma karşılık, Atinalıların tanrıların sadece güçlülerin yanında olmasına yönelik konuşmaları da realist yaklaşımın bir parçası olsa gerektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çıkarlabilecek başka bir nokta ise, çoğu tarihi filmde de rastladığımız, onur ve hayatta kalma arasındaki çelişkinin vurgulanmasıdır. Atinalılar kendilerine biad edildiği takdirde Melos ve halkının yaşamasına izin vereceklerinden aksi takdirde onları yok edeceklerinden bahsetmektedir. Ne var ki Melos, Sparta ilkesinin bir örneği olarak onurlu bir ölümün, onursuz bir yaşamdan daha iyi olacağından bahseder ve tehditleri Tanrı ve Sparta'ya güvenerek görmezden gelir. Atinalılar ise yaşamadıktan sonra onurun hiçbir işe yaramayacağına dair savunmada bulunur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Melos'un halkı ile konuşmak isteyen Atina'ya da tepki gösteren Melos, onların böyle bir durumda sağlıklı karar veremeyeceklerinden ve duygusal davranacaklarından bahseder. Melos için politika sadece devleti yönetenler arasında yapılması gereken birşey olarak kalmalıdır. Karmaşık konuşmalar halkın aklını olumsuz yönde etkileyebilecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genel olarak Melian diyaloğuna baktığımızda Atina'nın realist ve Melos'un idealist bir tutum içerisinde olduğunu görmekteyiz. Realizmin ilkeleri üstünden yapacağımız incelemelerde, bireysel çıkarcılık ve çıkarlar için görmezden gelinen ahlaki değerler bu konuşmada oldukça vurgulanmaktadır. Realizm'in vurguladığı anarşi durumunda ve özellikle Hobbes'un "doğa hali" denen anarşik düzeninde de belirtildiği gibi, güçlerin eşit olmadığı yerlerde ahlaki değerlerden ve adalet, hak gibi kavramlardan bahsedilemez. Hak olarak görülebilecek şey, güçlünün güçsüzü yok etmesi yönünde gerçekleşmesi olağan durumdur. Thucydides'in Melian Diyalağu M.Ö. yıllarından günümüze gelen ili akım olan realizm ve idealizmin karşılaştırılması yönünden faydalı bir çalışmadır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4291830770753831970-4892136217026902312?l=gorkykrog.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gorkykrog.blogspot.com/feeds/4892136217026902312/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4291830770753831970&amp;postID=4892136217026902312' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/4892136217026902312'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/4892136217026902312'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gorkykrog.blogspot.com/2009/05/melian-diyalogu.html' title='Uluslararası İlişkiler Ders Notu- Melian Dialogue'/><author><name>gorky</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13473315829828683646</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/S98i6HNl5sI/AAAAAAAAAHw/POhYSipJdBg/S220/DSCN1999.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4291830770753831970.post-8083468633375392495</id><published>2009-05-03T19:02:00.005+03:00</published><updated>2010-04-04T23:32:14.787+03:00</updated><title type='text'>Komünizm üzerine bir düşünce</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 18px; text-transform: lowercase; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span&gt;teoridekine bakıldığında mümkün ve güzel, pratikte ise başa bela bir sistem olarak göze battığından, teorinin uygulanması ütopik bir durum olmaktadır. sonuçta yine baştaki insandır ve insanoğlu yapısında bireycilik her zaman var olmuştur, olacaktır. bütün insanların altruist yani diğerkam olması - “başkalarının yararını da kendi yararı kadar gözetme” ya da “diğer insanlara maddi veya manevi kişisel çıkar gözetmeksizin yararlı olmaya çalışma ve ‘bencillik karşıtı hareketler’de bulunma” - durumunda gerçekleşmesi muhtemel bir sistemdir. Ama böyle birşey olması da ancak teoriden ibarettir.&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="line-height: 18px; text-transform: lowercase; font-family:arial;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 18px; text-transform: lowercase; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span&gt;thomas more'un ütopyasında bakıldığında bile komunizm tarzı bir sistemle yönetilen bir toplum söz konusudur ki orada bile toplumsal değer yargılarına ters düşen şeyler söz konusudur; örnek olarak belirli bir sayı üstünde çocuk yapanlar, fazla çocuklarını çocuğu olmayan ailelere vermektedirler. herkes aynı şeyi yemek zorundadır, yine katı kurallar söz konusudur. ütopya insnaları erkekler, kadınlar ve katogorize edilmiş diğer insanlar birbirinden ayrılmak için farklı ama aynı kıayfetler giymektedirler. bireysel farklıların tamamı ile yok olduğu bir durum vardır ortada ki böyle bir yapılanmayı "düşünen insan" olarak kabul etmek ne kadar insan mantığına uymaktadır. orwell'in 1984 adlı eserinde ise komunizm olayı eleştirilmektedir. düşünce özgürlüğü bile farklılaşma adına yasaklanmıştır, ölüm suçudur. uç örneklerden vazgeçelim bir an için ve son 100 yıldaki komunizm ile yönetilen toplumlara göz atalım.&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color: rgb(255, 204, 102); line-height: 18px; text-transform: lowercase;font-family:Verdana;"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000000;"&gt;sovyet rusya'nın komunizmi altında amerika süper gücüne karşı bir blok oluşturma sevdası yatar ve 1. dünya savaşından çıkmış bir ülke için totaliter bir rejim uygulanması mantıklıdır. kapaı ekonomi anlayışının egemen olması mantıklıdır, nitekim gelişmekte olan ülkeleri liberal piyasanın ne hale getirdiği görülebilmektedir. ne demiştik evet, 1. dünya savaşı sonrasında avrupa'ya bakıldığında rusya'da komunizm ya da pratikte stalinizm diye geçen bir yönetim anlayışı vardır. ekonomik olarak incelendiğinde italya'daki faşizm ile aralarında birçok benzerlik bulmak mümkündür.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000000;"&gt;"ekonomik bakımdan geri kalan ülkelerde, halk çoğunluğunun sefalet içinde bulunmasıi birtakım aksiyon gruplarını ortaya çıkarır. hükümet adamlarının toplum sorunları karşısında yetersiz kalmaları sonucu ortaya çıkan husursuzluk ve kaygılari zaman ilerledikçe bir politik ve ekonomik sistem değişikliği platformu üzerinde toplanır. mevcut yönetime karşı beliren ve çeşitli olaylarla beslenen güvensizlik havası, aksiyon gruplarının nümayişlerle harekte geçmesine ve dönmesine neden olur. hükümete karşı baskılar gittikçe artar. genel grevler, yer yer isyan hareketleri çıkar. süikastlar ve sabotajlar başlar."*(toker,12). şimdi buraya kadar bakıldığında 1. dünya savaşından çıkan bir rusya ve bolşevik isyanı filan düşünüldüğünde durum biraz netlik kazanmaktadır. devamı da şöyle gelmektedir.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000000;"&gt;"bugüne kadar halk kitleleri arasındaki eşitsizlikten en çok komunistler yararlanmışlardır". bu kısımda tanıdık gelmekte midir acaba biraz düşünün. " sosyal adaletsizlik, komunizmin doğması ve gelişmesi için en uygun ortamdır" çünkü sosyal eşitlik, sınıflı bir sınıfsız toplum yaratma gibi vaatlari vardır komunizmin. "eğer o ülkenin anayasası ve ceza yasaları, komunist düşünce ve faaliyetleri yasaklamakta ise o zaman ismen sosyalist, ama esasında komunist partiler kurulur. bu partilerin amacı bir askeri, ya da sivil darbeyle mevcut düzeni devirmek, milliyetçiliği ve dini duyguları yok etmek ve sonunda komunizmin enternasyonel idealini o ülke içinde yerleştirmektir"*(toker,12). komunizm her ne kadar milliyetçiliği yok etmek amaçlı dense de pratikte geçmişe bakıldığında rusya ve günümüzde kuzey kore için nasıl bir durum söz konusu olduğu ortadadır. italya'daki faşizm de zaten bu aksiyonlara bir tepki olarak doğan akımdır ki komunizm incelenirken faşizm ile mukayese edilmesi gerekmektedir kanımca.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000000;"&gt;komunizmin süreçte nasıl işlediği az çok belli olmaktadır. çalkantılı dönemlerde halklar ve haklar üzerinden siyasi oyunlar söz konusudur. teoride iyi niyetli görünen bir uygulma olarak görünse de pratikte durum malesef istenildiği ölçüde gerçekleştilememektedir. yine orwell'in hayvan çiftliği eserinde domuzların önderliğinde başlayan komunal hareket sonrasında yerini insanları aratacak bir totaliter rejime bırakmıştır. yani uygulanışında robotlar değilde insanlar ve doğası gereği ego sorunu söz konusu olduğundan komunizm pek de tercih edilmesi gereken bir sistem değildir.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000000;"&gt;bir de komunizmin komunal düzenden geldiği kabul edilirse de ilkel komunal dediğimiz durumun yine bir reis ve etrafında serf kıvamında işçilerden meydana geldiğini görebiliriz ki sonrasını feodal düzen teşkil etmiştir. " sezar zamanında roma'nın askeri bilrlikleri cermen aşiretleri ile ilk kez karşılaştıklarında, cermenler çobanlık ve çiftçilik yapan yarı göçebe topluluklardı, tarım ormanlık alanlardan açılan bölgelerde yapılıyordu. toprakta komunal mülkiyet sözkonusuydu. her yıl aşiret liderleri, toprakları kabileler ve haneler arasında dağıtıyor ve topraklarda tarım faaliyetleri klanın üyeleri tarafından ortaklaşa olarak yürütülüyordu, bu periyodik dağılımlar, kabileler ve kabile üyeleri arasında büyük servet farklılıklarının ortaya çıkmasına engel oluyordu, hayvanlar ise özel mülkiyet altındaydı" **(güran,25). bu olayın geçtiği tarih ise sezar zamanındaki cermen aşiretleri ile ilgilidir yani. oldukça eski sanırım ve bakıldığında şartların ilkel olduğu paylaşımın daha mantıklı göründüğü bir ortam söz konusu, malesef 2000 yıldan fazla olmuş bu sistemin iş yaparlığı. muhtemelen roma'nın satın aldığı cermen kabileleri ile bu düzen de bitmiş olmalı diye düşünmekteyim. sonuç yine insan egosu...&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000000;"&gt;bu yazıda amaç komunizmi kötülemek ya da yüceltmek değildir, sadece nesnel bir bakış açısı ile komunizmi tanımlamak ve eleştirisini yapmaktır. bu kadar uzun bir giri yazmak nasip oldu mutluyum sevinçiliyim yaşasın okulumuz diyeceğim. yüksek lisans tezi olarak düşündüğüm konu içerisinde yer alan sistemler içerisinde komunizm ve faşimde var.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000000;"&gt;Komunizm olayına tekrar geri dönersek ve hatta olaya marx amcamızı da katarsak, onun da teorisinde bir ekonomik sistem varlığı gözlenebilir. yani bu sistemdeki amaç ekonomik kaygıdır. her durumda komunal olan "toprak"tır, ne kadar sınıfsız bir toplum olursa olsun, sosyal anlamda bir sınıfsal ayrılık her durumda mevcuttur.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000000;"&gt;*faşizm, toker yayınları, 1998.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000000;"&gt;** iktisat tarihi, prof. dr. tevfik güran. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4291830770753831970-8083468633375392495?l=gorkykrog.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gorkykrog.blogspot.com/feeds/8083468633375392495/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4291830770753831970&amp;postID=8083468633375392495' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/8083468633375392495'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/8083468633375392495'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gorkykrog.blogspot.com/2009/05/kom.html' title='Komünizm üzerine bir düşünce'/><author><name>gorky</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13473315829828683646</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/S98i6HNl5sI/AAAAAAAAAHw/POhYSipJdBg/S220/DSCN1999.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4291830770753831970.post-3008243199817812965</id><published>2009-04-08T20:25:00.003+03:00</published><updated>2009-04-08T20:31:03.119+03:00</updated><title type='text'>Takıntılarım vol.1</title><content type='html'>Vapur yolculuğunda eğer teksem; kıç tarafından dışarı çıkmadan önceki yangın söndürme tüplerinin yanlarındaki koltuklara oturduğumu, sırtımı ve bir yanımı -ki muhtemelen sağ yanımdır-  duvara verdiğimi, bütün katı görebildiğim ve bu yüzden daha rahat ettiğimi, arka çıkışa yakın olduğumu ve her gün burayı kapmak için yırtındığımı biliyor muydunuz?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4291830770753831970-3008243199817812965?l=gorkykrog.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gorkykrog.blogspot.com/feeds/3008243199817812965/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4291830770753831970&amp;postID=3008243199817812965' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/3008243199817812965'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/3008243199817812965'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gorkykrog.blogspot.com/2009/04/takntlarm-vol1.html' title='Takıntılarım vol.1'/><author><name>gorky</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13473315829828683646</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/S98i6HNl5sI/AAAAAAAAAHw/POhYSipJdBg/S220/DSCN1999.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4291830770753831970.post-1987639261234347197</id><published>2009-03-30T22:35:00.003+03:00</published><updated>2009-03-30T22:49:13.594+03:00</updated><title type='text'>Kan ve Sigara</title><content type='html'>Sabah da olmuştu bak yine oldu şimdi; kan kusuyorum. Abartmazsak boğazım şişti bademcikler birbirine değecek az sonra, yutkunamıyorum boğazımı temizledim, tükürdüm ve sonuç kanlı. Fazla yaşamam herhalde bu gidişle. En azından birkaç sene daha istiyorum yaşamak için okuldan mezun olsaydım içimde kalmasın. &lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ya da daha fazla sene için sigaraya mı bıraksam acaba? En azından acı çekmem; vs... Neyse devam edeceğiz yaşantımıza. İtirafname de akşam dolmadı ama... İtirafname mi desem savunmamı bilemem ama bir iddaanameye cevaben yazıldığı aşikar. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kan ve sigara diyince aklıma geldi;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kan ve gül,&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Gül ve diken, &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Aşkım ve sen,&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Birbirine dönük sırt sen ve ben...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bilmem anlatabiliyor muyum?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Peki öyle olsun.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4291830770753831970-1987639261234347197?l=gorkykrog.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gorkykrog.blogspot.com/feeds/1987639261234347197/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4291830770753831970&amp;postID=1987639261234347197' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/1987639261234347197'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/1987639261234347197'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gorkykrog.blogspot.com/2009/03/kan-ve-sigara.html' title='Kan ve Sigara'/><author><name>gorky</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13473315829828683646</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/S98i6HNl5sI/AAAAAAAAAHw/POhYSipJdBg/S220/DSCN1999.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4291830770753831970.post-6908374786918819030</id><published>2009-03-12T20:54:00.001+02:00</published><updated>2009-03-12T21:03:10.552+02:00</updated><title type='text'>Bir şarkı sözü</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana; font-size: 11px; "&gt;"Show me that you love me and that we belong together.&lt;br /&gt;Relax, turn around and take my hand.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;I can help you change&lt;br /&gt;Tired moments into pleasure..."&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4291830770753831970-6908374786918819030?l=gorkykrog.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gorkykrog.blogspot.com/feeds/6908374786918819030/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4291830770753831970&amp;postID=6908374786918819030' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/6908374786918819030'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/6908374786918819030'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gorkykrog.blogspot.com/2009/03/bir-sark-sozu.html' title='Bir şarkı sözü'/><author><name>gorky</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13473315829828683646</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/S98i6HNl5sI/AAAAAAAAAHw/POhYSipJdBg/S220/DSCN1999.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4291830770753831970.post-3517144018877364969</id><published>2009-03-09T23:49:00.002+02:00</published><updated>2009-03-10T00:08:55.489+02:00</updated><title type='text'>Standby</title><content type='html'>Yalancı bahar derler ya hava ısınır kış ayının ortasında filan, çiçekler açar sonra bir anda ayaz ve soğuk... Bir bakarsın sonra dallar kalmış çırılçıplak, bir başına karakışın ortasında. Kim bilir ne hayalleri olur ağaçların, meyveleri için ilk adımlarını atarlar rengarenk çiçeklerle ama habersizlerdir başlarına geleceklerden. Ya da beki de haberdardırlar her kış olur ne de olsa ama herşeye rağmen tekrar tekrar, bile bile lades derler ya ondan işte, göz göre göre kırılırlar sanki acıdan zevk alır gibi.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yoksa onlarda mı insan gibi acıdan zevk alıyor. İnsan gibi ne kadar mutlu olma arzusu içinde olsa da içten içe bir acı çekme ritüeli ile dolu oluyor. Acının verdiği o zevk, bilmiyorum ben sevmem acı çekmeyi, her ne kadar aşık olmanın bir sonucudur acı çekmek ama yine de sevmem. İşte dediği gibi üstadın "Ahmak hayal etmezse helak olurmuş", benimki de aynı hesaba geliyor. Ağzım yanmadan bir kutu isot yemeği istemek gibi benimki. Hayaldan öteye gitmiyor adımlarım ve karanlıkta göremiyorum önümü.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Işığı mı söndü tünelin ucundaki güneşin, yoksa kalbim karalar mı bağladı bilinmez ama t-shirt üstü baskı yazısında olduğu gibi " something somehere terribly went wrong".&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu kadar şeyi niye yazdım o da ayrı bir konu. Kim okusun diye yazdım bir anlık sinir ve üzüntü birikimi çıktı satırlardan biraz hayak kırıklığı ve aşk kokusu biraz da, yağmur sonrası havadaki toprak kokusu gibi. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Televizyon saçmaladı, standby düğmesi nerede bunun, he buldum sanırım, çabuk bas hadi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yarın sabah 5 ten sonra gelecek sağana_________________ .&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4291830770753831970-3517144018877364969?l=gorkykrog.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gorkykrog.blogspot.com/feeds/3517144018877364969/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4291830770753831970&amp;postID=3517144018877364969' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/3517144018877364969'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/3517144018877364969'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gorkykrog.blogspot.com/2009/03/standby.html' title='Standby'/><author><name>gorky</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13473315829828683646</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/S98i6HNl5sI/AAAAAAAAAHw/POhYSipJdBg/S220/DSCN1999.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4291830770753831970.post-4484308561980598680</id><published>2009-03-09T22:39:00.001+02:00</published><updated>2009-03-09T22:39:25.067+02:00</updated><title type='text'>Parabola-2</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana; font-size: 11px; "&gt;This body holding me reminds me of my own mortality.&lt;br /&gt;Embrace this moment. Remember; we are eternal,&lt;br /&gt;all this pain is an illusion.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4291830770753831970-4484308561980598680?l=gorkykrog.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gorkykrog.blogspot.com/feeds/4484308561980598680/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4291830770753831970&amp;postID=4484308561980598680' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/4484308561980598680'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/4484308561980598680'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gorkykrog.blogspot.com/2009/03/parabola-2.html' title='Parabola-2'/><author><name>gorky</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13473315829828683646</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/S98i6HNl5sI/AAAAAAAAAHw/POhYSipJdBg/S220/DSCN1999.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4291830770753831970.post-3746441113958763010</id><published>2009-03-09T22:28:00.000+02:00</published><updated>2009-03-09T22:38:56.912+02:00</updated><title type='text'>Parabola-1</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana; font-size: 11px; "&gt;Recognize this as a holy gift and celebrate this&lt;br /&gt;chance to be alive and breathing...&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4291830770753831970-3746441113958763010?l=gorkykrog.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gorkykrog.blogspot.com/feeds/3746441113958763010/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4291830770753831970&amp;postID=3746441113958763010' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/3746441113958763010'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/3746441113958763010'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gorkykrog.blogspot.com/2009/03/parabola-1.html' title='Parabola-1'/><author><name>gorky</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13473315829828683646</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/S98i6HNl5sI/AAAAAAAAAHw/POhYSipJdBg/S220/DSCN1999.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4291830770753831970.post-3748159456489998388</id><published>2009-03-07T03:30:00.006+02:00</published><updated>2009-03-07T23:40:37.681+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='zaman'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='on bir dakika'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='paulo coelho'/><title type='text'>On bir dakika ve Zaman</title><content type='html'>Paulo Coelho'nun On bir dakikasından; &lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;"Doğmanın zamanı var, ölmenin zamanı var&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Fideyi dikmenin zamanı, sökmenin zamanı var&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Öldürmenin zamanı, sağaltmanın zamanı var&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yıkmanın zamanı, inşa etmenin zamanı var&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ağlamanın zamanı, gülmenin zamanı var&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İnlemenin zamanı, dans etmenin zamanı var&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Taş atmanın zamanı, taş toplamanın zamanı var&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sarılmanın zamanı, ayrılmanın zamanı var&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Elinde tutmanın zamanı, dikmenin zamanı var&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Susmanın zamanı, konuşmanın zamanı var&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sevmenin zamanı, nefretin zamanı var&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Savaşın zamanı, barışın zamanı var."&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Peki ya aşkın zamanı var mıydı; karanlık bir orman içerisinde çaresiz bekleyişlerin bir ışığı mıydı aşk? Sonunda görülen bir ışık yani zamanı geldiğinde ya o zaman hiç gelmezse... Peki insan aşık olmaya hazır mı olurdu yani tam zamanı geldiğinde mi aşk kendini belli ederdi, yoksa temmuz ayında bir dolu sağanağı gibi zamansız ve bir o kadar da şaşırtıcı mıydı? &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4291830770753831970-3748159456489998388?l=gorkykrog.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gorkykrog.blogspot.com/feeds/3748159456489998388/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4291830770753831970&amp;postID=3748159456489998388' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/3748159456489998388'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/3748159456489998388'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gorkykrog.blogspot.com/2009/03/on-bir-dakika-ve-zaman.html' title='On bir dakika ve Zaman'/><author><name>gorky</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13473315829828683646</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/S98i6HNl5sI/AAAAAAAAAHw/POhYSipJdBg/S220/DSCN1999.JPG'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4291830770753831970.post-3040350879434024575</id><published>2009-03-06T23:54:00.013+02:00</published><updated>2010-04-04T23:33:19.750+03:00</updated><title type='text'>On bir dakika ve kader</title><content type='html'>&lt;div  style="text-align: justify; font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:100%;"&gt;Yazılan üç sayfa yazı ardından dönüp baktığımda fazla özet olduğu konusunda Zö'm ve Cano ile hemfikir olduk, ben de Paulo Coelho'nun On bir dakika'sı içerisinde kendimce işlendiğini düşündüğüm konular hakkında ayrı yazılar yazma kararı verdim ve on bir dakika serisinin ilk konusunu seçtim: Kader.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div  style="text-align: justify; font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div  style="text-align: justify; font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:100%;"&gt;Evet; Paulo Coelho'nun seneler önce okuduğum Simyacı adlı kitabında da aynı konuya farklı bir hikaye üzerinden değiniliyordu. Simyacı, rüyasında gördüğü ama varlığından rüyaları haricinde hiçbir şekilde haberdar olmadığı bir hazine peşine, uğruna yaşadığı herşeyi bırakarak yolculuğa çıkan bir çobanı anlatıyordu. Çoban sık sık rüyasında gördüğü hazinenin onun kaderinin sonucu ve bu yola çıkmasını da kaderin ta kendisi olduğunu düşünüyordu. Bu kitapta da kahramanımız Maria seçimlerini kaderin yaptığı görüşünde ilerlemekte ama tam da bu sırada kendi ile çeliştiği yönünde derin şüphelerim olmakta. Bu şüpheler daha çok benim kader ve kadercilik hakkındaki görüşlerimle de ilgili olabilir ama ortada tartışmaya açık birşeylerin kesinliği var.&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div  style="text-align: justify; font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div  style="text-align: justify; font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:100%;"&gt;Kitapta geçen bir kısımdan alıntı yapmak faydalı olacak. &lt;/span&gt;&lt;span class="apple-style-span"  style="font-size:100%;"&gt;" Evet ya da hayır diyebilirdim, beni herhangi birini kabul etmeye zorlayan yoktu.&lt;/span&gt;&lt;span class="apple-converted-space"  style="font-size:100%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:100%;"&gt;Sokaklarda yürüyor, gelip geçenlere bakıyorum; onlar kendi hayatlarını seçebildiler mi acaba? Yoksa tıpkı benim gibi, kader tarafından seçildiler mi... Kendime zerre kadar acıdığım yok. Lokantadan boş bir cüzdan ile ama onurumu korumuş olarak çıkabilirdim; demek ki kurban değilim ben. Yapabileceği çok şey vardı, ama çoğu insan gibi ben de izlenecek yolu kaderin çizmesine izin verdim"&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:100%;"&gt; (Coelho,59). Özgür iradesi ile verdiği kararlar konusunda kendisini kaderin ellerine teslim etmesi kısmı konusunda endişelerim var. Kaderin mantığında ne vardır? Kader için, "&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="line-height: 19px;font-size:100%;"&gt;bütün olayların önceden ve değişmeyecek biçimde düzenlediğine inanılan doğaüstü güç, ezeli takdir." tanımını yapmış vikipedi. Konuştuğum birkaç kişi ile de kaderin yapacaklarımızın önceden belli olduğu yönünde idi. Anlamadığım ve kitapta karakter içinde çelişki olduğunu düşündüğüm şey tam da burası, benim farklı yorumlama sorunumdan kaynaklı da olabilir ama yaptıklarını kader ile bağdaştırmak çok ucuz bir kaçış yolu. "Ben böyleyim çünkü kader bana bunu çizdi" demek çok basit bir yaklaşım.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div  style="text-align: justify; font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="line-height: 19px;font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div  style="text-align: justify; font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="line-height: 19px;font-size:100%;"&gt;Evet kaderin bir parçasında tanışmak vardı, kader bir yoldu ayrımları ile beraber ve her ayrımda birşeyler kazanıp kaybediyorduk. Maria'da kolay yoldan daha fazla para kazanmak ve düşlediği varlıklı dünyayı kazanmak uğruna, manevi değerlerini kaybetmeyi göze aldı. Kader yani benim benzettiğim şekli ile yol onu bir seçime getirmişti ve hepsi buydu. Gitmesi gereken yolu seçen kendisi idi ve her seçilen yol kendi içerisinde tekrar şekillenmekteydi. &lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: normal;"&gt;Kader bir yoldu ve yol şiirde dediği gibi Yılmaz Erdoğan'ın bir yere gitmiyordu. "yol yoluyla gidebilir yare, yoldan çıkabilir apansız, ve ömür bitebilir yoldan önce" ama daha fazlası değildi yol, olasılıkları değerlendirmek için kullanılan bir araçtan daha fazlası değildi. Ve her yol ayrımında birşeyler kazanıp kaybediyordu Maria da her insan gibi, hayat verdiği kararların bir sonucu idi. Sonuç olarak Maria kendisini kadere teslim ettiğini düşünse de, olan şey sadece yaptığı seçimlerin bir yansımasıydı.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4291830770753831970-3040350879434024575?l=gorkykrog.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gorkykrog.blogspot.com/feeds/3040350879434024575/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4291830770753831970&amp;postID=3040350879434024575' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/3040350879434024575'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/3040350879434024575'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gorkykrog.blogspot.com/2009/03/on-bir-dakika-ve-kader.html' title='On bir dakika ve kader'/><author><name>gorky</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13473315829828683646</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/S98i6HNl5sI/AAAAAAAAAHw/POhYSipJdBg/S220/DSCN1999.JPG'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4291830770753831970.post-1982133720231240564</id><published>2009-02-21T02:42:00.007+02:00</published><updated>2009-02-21T03:28:18.036+02:00</updated><title type='text'>Tosun ve ben...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/SZ9WC8zzqQI/AAAAAAAAAFU/3UDo6Uia2mw/s1600-h/Foto-0078.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 150px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/SZ9WC8zzqQI/AAAAAAAAAFU/3UDo6Uia2mw/s200/Foto-0078.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5305053494748883202" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(153, 153, 153); "&gt;Tosun&lt;/span&gt; ve &lt;span class="Apple-style-span" style=""&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(255, 255, 255);"&gt;ben&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;,&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(255, 255, 255);"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style=""&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(255, 255, 255);"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;ben&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; ve &lt;span class="Apple-style-span" style=""&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(153, 153, 153);"&gt;tosun&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;, &lt;span class="Apple-style-span" style=""&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;o&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; ve &lt;span class="Apple-style-span" style=""&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(255, 255, 255);"&gt;ben&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;, &lt;span class="Apple-style-span" style=""&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(255, 255, 255);"&gt;ben&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; ve &lt;span class="Apple-style-span" style=""&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;o&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;, biz &lt;span class="Apple-style-span" style=""&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(153, 153, 153);"&gt;ikimiz&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;... Aslında &lt;span class="Apple-style-span" style=""&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(153, 153, 153);"&gt;tekiz&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;. 2001'den beri süregelen bir arkadaşlık, hatta dostluk. Aileden biri tosun, hem de fazlasıyla. Bir nevi kardeş, &lt;span class="Apple-style-span" style=""&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(255, 255, 255);"&gt;ben&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; ve &lt;span class="Apple-style-span" style=""&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;o&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;, biz &lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(153, 153, 153); "&gt;tekiz&lt;/span&gt; bir kişiyiz. Birbirimizi tamamlayan, nötrleyen bir asit baz karışımıyız. Sayı doğrusunun eksi ve artı yönleri...&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Tarz olarak o kadar zıtız ki, yoldan birini çevirsen bu ikiliden dost olur mu desen belki de bunlar aynı masaya bile oturmaz der&lt;/div&gt;&lt;div&gt;. O kadar farklı iki kişilik ama ortaya çıkan mükemmel bir sentez. Tadından yenmeyecek bir karışım, sırrı var mı diye sonralara; şefin özel tarifi bu, söylenmez ki.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Dışarıdan ne kadar zıt görünsek de aslında beyin olarak o kadar çok uyuşuyoruz ki, en uyuşmadığımız yerde bir bir ortak nokta çıkıyor detaya inince. Tarzlarımız ve ilgilerimiz; müzik, sinema, giyim, okul, takım, hobi... Detayları ile sürebildiğince kalabalık bir farklılık söz konusu. Görünen kısımda tek ortaklık futbola olan düşkünlüğümüz ve zamanında aynı sınıfta önlü arkalı oturmamızdı. Şöyle bir geriye bakınca yaptığım en doğru tercihlerden biri tosun. Adını tanıyanlar bilir ama biz isim kullanmayız, tosun da birleşiriz. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bugün yine buluştuk gece vakti derin konulara vardık; kadın erkek ilişkileri, gelecek, kaygılar, beklentiler, istekler ve ihtiyaçlar karmaşası. Arabayı çektik boğaza hakim bir yere, ki öyle bir yere kız anca sevgili ile gelinir belki de ama o muhabbet sevgilinin yerini tutmaz kimi zaman . Güzel bir geceydi her zamanki gibi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Benim tam zıt tarafım,&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(153, 153, 153);"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style=""&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(153, 153, 153);"&gt;tosun&lt;/span&gt;um&lt;/span&gt;, dostum... İyi varsın tosun, herşey için teşekkürler...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Not: Bunu yazan &lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(153, 153, 153); "&gt; &lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(153, 153, 153); "&gt;tosun&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; ... sen anladın onu :) &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4291830770753831970-1982133720231240564?l=gorkykrog.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gorkykrog.blogspot.com/feeds/1982133720231240564/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4291830770753831970&amp;postID=1982133720231240564' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/1982133720231240564'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/1982133720231240564'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gorkykrog.blogspot.com/2009/02/tosun-ve-ben.html' title='Tosun ve ben...'/><author><name>gorky</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13473315829828683646</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/S98i6HNl5sI/AAAAAAAAAHw/POhYSipJdBg/S220/DSCN1999.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/SZ9WC8zzqQI/AAAAAAAAAFU/3UDo6Uia2mw/s72-c/Foto-0078.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4291830770753831970.post-269211467118496654</id><published>2009-02-18T13:25:00.016+02:00</published><updated>2009-02-18T14:02:24.602+02:00</updated><title type='text'>Fight Club (Dövüş Kulübü)</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Fight Club yani Türkçe adı ile Dövüş Kulübü; 1996 yılında yayımlanan Chuck Palahniuk’un kitabı ve1999 yılında David Fincher tarafından çekilmiş olanı, başrollerini Brad Pitt, Edward Norton ve Helena Bonham Carter’ın paylaştığı, sinema tarihinde kült olmuş aksiyon ve dramı içerisinde barındıran ödüllü bi&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/SZv3kWTQ4SI/AAAAAAAAAE8/edPsvu9rvCk/s1600-h/kapak.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 238px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/SZv3kWTQ4SI/AAAAAAAAAE8/edPsvu9rvCk/s320/kapak.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5304105189992620322" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;r film. Kült olması ya da değerlendirilmesi olarak ele alalım; verdiği mesajlarla belki de izleyenlerin izledikten sonraki hayatlarını yerinden şekillendirmelerini sağlayan bir film, özellikle günümüz toplumu üzerine getirdiği eleştirilerle adından fazlasıyla söz ettirdi. Ben de film üstünde bir şeyler karalamak istedim; aynı anda hem filmi anlatırken diyaloglar ve sahneler üstünden verilmeye çalışan mesajlar ve eleştiriye tutulan değerler üzerine de yorum yapmaya çalışacağım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Edward Norton’un canlandırdığı anlatıcı karakteri – filmin başı itibari ile gerçek adı hakkında hiçbir fikrimiz yoktur- insomnia rahatsızlığı olan, bir araba şirketinde uzman olarak çalışan yalnız bir adamdır. Şehirlerarası yolculuk yapmakta, şirketinin sattığı arabaların içinde olduğu kazaları incelemektedir. Daha önce uykusuzluk hastalığı olduğundan bahsetmiştik, zaten filmin başlarında kendisini Bob’un- daha sonra öldüğünde adının Robert Paulsen olduğunu öğreneceğiz- büyük fahişe göğüslerine kafasını yaslarken görüyoruz. Rahatsızlığı nedeni ile doktoruna acı çektiğini ve kendisine ilaç yazması gerektiği söyleyen anlatıcı, doktoru tarafından ağır hastalıklar geçiren ve yaşama umutları sayesinde ayakta kalmaya çalışan insanların terapilerine gitmesi istenir. Gerçekten de bu terapilere katılmaya başladıktan sonra anlatıcımız uyku düzenine kavuşur ve bebekler gibi uyumaya başlar, ta ki kendisi gibi başka bir turist ile aynı terapi seanslarında karşılaşıncaya kadar. Marla Singer; anlatıcımız gibi terapilere rahatsız olmamasına rağmen gelen biridir. Marla Singer toplum gözünde beş para etmez, bedavacı, kötü alışkanlıkları olan bir sigara bağımlısıdır. Bedava kahve ve çörek için bu terapilere katılan Marla, anlatıcımız tarafından afişe edilir ve bu şekilde tanışıklıkları devam eder. Devam etmeden önce anlatıcı ve Marla hakkında biraz daha detaya girmemiz, sonrası için daha faydalı olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anlatıcının bir şirkette uzman olarak çalıştığını söylemiştik.. Kendisi bir apartman dairesinin on beşinci katında oturmaktadır. Evinde lüks eşyalar, tam kadro yemek takımları bulunmakta, dergilerde gördüğü ilgisini çeken her şeyi alma meraklısı bir tüketici çılgınıdır. Filmin eleştirdiği konulardan birinin de tüketim toplumu olması yönünde ipuçları vermektedir anlatıcı. Pahalı İsveç mobilyalar, pahalı ev eşyaları, spor aletleri akla gelebilecek çoğu şey anlatıcımızın evinde mevcuttur. Anlatıcı kendisini anlatırken bu yönünü kuvvetle vurgulamaktadır; &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;“zekice bir şey görürsem yin-yang şeklindeki bir kahve masası gibi, ona sahip olmalıydım”,&lt;/span&gt; ihtiyacı olmamasına rağmen tüketen bir bireydir hatta birey olmaya&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/SZv06fwmInI/AAAAAAAAAEU/Jn55Rsk39xY/s1600-h/marla.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 271px; height: 202px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/SZv06fwmInI/AAAAAAAAAEU/Jn55Rsk39xY/s320/marla.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5304102271953805938" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; çalışan biridir aslında; &lt;span style="font-weight: bold;"&gt; “ katalogları çevirip merak ederim, ne tür bir yemek takımı beni bir birey olarak tanımlar”.&lt;/span&gt; Aldıkları ile kişiliğini oturtmaya çalışan biridir ve burada kişiliğin metalaşması sorunu belirmektedir. Aslında kişiliğin soyut bir kavram ve bir öz halinde olması gerekirken, anlatıcı kendisini aldıkları ile özdeşleştirmeye çalışmaktadır, bunu daha sonraki konuşmalarında da görebileceğiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uykusuzluk sorunu olan anlatıcı aslında filmin başlarından itibaren Tyler Durden karakteri ile tanışmaya başlamakta ama gördüklerinden emin olamamaktadır. Tyler Durden’ın filmde çıktığı ilk yer aslında havaalanında anlatıcının arkasından geçerkenki sahne değildir. Anlatıcımız çalıştığı şirkette fotokopi çeken çalışanların arasında Tyler’ı görmeye başlar. İlk olarak filmin 04.05 dakikasında belirir. “&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; Uykusuzlukta hiçbir şey gerçek değildir, her şey çok uza&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;k, her şey bir kopyanın kopyasının kopyası”&lt;/span&gt; ekranda o sırada ellerinde Starbucks’tan kahveleri ile fotokopi makinelerinin önünde aynı şekilde duran arada bir ellerindeki kahveleri içmek için kollarını kaldıran insanlar vardır ve tam bu sırada Tyler fotokopi makinesinin önünde belirmektedir. Daha sonrasında kamera anlatıcının çöp kutusuna çevrilir ve marka uzayından seçmeler gelir; “&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;I.B.M. yıldız küresi, Microsoft galaksisi, Starbucks gezegeni”&lt;/span&gt;. Marka ve tüketim çılgını olan anlatıcımız bakalım kendisi hakkında başka ne demekte; “&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Eskiden porno dergilere bakardık, şimdi de Horchow koleksiyonu&lt;/span&gt;”. Kendisini bitmez tükenmez tüketim hırslı ile tatmin etmektedir, buna karşın binlerce dolar harcayarak aldığı eşyaların kendisine yararı, mastürbasyon dışında yoktur. Buzdolabında ketçap ve birkaç sos hariç hiçbir şey bulunmamaktadır. Evi ne kadar doluysa, buzdolabı o kadar boştur. Anlatıcının Tyler’ı tekrar görmesi 06.18 dakikada oluyor doktor ile terapi hakkında konuşurlarken yine tek kare olarak görünüyor ve bir sonraki görüşü de yine prostat kanseri olanların toplantısında 07.33 dakikada kendine yer buluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve &lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/SZv0fYsLntI/AAAAAAAAAEM/TaA8b3y1ph0/s1600-h/edwardbrad.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 252px; height: 188px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/SZv0fYsLntI/AAAAAAAAAEM/TaA8b3y1ph0/s320/edwardbrad.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5304101806199774930" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;şimdi sırada Marla’da. Anlatıcımızın gözünde Marla daha sonra da Tyler onu kurtarmaya gittiğinde söylediği gibi değersiz yaşam formudur. Kendisi gibi toplantılara katılır, halka açık çamaşırhanelerden kıyafetleri alıp, ikinci el dükkânlarına satar. Ama buna rağmen yaşam felsefesi anlatıcıyı etkilemiştir; “&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Marla’nın felsefesi her an ölebilirmişsin gibi yaşamak”&lt;/span&gt;. Belki de Tyler ile Marla’nın yakınlaşması da bu yüzdendir.  Tyler demişken, anlatıcı Marla’yı dumanlı bir sokakta gidişini izlerken tekrar görüyor, bu sahnenin zamanı da 12.35 dakika.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anlatıcı mesleği gereği ölümle iç içe olması nedeni ile yaşamak ve ölmek ile ilgili güzel tespitlerde bulunuyor. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;“Bu sizin hayatınız ve zaman ilerledikçe bir dakika daha azalıyor”&lt;/span&gt;, ve “&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Hayat içerisindeki yeteri uzunluktaki bir yaşamdan sonra, herkesin hayatta kalma şansı sıfıra düşüyor”&lt;/span&gt;.  Biraz daha kafa yorarsak, aslında anlatıcı hayatının sıradanlığının ve anlamsızlığının farkında ya da en azından bir şeyleri kafasında oturtmaya başlamış. Bir iş seyahati dönüşü hayali kahraman Tyler Durden ile tanışıyor ve sohbet ediyorlar. Anlatıcının söylediğine göre hayatı Marla ile değişse de, bana göre bütün olaylar Tyler ve sonrasında gizli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tyler ile aralarındaki ilk diyalog, havada seyir halinde bir uçağın olası bir düşme durumunda olacaklar ile ilgili. Acil durum için verilen resimli talimatlardan konu açılır “&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;30000 feette çıkış kapısı prosedürü, güvenlik düşü”&lt;/span&gt;. Sistem öyle bir hal almıştır ki, her şeyin kontrolümüzde olduğu izlenimi verir, ama gerçekte hiçbir şey bizim kontrolümüzde değildir. Burada kadercilikle ilgili görüşler yer almaktadır, daha doğrusu eninde sonunda ölecek olmamız ve hayatlarımızı ne kadar kontrol etmeye çalışsak da aslında gerçeğin ölümden başka bir şey olmadığı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;“Tyler: Uçaklara neden oksijen maskesi koyarlar biliyor musun?&lt;/span&gt; &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Anlatıcı: Böylelikle nefes alabilirsin.&lt;/span&gt; &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Tyler: Oksijen seni doruğa çıkarır, acil bir durumda dev panik nefesleri alırsın, aniden mutlu ve uyumlu olursun, kaderini kabul edersin, hepsi burada. Suya iniş; saatte 600 mille, anlamsız suratlar…”&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aralarında konuşma iş yaşamlarına kayar sonralara doğru anlatıcı Tyler’a bu zaman kadarki en ilginç tek servislik yol arkadaşı olduğunu söyler. Tek servislik olayı b&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/SZv27R0Tw0I/AAAAAAAAAEs/40dLea5ZkD4/s1600-h/kar%C4%B1s%C4%B1k.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 286px; height: 185px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/SZv27R0Tw0I/AAAAAAAAAEs/40dLea5ZkD4/s320/kar%C4%B1s%C4%B1k.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5304104484414407490" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;urada önemlidir, çünkü anlatıcı işi gereği seyahat etmekte ve çok sık ama tek seferlik olmak üzere insanlar tanımakta, gecelik otel konaklamalarında ve uçak yolculuklarında tek servislik ikramlarla karşılanmaktadır. Hayat hep tek servislik olmuştur anlatıcı için gelir geçicidir ve kullan at prensibi işlemektedir.  Daha sonra Tyler Durden’ın kartını çıkarıp anlatıcıya verir ve oradan uzaklaşır. Uçaktan indikten sonra anlatıcı ve Tyler bavulları karıştırır ya da Tyler özellikle almıştır. İlk başta buna çok içerlenir anlatıcı; “&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;O çantada her şeyim vardı. CK t-shirtlerim, DKNY ayakkabılarım, AX kravatlarım”&lt;/span&gt;, hala kendisini markalar ile özdeşleştirmekten kurtulamamıştır, ta ki taksi ile apartmanına geldiğinde dairesinin havaya uçtuğunu görene kadar. Burası bir nevi anlatıcımız için kırılma noktasıdır. Hayatı büyük paralar harcadığı ve duygusal mastürbasyonu için aldığı tüm eşyalar artık birer moloz yığınıdır. Her şeyi kendisini tanımladığı düşündüğü her şey yanıp kül olmuştur. Anlatıcımız dibe vurmuş ve sıfırdan başlayacağı bir hayat ile tanışmaktadır. Yerde bulduğu Marla’nın yanmayan telefon numarasını çevirse de karşı taraftan ses gelince telefonu kapatır, Tyler’ı arar ve tüm olaylar bundan sonra başlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu konuşmadan sonra Tyler ve anlatıcıyı bir barda görüyoruz; Lou’nun yeri. Biralarını yudumlarlarken derin sohbete başlıyorlar. Anlatıcı, hayatı ile ilgili birkaç bilgi daha vermekten çekinmiyor bize; tüketim müptelalığından bahsediyor. “&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Bir kanepe aldığında kendine derssin, ihtiyacım olan son kanepeydi her ne olursa olsun o kanepe problemini çözecektim, hepsine sahip olacaktım oldukça saygın bir gardıroba sahiptim, TAM OLMAYA ÇOK YAKLAŞMIŞTIM”. &lt;/span&gt;Sorununu kendi sözleri ile dile getirmektedir anlatıcı, tüketim ile tam olmaya çalışmaktadır, tamamen meta bağımlılığı yaşamaktadır. Kendi olmak için değil, aldığı mobilyalar için yaşamaktadır. Hala kendisini tamamlayanın kişiliği değil meta olduğu konusunda ısrarcı bir yaklaşımda. Tyler yavaşça duruma müdahale etmeye, anlatıcıyı sorularla h&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/SZv1aQNoUoI/AAAAAAAAAEc/oZI7sflCj5w/s1600-h/yan%C4%B1k.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 279px; height: 222px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/SZv1aQNoUoI/AAAAAAAAAEc/oZI7sflCj5w/s320/yan%C4%B1k.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5304102817536430722" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;ayatın anlamını kavramaya teşvik etmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Tyler: Yorgan nedir biliyor musun?&lt;/span&gt; &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Anlatıcı: Rahatlık.&lt;/span&gt; &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Tyler: Bir battaniye, sadece bir battaniye. Neden sen ve ben gibiler yorganın ne olduğunu bilirler. Bu gerçekten bu hayatta bu kadar önemli midir? Hayır, öyleyse biz neyiz? Bizler tüketiciyiz. Hayat boyu bir saplantıdayız; cinayet, suç, yoksulluk… Bunlar beni ilgilendirmiyor. Beni ilgilendiren şeyler 500 kanallı televizyonlar, kilodumda bir herifin adının yazılı olması… Ben diyorum ki hiç tamam olamaz, mükemmel olmayı bırak, haydi evrim geçirelim bırak kırıntılar nereye düşmesi gerekiyorsa düşsünler.&lt;/span&gt; &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Anlatıcı: Sanırım sigortam hepsini öder ve…&lt;/span&gt; &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Tyler: Sahip olduğun şeyler sana sahip olmayı bıraktılar.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kulüpten çıktıktan sonra anlatıcı saatine bakar ve geç olduğunu, bir otel bulması gerektiği söyler, aslında Tyler’ı da bu yüzden aramıştır ama söylemeye cesareti hala yoktu. Tyler onun için hala bir yabancıdır ve ona karşı mesafeli davranmaktadır. Tyler gerekli cesareti anlatıcımıza verir, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;“ Üç sürahi bira içtik ve hala soramıyorsun, beni aradın çünkü kalmak için bir yere ihtiyacın var. Oyunu bırak ve sadece sor dostum”.&lt;/span&gt; Anlatıcı çekinmektedir hala “&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Senin için problem olur mu ?&lt;/span&gt;” ama cevap nettir. “&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Sormak senin için problem oluyor mu?&lt;/span&gt;”. Ama Tyler’ın bir şartı vardır; kendisine sert bir şekilde vurmasını söyler. Anlatıcı ilk başlarda bunu yapmaya çekinse de sonrasında Tyler’a vurur ve Dövüş Kulübü’nün temelleri atılmaya başlar. Kavgadan sonra her ikisi de kendisi hiç olmadıkları kadar rahat ve huzurlu hissetmektedirler. Anlatıcı bunu arada tekrarlamaları gerektiğinden bahseder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anlatıcı Tyler Durden’ın harabe evine taşınır; Paper Sokağı’nda harabe bir ev. Sadece kalmak için, sadece ihtiyaçları karşılayacak kadarı, daha fazlası değil. Çatısı akan bir ev, yayları fırlamış bir yatak, her yağmurda atan elektrik tesisatı, paslı borulardan akan su, kırık camlar… Yaşamak için yeterli bir yer gibi durmakta, ihtiyaç olan her şey var. İhtiyaç olan her şey diyorum çünkü ihtiyaçlar ve istekler arasında bir fark var. İhtiyaç olan yaşamak için gerekli olanlar, hem anlatıcının hem de Tyler’ın evinde ihtiyaçlara karşılık verecek her şey bulunmakta. Ama aradaki fark Tyler sadece ihtiyaçları kadarı ile takılırken, anlatıcının yangından önceki evinde isteklerinin var olması. İsteklerin sınırsızlığı ama ihtiyaçların sınırlı olması arasındaki karşıtlık da burada verilmiş durumda. Günler geçer anlatıcı işine devam ederke&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/SZvz5hc4qCI/AAAAAAAAAD8/uYhAl5G3GIg/s1600-h/sabun.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 261px; height: 183px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/SZvz5hc4qCI/AAAAAAAAAD8/uYhAl5G3GIg/s320/sabun.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5304101155716507682" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;n, Tyler da evinde sabun yapmaktadır. Akşamları stres atmak birbirleri ile kavga etmektedirler ve bu anlatıcının iş yerinde fark edilmeye başlar. Kanlı gömlekler, mor göz ve kan toplamış dudak. Bununla beraber kavgalarına artık daha çok kişi katılmakta, zaman zaman kavgalarına yeni insanlar bulmaktadırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve Dövüş Kulübü kurulur; Lou’nun yerinde bodrum gibi bir yerde resmi olarak konuşması yapılır. Tyler ilk gece kurallarını açıkça söylemektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;1.Kural: Dövüş Kulübü hakkında konuşmayacaksınız.&lt;/span&gt; &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;2.Kural: Dövüş Kulübü hakkında konuşmayacaksınız.&lt;/span&gt; &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;3.Kural: Birisi dur derse, kolunu oynatırsa, dokunursa dövüş sonra erer.&lt;/span&gt; &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;4.Kural: Sadece iki kişi dövüşebilir.&lt;/span&gt; &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;5.Kural: Her seferinde tek bir dövüş yapma hakkı vardır.&lt;/span&gt; &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;6.Kural: T-shirt, ayakkabı yok.&lt;/span&gt; &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;7.Kural: Dövüşler sürebildiğince devam eder.&lt;/span&gt; &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;8.Kural: Eğer Dövüş Kulübündeki ilk gecenizse, dövüşmek zorundasınız.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kulüp kuralları bir doktrin niteliğindedir. Dövüş Kulübü bir öğreti okulu olmuştur katılanları için. Bütün ilkelliği kavgalar devam ederken kulübün müritleri gün geçtikçe artmaktadır. Her bir için Tyler bir liderdir ve kendisine sonsuz bir saygı duyulmaktadır. Anlatıcı kulüpten izlenimlerle tekrar karşımıza çıkar; &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;“Ricky; kalemleri mavi mi yoksa siyah mı sipariş verdiğini hatırlayamaz ama Ricky on dakikalığına tanrıydı”&lt;/span&gt;. Dövüş kulübüne katılanlar günlük hayatlarında sıradan insanlardır; ofiste memur, benzincide pompacı, markette kasiyer… Sıradan meslekler, sıradan insanlar. İş hayatının sıradanlığı ve umursamazlığı içinde yiten hayatlar. Ama dövüş kulübünde kendilerini dinleyen, adam yerine koyan birileri var. Kişi insanlığının farkına Dövüş Kulübünde varıyor. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;“Burada olduğunuz kadar hiçbir yerde canlı değilsiniz fakat Dövüş Kulübü sadece başladığı ve bittiği saatlere arasında var. Kulüpte tanıdığın kişi, dışarı dünyadaki kişi ile aynı değil.”&lt;/span&gt; Dövüş Kulübü felsefesini, içeriğini biraz daha açıklamaktadır. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;“ Dövüş kulübü kazanmak veya kaybetmek değil, kelimelerden ibaret değil, isterik bağırışlar dillerde bir pentecostal kilisesi gibi. Dövüş bittiğinde hiçbir şey çözülmez, fakat hiçbir şey sorun değildir”&lt;/span&gt;. Dövüş Kulübünde &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;“kapitalist sistemin çürüttüğü ruhlar ve çeşitli sorunları bulunan insanlar dövüşerek yeniden ruhlarını kazanır ve gerçek yaşama başlar.”&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/SZv0OPHInyI/AAAAAAAAAEE/QNmrCDIP8Og/s1600-h/fight+clubb.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 271px; height: 203px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/SZv0OPHInyI/AAAAAAAAAEE/QNmrCDIP8Og/s320/fight+clubb.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5304101511570693922" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Tyler Durden, anlatıcı ile aralarında geçen diyaloglar kendini tanıtmaya, hayat felsefesi ile ilgili görüşlerini sunmaya devam eder. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;“Kendilerini jimnastik salonuna kapatan Calvin Klein veya T&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;ommy Hilfiger’e benzemeye çalışan heriflere acıyorum. Bir erkek böyle mi görünüyor. Kendini geliştirme bir çeşit mastürbasyon ve kişinin kendisini imhası”&lt;/span&gt;. Marla, Tyler ve anlatıcı arasındaki duygusal ilişkilerden bahsetmeyeceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Başka bir diyalog sahnesi Tyler ile anlatıcının sabun yapımı sahnesidir. Tyler Durden anlatıcının elini bir kimyasal ile yakarken aralarında geçen konuşmayı vermek istiyorum. “&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Acıyla kal, merkeze ittirme. Acı olmadan kurban olmadan hiçbir şeyimiz olmazdı, bu senin yanan elin, hissettiğin vakitsiz aydınlık&lt;/span&gt;”. Devamında ise tanrı hakkında konuşmaya devam diyor Tyler Durden, “&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Babalarımız bizim tanrı modellerimizdi, eğer babalarımız kefaletse, bu sana tanrı hakkında nasıl bir fikir verir. Tanrının seni sevmediği ihti&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;malini &lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;düşünmelisin. Seni hiçbir zaman istemedi, her ihtimalde senden nefret ediyor. Bu olabilecek en kötü şey değil. Ona ihtiyacımız yok. Biz tanrının istenmeyen çocukları mıyız ?”&lt;/span&gt;. Tyler Durden bir yandan tanrının kendileri ile ilgilenmediğinden dem vururken, diğer yandan onu dışlamaya, inkâr etmeye çalışmakta. Ve Tyler devam eder, “&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;İlk önce vazgeçmelisin, ilk ön&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;ce bilmelisin ki bir gün öleceksin, korkmamalısın&lt;/span&gt;”, “&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Sadece her şeyimizi kaybettiğimizde her şeyi yapmaya özgürsündür”.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Geçen diyaloglardan Tyler karakteri üzerinde duralım biraz da; düşündüğünü pat diye söyleyen, özgürlükçü, sınırlarını kendi çizen, totalitarizme sonuna kadar karşı, bağlanacağı bir şey olmadığı için; sadece kendine karşı sorumluluğu olduğu için kendi başına biri. Tam bir birey olma yolunda ilerleyen kişilik. Anlatıcının içten içe imrenerek baktığı, kıskandığı kişi. Dövüş Kulübü müritleri için bir lider ve kahraman. Mesela kulübün toplandığı mekânı kurtarmak adına mafyaya karşı gösterdiği tavır, Lou’dan bilerek dayak yemesi onu kulüp üyelerinin gözünde tam bir lider durumuna getirir. Tyler içinde bulunduğu hayatı daha doğrusu diğerlerinin içinde bulunduğu hayatı eleştirmektir, anarşist bir kişiliktir. Günümüz insanoğlu için bakın ne diyor, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;“Bizler tarihin ortasındaki çocuklarız, amaç veya mekân yok. Büyük bir savaşımız yok, bir depresyonum&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;uz yok – burada 1929 buhranına gönderme var- bizim büyük savaşımız ruhani bir savaş, bizim depresyonumuz kendi hayatlarımız”&lt;/span&gt; devam ederken popüler kültür anlayışına giydirmeden durmaz. “&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Hepimiz televizyonlarda görüyoruz, inanıyoruz ki bir gün hepimiz milyoner olacağız veya film tanrıları veya rock yıldızları, fakat olmayacağız. Yavaşça bunu öğreniyoruz ve çok sinirleniyoruz&lt;/span&gt;”. “&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Tyler popüler kültürü suçlamakta ve medyayı kontrol edenlerin insanlara belirli bir kültürü, belirli zevkleri dayattıklarını söylemektedir”&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/SZvyH8S-3zI/AAAAAAAAAD0/6iYxgxddXRI/s1600-h/tyler.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 209px; height: 209px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/SZvyH8S-3zI/AAAAAAAAAD0/6iYxgxddXRI/s320/tyler.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5304099204417642290" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;İnsanların gerçekten kendileri olup olmadığı konusunda bize ipuçları vermekte Tyler Durden. Mayhem Projesi için gerekli orduyu toplarken, bir yandan da onları aydınlatmaya çalışıyor. Adı geçmişken Mayhem Projesi hakkında da konuşmamız gerekiyor çünkü filmin sonu bununla ilgili gelişmelerle ilgili. Mayhem Projesi tüm finansal kurumların, bankaların yok edilerek hesapların yeniden sıfırlanması, insanların maddiyata değil öz niteliklerine uygun yaşayacakları bir dünya için girişimlerde bulunmak. Tyler bu eşitliğin getireceği karışıklığın da fazlası ile bilincinde. Evet, Tyler ordusunu toplarken onları yaptıkları göreve motive etmek için sloganlarını da eksik etmiyor. “&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Sen için değilsin bankada ne kadar paran olduğu değilsin, sürdüğün araba değilsin, cüzdanındakiler değilsin. Sen şarkı söyleyen dans eden dünyanın bokusun”&lt;/span&gt;, “&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Sizler özel değilsiniz, güzel veya eşsiz kar taneleri değilsiniz. Sizler aynı organik maddelerden başka bir şey değilsiniz, sıradansınız, aynı çürümüş yığının parçalarıyız&lt;/span&gt;”. Bu arada Tyler bunları söylerken projede yer alan her üyeyi de uzay maymunu olarak adlandırmakta. Uzay maymunu deyince bilenler vardır, karikatürlerde bile çıktı zamanında; “&lt;span style="font-style: italic;"&gt;benim için küçük ama insanlık için büyük bir adım&lt;/span&gt;”. Burada işte o adımlara gönderme yapıyor Tyler Durden ve diyor ki &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;“Maymun, uzaya gönderilmek için hazır, Mayhem projesi için kendini kurban etmeye hazır”&lt;/span&gt;. Her ne kadar onlara yeni bir ışık olsa da, kendine tapan bu gurubu küçümsemekten çekinmiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de sabun yapımından bahsetmiştik. Dövüş Kulübü kendisini finanse etmesi için yapılan sabunlar; bir sahnede Tyler ve anlatıcımızı bir liposuction merkezinden atık yağları çıkarırken görüyoruz. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;“Tuz dengesi tamamen doğru olmalı ve sabun yapm&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;a&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;k için en iyi yağ insanlardan gelir, dünyadaki en sengin ve kremli yağ”&lt;/span&gt;. Anarşik yapılanmayı finanse etmek için kapitalizmin kendisini kullanmaktalar, kapitalizmin kendi kendisini bitireceğine bir göndermedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anlatıcı filmin sonunda Tyler’ın aslında bilinçaltında var olan bir kişilik oldu&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/SZv3M08-6UI/AAAAAAAAAE0/UYfvOE1OiIE/s1600-h/sonnnnn.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 320px; height: 180px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/SZv3M08-6UI/AAAAAAAAAE0/UYfvOE1OiIE/s320/sonnnnn.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5304104785903806786" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;ğunu, kendisi ve Tyler Durden’ın aynı kişi olduğunu anlar. Bunu Tyler da desteklemektedir. “&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Senin görünmek istediğin gibi&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; görünüyordum, senin düzüşmek istediğin gibi düzüşüyordum, yakışıklıyım,&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;yetenekliyim, en önemlisi özgürüm.”&lt;/span&gt; Bundan sonra hikâye tamamen çözülür, anlatıcı git gide kontrolden çıkan Tyler’ı yok etmek için ağzına tetiği çeker ve kendisini yanağından vurur. Filmin son sahnesi Marla ile el ele yüksek bir binadan yıkılan finans binalarını izlerken, kendisine söylediği sözdür. “&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Beni,&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; hayatımın en tuhaf anında tanıdın.&lt;/span&gt;”.  Bu yazıyı yazarken filmi tekrar izlemiş gibi oldum ve filmin sonunu hem anlatıcının hem Tyler’ın söylediği bir sözle kapamak istiyorum, &lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;“This is your life, and it is ending one minute at a time”&lt;/span&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4291830770753831970-269211467118496654?l=gorkykrog.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gorkykrog.blogspot.com/feeds/269211467118496654/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4291830770753831970&amp;postID=269211467118496654' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/269211467118496654'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/269211467118496654'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gorkykrog.blogspot.com/2009/02/fight-club-dovus-kulubu.html' title='Fight Club (Dövüş Kulübü)'/><author><name>gorky</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13473315829828683646</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/S98i6HNl5sI/AAAAAAAAAHw/POhYSipJdBg/S220/DSCN1999.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/SZv3kWTQ4SI/AAAAAAAAAE8/edPsvu9rvCk/s72-c/kapak.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4291830770753831970.post-3814049874564870148</id><published>2009-02-03T01:40:00.008+02:00</published><updated>2009-02-26T03:13:22.136+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='americanization'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ali baghdadi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='globalization'/><title type='text'> Globalization in life </title><content type='html'>&lt;meta equiv="Content-Type" content="text/html; charset=utf-8"&gt;&lt;meta name="ProgId" content="Word.Document"&gt;&lt;meta name="Generator" content="Microsoft Word 11"&gt;&lt;meta name="Originator" content="Microsoft Word 11"&gt;&lt;link rel="File-List" href="file:///C:%5CDOCUME%7E1%5CGRKEM%7E1%5CLOCALS%7E1%5CTemp%5Cmsohtml1%5C01%5Cclip_filelist.xml"&gt;&lt;o:smarttagtype namespaceuri="urn:schemas-microsoft-com:office:smarttags" name="country-region"&gt;&lt;/o:smarttagtype&gt;&lt;o:smarttagtype namespaceuri="urn:schemas-microsoft-com:office:smarttags" name="place"&gt;&lt;/o:smarttagtype&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:worddocument&gt;   &lt;w:view&gt;Normal&lt;/w:View&gt;   &lt;w:zoom&gt;0&lt;/w:Zoom&gt;   &lt;w:hyphenationzone&gt;21&lt;/w:HyphenationZone&gt;   &lt;w:punctuationkerning/&gt;   &lt;w:validateagainstschemas/&gt;   &lt;w:saveifxmlinvalid&gt;false&lt;/w:SaveIfXMLInvalid&gt;   &lt;w:ignoremixedcontent&gt;false&lt;/w:IgnoreMixedContent&gt;   &lt;w:alwaysshowplaceholdertext&gt;false&lt;/w:AlwaysShowPlaceholderText&gt;   &lt;w:compatibility&gt;    &lt;w:breakwrappedtables/&gt;    &lt;w:snaptogridincell/&gt;    &lt;w:wraptextwithpunct/&gt;    &lt;w:useasianbreakrules/&gt;    &lt;w:dontgrowautofit/&gt;   &lt;/w:Compatibility&gt;   &lt;w:browserlevel&gt;MicrosoftInternetExplorer4&lt;/w:BrowserLevel&gt;  &lt;/w:WordDocument&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:latentstyles deflockedstate="false" latentstylecount="156"&gt;  &lt;/w:LatentStyles&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if !mso]&gt;&lt;object classid="clsid:38481807-CA0E-42D2-BF39-B33AF135CC4D" id="ieooui"&gt;&lt;/object&gt; &lt;style&gt; st1\:*{behavior:url(#ieooui) } &lt;/style&gt; &lt;![endif]--&gt;&lt;style&gt; &lt;!--  /* Style Definitions */  p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal 	{mso-style-parent:""; 	margin:0cm; 	margin-bottom:.0001pt; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:12.0pt; 	font-family:"Times New Roman"; 	mso-fareast-font-family:"Times New Roman";} @page Section1 	{size:612.0pt 792.0pt; 	margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt; 	mso-header-margin:35.4pt; 	mso-footer-margin:35.4pt; 	mso-paper-source:0;} div.Section1 	{page:Section1;} --&gt; &lt;/style&gt;&lt;!--[if gte mso 10]&gt; &lt;style&gt;  /* Style Definitions */  table.MsoNormalTable 	{mso-style-name:"Normal Tablo"; 	mso-tstyle-rowband-size:0; 	mso-tstyle-colband-size:0; 	mso-style-noshow:yes; 	mso-style-parent:""; 	mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt; 	mso-para-margin:0cm; 	mso-para-margin-bottom:.0001pt; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:10.0pt; 	font-family:"Times New Roman"; 	mso-ansi-language:#0400; 	mso-fareast-language:#0400; 	mso-bidi-language:#0400;} &lt;/style&gt; &lt;![endif]--&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="" lang="EN-US"&gt;           Globalization is one of the important events in the social, political and economic life in the world. According to Ali Baghdadi in a world one that was based on the principles of justice, peace and equality abided by the United Charter and International Law, and which cultures coexisted and interacted, globalization would have had an important role in the fight against poverty, disease, pollution, drug addiction, terrorism, and so on. People in the developed countries also think in this way but most of the people in the world think that globalization favors developed countries and big international companies.&lt;/span&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/SYeFZZbA4bI/AAAAAAAAADI/eCCoE7RmXD0/s1600-h/AMERICANIZATION.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 176px; height: 203px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/SYeFZZbA4bI/AAAAAAAAADI/eCCoE7RmXD0/s320/AMERICANIZATION.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5298350157992092082" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;The era in the hands of globalization began with the collapse of the &lt;st1:place st="on"&gt;Soviet Union&lt;/st1:place&gt;. Soviet Union had a closed economy that Soviet Union tried to challenge with &lt;st1:place st="on"&gt;&lt;st1:country-region st="on"&gt;USA&lt;/st1:country-region&gt;&lt;/st1:place&gt;. But their economy could not stand against the American economy and in 1990s the &lt;st1:place st="on"&gt;Soviet  Union&lt;/st1:place&gt; collapsed and some other countries claimed their independence. The important thing in that event is after the collapse of the &lt;st1:place st="on"&gt;&lt;st1:country-region st="on"&gt;USSR&lt;/st1:country-region&gt;&lt;/st1:place&gt; there was not challenger against American force in the world.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;The most important factor in the globalization is the increasing amount of the population and against this event the limited resources of food and basic requirements. So there will be only two way in the globalization; one of the way is to make pacts and in equal conditions, and other way is civil war and the exploitation of the weak by the stronger. As we see nowadays the second way of globalization is made by &lt;st1:place st="on"&gt;&lt;st1:country-region st="on"&gt;America&lt;/st1:country-region&gt;&lt;/st1:place&gt; and its assistants. So we can make a statement “Globalization is equal to the Americanization” like Ali Baghdadi says “It might as well be called as ‘Americanization’”.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="" lang="EN-US"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="" lang="EN-US"&gt;&lt;span style=""&gt;            &lt;/span&gt;The logic of the globalization system is to change the trade system of the countries like take their local market to the international market and let their resources be used by other countries. That means the countries which can afford this financial burden wins the game in a way. But can the third world countries have enough fund to stand against to this burden? Can they find enough funds to use their own natural resources?&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="" lang="EN-US"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="" lang="EN-US"&gt;&lt;span style=""&gt;            &lt;/span&gt;The answer of this question is of course “no”. Because they are under the pressure of the developed countries like &lt;st1:country-region st="on"&gt;America&lt;/st1:country-region&gt;, &lt;st1:country-region st="on"&gt;England&lt;/st1:country-region&gt; and &lt;st1:place st="on"&gt;&lt;st1:country-region st="on"&gt;France&lt;/st1:country-region&gt;&lt;/st1:place&gt;. Their financial power can not afford enough money to use their national resources. If they have enough money to use those resources they meet with embargos from those developed countries. For example t&lt;/span&gt;&lt;span style="" lang="EN-US"&gt;hey are not allow to export goods that their economy is became worse and after they have to owe money from International Monetary Fund and World Bank, those developed countries take the role and they use those countries resources for their credit to the World Bank. In the writing of Ali Baghdadi, he says that in &lt;st1:place st="on"&gt;&lt;st1:country-region st="on"&gt;Brazil&lt;/st1:country-region&gt;&lt;/st1:place&gt; that exports food; one hundred thousand children die annually from hunger. Even &lt;st1:place st="on"&gt;&lt;st1:country-region st="on"&gt;India&lt;/st1:country-region&gt;&lt;/st1:place&gt;, one of the biggest democracies of the world, exported five million tons of rice, 625 million dollars worth pf wheat and flour in 1985 while 20% of its population remains hungry. In &lt;st1:place st="on"&gt;&lt;st1:country-region st="on"&gt;Mongolia&lt;/st1:country-region&gt;&lt;/st1:place&gt;, a country that lived on its own local dairy products for thousands of years, and has over 25 million dairy animals, German dairy products are the most common. In &lt;st1:place st="on"&gt;&lt;st1:country-region st="on"&gt;Kenya&lt;/st1:country-region&gt;&lt;/st1:place&gt;, the price of Dutch butter is half price of local butter that we can developed countries have the monopoly of the economy in the third world countries.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="" lang="EN-US"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="" lang="EN-US"&gt;&lt;span style=""&gt;            &lt;/span&gt;Furthermore, the third world countries that are against to those developed countries have to stand against those countries cruel games. According to Ali Baghdadi, barbaric and dirtiest methods are used by big countries to force them to obey their rules like persuade civil wars, ethnic assimilations, terrorism, assassinations, economic sanction or military force. Like in &lt;st1:country-region st="on"&gt;Vietnam&lt;/st1:country-region&gt;, in &lt;st1:country-region st="on"&gt;Algeria&lt;/st1:country-region&gt; or &lt;st1:place st="on"&gt;&lt;st1:country-region st="on"&gt;Iraq&lt;/st1:country-region&gt;&lt;/st1:place&gt; third world countries are met with force to accept big countries&lt;/span&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/SYeFgS4z54I/AAAAAAAAADQ/6tEZHzRQFgM/s1600-h/globalization.png"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 178px; height: 212px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/SYeFgS4z54I/AAAAAAAAADQ/6tEZHzRQFgM/s320/globalization.png" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5298350276497106818" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="" lang="EN-US"&gt; rules.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="" lang="EN-US"&gt;On the other a&lt;/span&gt;&lt;span style="" lang="EN-US"&gt;nd in modern&lt;/span&gt;&lt;span style="" lang="EN-US"&gt; way big countries make interesting advertisements to make other countries’ economy slave for their be&lt;/span&gt;&lt;span style="" lang="EN-US"&gt;nefit. They make cigarettes and export them to the undeveloped and under developing countries but they forbid smoking in their countries. They see people who smoke as a second quality citizen in their countries that we can see that also in their countries people face with discrimination. We can assume that tobacco is the biggest invention of capitalism.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="" lang="EN-US"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="" lang="EN-US"&gt;&lt;span style=""&gt;            &lt;/span&gt;Also people in every place of the world faced with American culture. For example people eat from McDonalds, drink coffee from Starbucks, watch the &lt;st1:place st="on"&gt;Hollywood&lt;/st1:place&gt; movies and speak American language etc. Also they drive big countries’ car. They want to be like them; they wear from expensive French fashion clothes, eat from luxury restaurants and use their jewelry.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="" lang="EN-US"&gt;Because of the misery and the poorness in the world people are suffering. According to conservative figures published by the&lt;/span&gt;&lt;span style="" lang="EN-US"&gt; United Nations; the average income of 1.3 billion people that equals to the quarter of the world’s population is less than a dollar a day and they have no drinkable water. Hundreds of millions of people are living in severe poverty, their children can not find a drink or patients can not afford medicine due to their poverty.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="" lang="EN-US"&gt;&lt;span style=""&gt;            &lt;/span&gt;The consequences of gl&lt;/span&gt;&lt;span style="" lang="EN-US"&gt;obalization also show themselves in their own countries. Also people live in developed countries like in &lt;st1:country-region st="on"&gt;&lt;st1:place st="on"&gt;America&lt;/st1:place&gt;&lt;/st1:country-region&gt; face with the difficulties because of globalization. Even in the &lt;st1:place st="on"&gt;&lt;st1:country-region st="on"&gt;America&lt;/st1:country-region&gt;&lt;/st1:place&gt; because of the economic policies of the companies, the power distance between poor and rich is increasing. Ali Baghdadi says in his essay that 95% of the national wealth lies in the hands of 5% of the people. Because of the ambition of companies that try to make high profit they fire laborer&lt;/span&gt;&lt;span style="" lang="EN-US"&gt;s and do not care them any way. According to the authorities 20% of Americans between the age 20 and 24 are unemployed and not in higher education. American citizens are under pressure because of the taxes of credit for house or car. But advertisements still continue to brainwashing.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="" lang="EN-US"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="" lang="EN-US"&gt;&lt;span style=""&gt;            &lt;/span&gt;As we see in the world no people expect rich people and big companies have benefit from the globalization that if we say that globalization favors the developed countries and big international companies, our statement is not false. Globalization makes the rich richer and the poor poorer. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4291830770753831970-3814049874564870148?l=gorkykrog.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gorkykrog.blogspot.com/feeds/3814049874564870148/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4291830770753831970&amp;postID=3814049874564870148' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/3814049874564870148'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/3814049874564870148'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gorkykrog.blogspot.com/2009/02/globalization-in-life.html' title=' Globalization in life '/><author><name>gorky</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13473315829828683646</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/S98i6HNl5sI/AAAAAAAAAHw/POhYSipJdBg/S220/DSCN1999.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/SYeFZZbA4bI/AAAAAAAAADI/eCCoE7RmXD0/s72-c/AMERICANIZATION.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4291830770753831970.post-5076399560322339712</id><published>2009-02-02T00:30:00.002+02:00</published><updated>2009-02-02T00:41:26.693+02:00</updated><title type='text'>TV yarışmalarındaki umut tacirliği</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Büyük TV kanallarının yurdumuz insanının zaafını yakalaması ve bunun üzerine sürekli giderek insanları emek vermeden zengin olma umuduyla medya maymunu olarak topluma çıkarmasıdır. Medya yozlaşmasına örnek teşkil eden popüler kültür içerisinde ele alınabilecek bir durumdur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her şey nasıl başlamıştır? Bunun cevabını çoğu kişi bilmektir aslında. Son yıllarda büyük bir artış gösteren magazin programlarında ünlülerin hayatlarını izleyen, onların yaptıklarına özenen, gaflarını duyup kendileri ile karşılaştıran, "bizim onlardan neyimiz eksik hatta onlardan daha üstünüz" diye düşünen insanlar kendilerini ünlülerin yerine koymaya başlar. Bunu fark eden televizyon kanallarının yetkili kişileri “bu talebe bir arz göstermek gerekir” diye düşünüp, “bu insanları geçici de olsa ekranın karşısına çıkaralım meşhur olmanın tadına baksınlar, daha da reyting olsun” niyetiyle, adlarını daha önce hiç duymadığımız, yolda görseniz belki dönüp yüzüne bakmayacağınız insanları kamera karşısına sanki laboratuarda kobay fare gözlemlermişçesine koyup milyonlarca insana bu zavallıları izlettirirler. Son yıllara bile gelmeden önce durum tespiti yapılmış bir şeydir aslında, ta yıllar öncesinden Andy Warhol'un "&lt;span class="posts" id="gi82615"&gt; In the future everybody will be famous for 15 minutes" herşeyi açıklamaktadır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yurdum insanı zaten dünden hazır olan dedikodu dinleme başkalarının hayatlarına olan merakı, cahil, eğitimsiz gençlerin bu yarışmalara ilgiyle yaklaşması ve ailelerinin de bilinçsizliği, paraya karşı olan zaafları TV programlarının ekmeğine yağ sürer ve bu programlarıher kanalda farkl ı isimlerde ama birbirlerine yakın konseptlerde daha da fazla yayınlanmaya başlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimi kanallarda bir odaya doldurulan farklı insanların hayatlarında sahip olamayacakları meblağlar karşısında nasıl birbirlerine girdiğini, nasıl komplo teorileri üretip birbirleri üzerine yaptıkları oyunları gösterirler. Kimi kanallarda bilmem kaç milyon insan arasından bulamadıkları hayat arkadaşlarını bulma umuduyla insanı hayretlere düşüren bir şekilde niyetlerinin ne olduğunu daha yarışmanın ilk dakikalarında belli eden insanlar, kendilerini maskelerin altına gizleyip yapmacık oyunlarla kendilerini milyonlarca insana beğendirmeye oylarını kazanmaya uğraşırlar. Sabahları yapılan eğlence programlarına çıkarlar, yapacak işi gücü olmayan, boş gezen insanlar tarafından eleştiri yağmurlarına tutulurlar. Bu boş eleştiri takımı doğru yada yanlış onlar hakkında yorumlar yapar, eski defterleri açıp favori kobaylarına oy kazandırmaya çalışırlar, sevmediklerini yerlerde süründürmeye uğraşırlar. Kazanan hep televiyon yayıncıları olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yarışmayı kazananlar paralarını alırlar. Başka yerde tanışsalar birbirleriyle muhatap bile olmayacak insanlar para uğruna kazanmak için evlilik müessesini amacı dışında kullanırlar. Evlilik, aşk, aile kavramlarını parayla takas ederler, kendilerini pazarlarlar. Gündeme tekrar oturup gittikleri yerlerde tanınırlar. Sonra reytingleri düşmeye başlayınca, magazin programların gördükleri hoş ama bir o kadar da boş insanları taklit ederek onlar gibi piyasada tutunmaya çalışırlar. Bu zavallıların etrafındakiler de onlardan bir parça almak için bu insanlara çamur atarlar, özellerini zaten halkımızın dünden merak ettiklerini medyaya verirler. Medya da bu haberleri bir güzel alladı pulladı önümüze atat. Meraklı toplumumuz hemen atlar parıltılı haberlere ve sönen reytingler bir süre daha alevlenir. Ama nereye kadar havada tutabilir ki medya onları?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Medya artık hep aynı kişilerden sıkılır ve aylarca gözler önünde duran bu kobayları ortam geri salar. Ekmek elden su gölden yaşayan kobaylar gerçek hayta geri döndüklerinde birden kendilerini boşlukta hissederler. Suda çıkmış gibi bir sağa bir sola dönüp dururlar. Onlara tezahürat eden kabalık artık yanlarında değildir. Belki de onları gördüklerinde kobayları tanımazlar bile. Bu kobaylardan bazıları kendini ota, eroine verir. Sonra bir gün bir tanesi bir otel köşesinde ölü bulunur. Ya annesi yada başka yakınları tekrar medyaya malzeme olur. Ya da meşhurken şarkıcı olanı bir an parlar ve sonra bir mum gibi eriyip biter. Kimse onları hatırlamaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuçta kazanan hep medya, kaybeden ise hep cahil hayatlardır. Hala da yurdum insanı böyle programlara prim vermektedir. Toplumumuz ne zamana kadar böyle gider tartışma konusudur. Belki onlar da haklıdır kendilerine göre her gün gördüklerinden başka hayatları izlemek onlar için iyi geliyordur. Ancak gündemdeki gerçek sorunları, haber değeri taşıyan haberleri izlemek yerine kendilerini böyle kandırmalara bırakmaları düşündürücüdür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Suç kimdedir peki? İnsanların yıpranmasını, medyanın zaafımızı yakalayıp üstüne gitmesi kimin suçudur, bu durum nasıl önlenir? Bunun cevabı çok nettir. Her şeyden önce olay toplumumuzda ve onları bilinçlendirmesi gereken yetkili kişilerdir. Medya da buna dahildir. Daha fazla reyting ve kar marjı yüzünden insanların meraklı aç bakışlarının önüne atmak yerine insanlarımızı bilinçlendirmek onları gerçek yaşama hazırlamak için biraz daha çaba sarf etseler, paparazzi programları yerine insanların genel kültürlerini arttıracak onları daha bilinçli yapacak şeyler verseler daha iyi olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve aileler onlar çocuklarını bilinçlendirseler. Paranın insanı mutlu etmek için yeterli olmadığını, ünlülerin de özenilecek yanlarının olmadığını, medyanın ve toplumun daha fazlası için her türlü rezillikle muhatap kalmak zorunda olanları gösterseler onlardan ders almalarını sağlasalar bu programlar bu kadar izlenmez. İzlense de alınması, öğrenilmesi gerekenler meşhur olmak yerine, insanların hırsları için kukla haline gelmesi olsa da hayatlarının çevrelerindekinin kıymetini bilip ellerinde olanlara daha sıkı sarılsalar.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4291830770753831970-5076399560322339712?l=gorkykrog.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gorkykrog.blogspot.com/feeds/5076399560322339712/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4291830770753831970&amp;postID=5076399560322339712' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/5076399560322339712'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/5076399560322339712'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gorkykrog.blogspot.com/2009/02/tv-yarsmalarndaki-umut-tacirligi.html' title='TV yarışmalarındaki umut tacirliği'/><author><name>gorky</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13473315829828683646</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/S98i6HNl5sI/AAAAAAAAAHw/POhYSipJdBg/S220/DSCN1999.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4291830770753831970.post-1725124767163512645</id><published>2009-02-01T23:43:00.005+02:00</published><updated>2009-02-02T00:25:31.056+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='red light district'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hayat kadını'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='fahişe'/><title type='text'>Fahişe ve Fahişelik</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="posts" id="gi3045899"&gt;                    "Fahişe" kelimesi, arapça "fahişa" kelimesinden türemiştir. Bu sözcük "azgın" ya da "utanmaz" anlamına gelir. Dünya genelinde ise fahişe, "seks işçisi" olarak tanımlanan meslek sahibi insandır. Para karşılığında cinsel hizmet sunan kişidir. Tabi bu cinsel hizmet olayının içi sadece normal bir cinsel ilişki olarak değerlendirilmemelidir. Cinsel içerikli; porno, sanal sex, striptiz vs. sektörler de seks işçiliği kapsamına girer. Çoğu ülkede yasal bir meslektir ve ve&lt;/span&gt;&lt;span class="posts" id="gi3045899"&gt;rgilendirmeye tabidir. Aynı zamanda dünyanın en eski mesleklerinden biridir. Fahişelik ile olarak adı duyulan en önemli ülke Amsterdam'da "Red Light District" ile ün yapan Hollanda'dır. Hollanda'da bu iş için ayrı sokaklar tahsis edilmiştir. &lt;/span&gt;Bir başka ülke Belçika'da da Hollanda'dakine &lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/SYYe806YN1I/AAAAAAAAAC4/lkBNU2l_zr8/s1600-h/redlight.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 173px; height: 195px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/SYYe806YN1I/AAAAAAAAAC4/lkBNU2l_zr8/s320/redlight.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5297956041992451922" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;benzer bir sokak tahsisi söz konusudur. Dünyanın çoğu ülkesinde fahişelik yasak olmasına karşın, İngiltere, İskoçya, Kanada , Bulgaristan, Danimarka ve Brazilya'da genelev işletmek ya da sahip olmak yasal değildir. İran gibi şeriatla yönetilen ülkelerde ise zina her ne kadar ölüm ile cezalandırılsa da, bu ülkelerde de geçici nikahlar ile fahişelik göz yumulur bir hale getirilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;span class="posts" id="gi3045899"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="posts" id="gi3045899"&gt;                      Ne kadar bir meslek grubu içine dahil olsa da fahişelik diğer mesleklerle aynı haklara sahip değildir. Yasal olarak kabul edilen bir meslek olmasına rağmen sendikal haklara sahip olamadıkları sorunu mevcuttur. Küfür olarak söylenip aşağılanmasına rağ&lt;/span&gt;&lt;span class="posts" id="gi3045899"&gt;men, saygı duyulması gerekenen önemli mesleklerden biridir. Çoğu erkeğin ilk tecrübesi, bu hayat kadınları sayesinde olmuştur. &lt;/span&gt;&lt;span class="posts" id="gi3045899"&gt;Artık&lt;/span&gt;&lt;span class="posts" id="gi3045899"&gt; dünya çapında  bir endüstri haline gelen ve her sene milyonlarca insanın para kazandırdığı bir turizm şeklini alan fahişeliğin, sosyal haklardan faydalanamaması üzücüdür. &lt;/span&gt;Başlı başına bir ekonomi alanı oluşturan ve kim ülkelerde, ülke ekonomisine katkıda bulunan bir mesleğin daha iyi koşullarda sağlanması hem iş etiği hem de ahlaki açıdan daha doğru olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;span class="posts" id="gi3045899"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="posts" id="gi3045899"&gt;                    Ne kadar ülkemizde toplum bakış açısından da ayıplanan bir meslek olsa da, insanların gitmediğini kim iddaa edebilir.  Ülkemizde de sokakta çalışmak hariç yasal olan bir meslek grubudur. Ancak genelev adı verilen bu iş için  mekanlar vardır ve bunlar devlet kontrolü altındadır. Burada çalışan hayat kadınları belirli periyotlarda ilgili sağlık kuruluşlarında muayeneden geçerler.  Mesela İstanbul'da Karaköy civarında bu iş için sokaklar söz konusudur. buradan çok da yasal olmayan bir durum olduğundan bahsedemeyiz. Eğer fahişelik yasaksa bunun devlet kontrolü altında yasal bir şekle getirilmesi daha uygun olacaktır. Devlet hem bundan vergi alarak para kazanacak - bir nevi pezevenk görevi görecek- ama bununla beraber hastalıkların önlenmesi ve bu işi yapanların sosyal haklardan faydalanması yönünden yararlı olacaktır. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="posts" id="gi3045899"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="posts" id="gi3045899"&gt;                    Fahişelik yapm&lt;/span&gt;&lt;span class="posts" id="gi3045899"&gt;ayı ikiye ayırırsak; gönüllü ve gönülsüz fahişelik olarak daha sağlıklı bakabiliriz. gönülsüz olarak baktığımızda gerek yurt dışından gelenler, gerekse yurt içinde bu işi yapanlar içinde bir şekilde pezevenklerin eline düşmüş ve zorla çalıştırılan kadınların olduğu gerçeği vardır. Mafya &lt;/span&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/SYYfKhoTA4I/AAAAAAAAADA/WQIok5afR5M/s1600-h/2067.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 267px; height: 159px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/SYYfKhoTA4I/AAAAAAAAADA/WQIok5afR5M/s320/2067.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5297956277334508418" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span class="posts" id="gi3045899"&gt;baskısı ile beraber bu işi yapmaya zorlanmakta ve çok kötü koşullarda çalışmaktadırlar. Di&lt;/span&gt;&lt;span class="posts" id="gi3045899"&gt;ğer yandan bu işi kolay para kazanmak adına toplum genelindeki ahlaki değerler konusunda yoksun kadınların yapması da gönüllü fahişelik içerisinde kendine yer bulacaktır. zaten bu m&lt;/span&gt;&lt;span class="posts" id="gi3045899"&gt;esleğin &lt;/span&gt;&lt;span class="posts" id="gi3045899"&gt;devlet kontrolü altında olması bu bakıma da faydalıdır. Zorla böyle bir meslekte çalıştırılmak göreceli olarak tecavüze eş değerdir. Her ne kadar para karşılığında beraber olunsa da, onların da müşteri seçme hakkına sahip olması gerekmektedir. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="posts" id="gi3045899"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="posts" id="gi3045899"&gt;                    Sonuç olarak fahişelik ve fahişe olguları gerek ahlaki gerek iktisadi gerekse sosyolojik açıdan tartışmaya her türlü açıktır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4291830770753831970-1725124767163512645?l=gorkykrog.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gorkykrog.blogspot.com/feeds/1725124767163512645/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4291830770753831970&amp;postID=1725124767163512645' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/1725124767163512645'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/1725124767163512645'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gorkykrog.blogspot.com/2009/02/fahise-ve-fahiselik.html' title='Fahişe ve Fahişelik'/><author><name>gorky</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13473315829828683646</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/S98i6HNl5sI/AAAAAAAAAHw/POhYSipJdBg/S220/DSCN1999.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/SYYe806YN1I/AAAAAAAAAC4/lkBNU2l_zr8/s72-c/redlight.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4291830770753831970.post-1324480666747799432</id><published>2008-12-31T21:03:00.003+02:00</published><updated>2008-12-31T21:16:24.819+02:00</updated><title type='text'>Dedem için...</title><content type='html'>Tam 9 sene önce yarın dedemi kaybettim. 1 ocak sabah 7 civarı bir telefon geldi. Tatil günü sabahın köründe ne olur ki diye ayaklandık babamla.  Telefonu babam açmıştı o zaman ben de aralıkta meraklı gözlerle babama bakıyordum acaba kimdi diye. Diğer ucunda telefonun anneannemdi arayan, dedemin ölüm haberini vermek için aramıştı. Dedem ölmüştü o sabah tam 9 sene önce yarın 01.01.2000 tarihinde kaybettim dedemi. Apar topar kalktık gittik anneanneme, dedemi son kez gördüm, yatıyordu salonda yatağında. Hasta olduğu için salonda yatıyordu televizyona yakın olsun diye. Yakın zamanda hasteneden çıkmıştı kanserdi. Anneannem "son kez öper misin dedeni" dedi. O zaman 12 yaşındaydım, yapamadım. Bir damla göz yaşı dökmedim öldüğünde. Halbuki ne de çok severdim onu. Benim için baba gibiydi dedem. Son kez gördüm orada dedemin yüzünü.&lt;br /&gt;         &lt;br /&gt;            Aradan tam 9 sene geçti koskoca ve hala aklımdasın o şeker halinle. Bana muzlu süt alırdın ve halley. Nazım en çok sana geçerdi küçükken, anneannemin terliklerinden sen kurtarırdın beni. Ve bugün ilk defa tam 9 sene sonra sana ağlıyorum dede, her sene olduğu gibi sana içiyorum bu gecede, senin şerefine kaldıracağım bir kadeh rakımı şarapların arasında. Aklımdasın hep benim için özeldin dede, seni özledim, özleyeceğim. Seni seviyorum dede...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4291830770753831970-1324480666747799432?l=gorkykrog.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gorkykrog.blogspot.com/feeds/1324480666747799432/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4291830770753831970&amp;postID=1324480666747799432' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/1324480666747799432'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/1324480666747799432'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gorkykrog.blogspot.com/2008/12/dedem-iin.html' title='Dedem için...'/><author><name>gorky</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13473315829828683646</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/S98i6HNl5sI/AAAAAAAAAHw/POhYSipJdBg/S220/DSCN1999.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4291830770753831970.post-4350596546466183271</id><published>2008-12-23T20:19:00.002+02:00</published><updated>2008-12-23T20:22:09.628+02:00</updated><title type='text'>Önemi yok...</title><content type='html'>Seni sana rağmen sevmeye çalışmak,&lt;br /&gt;platonik olmak bir ölçüde,&lt;br /&gt;bir umut taşımak az da olsa,&lt;br /&gt;sen yoksan bir anlamı yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Teşekkür etmen gereksiz,&lt;br /&gt;ben seni takdir için sevmedim,&lt;br /&gt;sen beni sevmedikten sonra,&lt;br /&gt;teşekkürün bir anlamı yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçme diyorsun bana,&lt;br /&gt;alkol zarar vücuda,&lt;br /&gt;sana ulaşamadıktan sonra,&lt;br /&gt;sağlığın bir anlamı yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ömrümde sen olmadıktan sonra,&lt;br /&gt;ömrün bir anlamı yok,&lt;br /&gt;aşkımı paylaşmadıktan sonra,&lt;br /&gt;aşkımın bir anlamı yok.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4291830770753831970-4350596546466183271?l=gorkykrog.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gorkykrog.blogspot.com/feeds/4350596546466183271/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4291830770753831970&amp;postID=4350596546466183271' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/4350596546466183271'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/4350596546466183271'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gorkykrog.blogspot.com/2008/12/nemi-yok.html' title='Önemi yok...'/><author><name>gorky</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13473315829828683646</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/S98i6HNl5sI/AAAAAAAAAHw/POhYSipJdBg/S220/DSCN1999.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4291830770753831970.post-6432811316107969766</id><published>2008-12-08T23:02:00.006+02:00</published><updated>2009-12-04T03:07:01.075+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gündüz vassaf'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='cehenneme övgü'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gece'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='geceye övgü'/><title type='text'>Gece üzerine...</title><content type='html'>Özgürlüktür gece, istediğini yapabilmektir. Kimse yoktur seni engelleyecek. İşyerleri kapalıdır, devlet daireleri, okullar mesainin bittiği zamandır gece. Yasaklara rağmen özgürlüğün şeklidir. Gece, insanları özgürleştirir, insanların kendi iç dünyalarını açığa çıkarır. Herkesi kandırabilirsin gece, uyuma numarası yapabilirsin gözlerin açıkken bile. Aydınlık olmadığı sürece kimse fark etmeyecektir yalanını. Ayinler gece yapılır, tarikatlar, masonlar hep karanlık yerlerde buluşurlar. Saklanmak için idealdir gece, gece örtendir...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  İnsana doğal bir kamuflajdır gece. Yasadışı herşey gece yapılır. İnsanlar gece kaçarlar, saldırılar gecedir, hırsızlar öğlen girmez evlere.Yaban domuzları gece iner köylere, baykuşlar gece dolanırlar.Yaşam gece başlar aslında. İçimizdeki kötü geceleri ortaya çıkar. Kötü adamlar gece çıkar dışarı, gecenin yasaklanması da bu yüzdendir zaten. Kendimizi geceden korumak için karanlık odalarımızda tıkılıveririz. Geceleri sevişiriz, kimse aydınlıkta sevişmez, gece açılmışlığına rağmen mahremi örtendir. "Vücutlar gece birbirine değer, bir araya gelir"(Vassaf,18).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özgürlüktür gece. Gündüzleri kimse içmez yolun ortasında "deli"lerden başka ama akıllılar delilere gece özenirler. Doyasıya içmek gece olur. "Gece sarhoş oluruz, gece kumar oynarız" (Vassaf,18). Gazı sonuna kadar gece kökleriz,&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/ST2dOb7GEwI/AAAAAAAAACQ/RWWMEYZimJE/s1600-h/church_night.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 136px; height: 104px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/ST2dOb7GEwI/AAAAAAAAACQ/RWWMEYZimJE/s320/church_night.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5277547209687438082" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; yollar bizimdir çünkü kimse kalmaz dışarıda. Gece yemekleri daha uzundur daha duyguludur, gündüz kimse mum ışığında yemek yemez. Mum ışığı, gecenin ürünüdür, sevişme öncesidir, geceleri sevişiriz. En uç fanteziler geceye mahsustur. Geceleyin sınırlar ortadan kalkar, hiyerarşinin yıkıldığı süreçtir gece."Sosyal sınıf kuralları ancak gece bozulur. İşçiler burjuvaların sokaklarında dolanırlar. Burjuvalar işçi mahallelerindeki lokantalara giderler"(Vassaf,19). Müdürü ile mesafeli olmak zorunda kalan çalışan, gece onunla dilediği gibi konuşabilir. Ne kadar üst düzey olursa olsun gece herkes aynı şeyleri yapar, farklılıklar ortadan kalkar, herkes yemek yer, uyur, sevişir, rüya görür. Yaşam gecededir, "yaşam gecenin konusudur"(Vassaf,22)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  Hayalgücü gecenin ürünüdür. Aşk şiirleri gece yazılır, şarkı sözleri için ilham gece &lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/ST2Z-D-rfcI/AAAAAAAAACI/px_IonpoSRM/s1600-h/HowlOfTheWerewolf.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 115px; height: 146px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/ST2Z-D-rfcI/AAAAAAAAACI/px_IonpoSRM/s200/HowlOfTheWerewolf.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5277543629847231938" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;gelir. Kötüler ve korkulanlar yaratıklar da gece çıkarlar dışarı. Vampirler, kurtadamlar hep gece avlanırlar, hayaletlerden ve cinlerden gece olunca korkmaya başlarız. Gündüzleri kimse korku filmine gitmez ama geceleri tıklım tıklımdır seanslar . Sanat gecede hayat bulur, "Sinema, tiyatro ve müzik gösterileri gece olur"(Vassaf,18). Bütün yaşam formları gece daha aktiftir.  Gün ışığı yanlız iyilerinken, gece herkesindir. Gece karanlık, karanlık gizemlidir. Gece kaosun simgesidir, sınırların ortadan kalktığı zamandır. Duvarlara gece yazılır, anarşi geceye mahsustur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  Ölüm özgürlüktedir, özgürlük gecededir...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gündüz Vassaf, Cehenneme Övgü, İletişim Yayınları, 2005&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4291830770753831970-6432811316107969766?l=gorkykrog.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gorkykrog.blogspot.com/feeds/6432811316107969766/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4291830770753831970&amp;postID=6432811316107969766' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/6432811316107969766'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/6432811316107969766'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gorkykrog.blogspot.com/2008/12/gece-zerine.html' title='Gece üzerine...'/><author><name>gorky</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13473315829828683646</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/S98i6HNl5sI/AAAAAAAAAHw/POhYSipJdBg/S220/DSCN1999.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/ST2dOb7GEwI/AAAAAAAAACQ/RWWMEYZimJE/s72-c/church_night.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4291830770753831970.post-1441644621384003448</id><published>2008-11-15T00:49:00.001+02:00</published><updated>2009-04-12T04:16:52.521+03:00</updated><title type='text'>Gidenin ardından...</title><content type='html'>Sensizliği yaşamak ölmeden ölümü yaşamak gibi,&lt;br /&gt;Hani insan ölünce herşeyden kendini soyutlar,&lt;br /&gt;Ya da herşey kendini çeker aniden,&lt;br /&gt;Bir an hayatın anlamı kaybolur ve bir &lt;br /&gt;O kadar anlamsızlaşır her yer sadece,&lt;br /&gt;Dört tarafı toprak ve üstünde birkaç tahta,&lt;br /&gt;Beyaz bir beze sarılı ve hiç gün ışığı yok,&lt;br /&gt;Aklında sadece birkaç boş hatıra o tatlı yaşamdan kalma,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve sen benim ışığımdın,&lt;br /&gt;Ve sondun bir anda ve sanki tabuttayım şimdi,&lt;br /&gt;Tam da yanlızlığın ortasında,&lt;br /&gt;Aklımda anılar  o yaşamdan arta,&lt;br /&gt;Dört yanım karanlık akdıgım nefes yetmiyor,&lt;br /&gt;Daralıyorum bazen ne yaptın bana büyülenmiş gıbıyım,&lt;br /&gt;Her yer cıvıl cıvıl ama bana karanlık,&lt;br /&gt;Uyuyorum sanki bir cam tabutta ,&lt;br /&gt;Ben de prensesimi bekliyorum şimdi,&lt;br /&gt;Beni tekrar hayata döndurecek olan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yenı bır başlangıç, yeni bır son ertesinde,&lt;br /&gt;Ve dizelerim düşerken sana karşı hislerımle ilgili,&lt;br /&gt;Biliyorum ki yine yazacağım her canım acıdığında,&lt;br /&gt;Dökeceğim kelimeleri attığın her adımın ardından,&lt;br /&gt;Ve kalacaksın sen bır tabut içersinde kalbimin en derinliklerinde,&lt;br /&gt;Her gün gözyaşlarımla sulayacağım seni kimsenin görmediği bir yerde,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve her gün bır çiçek koyacağım üstüne,&lt;br /&gt;Dikenleri batacak kalbimin dört köşesine ,&lt;br /&gt;Ve bir gün gelecek o dikenler acıtmaycak canımı,&lt;br /&gt;Anlayacağım artık ölüsün ama hissizleşeceğım işte,&lt;br /&gt;Sıradanlaşacak herşey sonunda ama o gün gelene dek,&lt;br /&gt;Sen hep beni kanatacaksın.......&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4291830770753831970-1441644621384003448?l=gorkykrog.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gorkykrog.blogspot.com/feeds/1441644621384003448/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4291830770753831970&amp;postID=1441644621384003448' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/1441644621384003448'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/1441644621384003448'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gorkykrog.blogspot.com/2008/11/gidenin-ardndan.html' title='Gidenin ardından...'/><author><name>gorky</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13473315829828683646</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/S98i6HNl5sI/AAAAAAAAAHw/POhYSipJdBg/S220/DSCN1999.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4291830770753831970.post-7081847539880723256</id><published>2008-11-12T20:59:00.001+02:00</published><updated>2008-11-12T22:37:37.299+02:00</updated><title type='text'>Sakin olmam lazım...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/SRs2cWST5eI/AAAAAAAAAAM/e0CiFcx2qmU/s1600-h/sakinolmak.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 216px; height: 190px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/SRs2cWST5eI/AAAAAAAAAAM/e0CiFcx2qmU/s320/sakinolmak.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5267864049786545634" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Evet, Hayko Cepkin'in çıkış albümünde dediği gibi, sakin olmam lazım aranıza katılırken. Yeni bir dünyaya adım atarken, bu fikri aklıma bilmeden sokan, daha doğrusu haberi yok ama ondan esinlendim diyebilirim burayı oluştururken. Kendisine çok teşekkür ediyorum bilmeden bana bir iyilik yaptığı için. İçimi dökmek için güzel bir yer olacak benim adıma burası. "Bir düşünüp bin ah işit(me) mek" için güzel bir yer. Daha çok durum tespiti ve çokcana yorum olacak. Her yerde tartışamadıklarımızı konuşup, hakkında tekrar düşünmek için ideal olacak. Ama önce "sakin olmam lazım"... Kırık sağ elime rağmen yazarken, bu yazımı herkese sevgi ve saygılarımı sunup burada arada veriyorum... Cano herşey için çok teşekkürler tekrar, ilham perim oldun bak. Canosundan canosuna kocaman bir öpücük...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4291830770753831970-7081847539880723256?l=gorkykrog.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gorkykrog.blogspot.com/feeds/7081847539880723256/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4291830770753831970&amp;postID=7081847539880723256' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/7081847539880723256'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4291830770753831970/posts/default/7081847539880723256'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gorkykrog.blogspot.com/2008/11/sakin-olmam-lazm.html' title='Sakin olmam lazım...'/><author><name>gorky</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13473315829828683646</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/S98i6HNl5sI/AAAAAAAAAHw/POhYSipJdBg/S220/DSCN1999.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_VTil8-U1d6s/SRs2cWST5eI/AAAAAAAAAAM/e0CiFcx2qmU/s72-c/sakinolmak.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry></feed>
