uluslararası ilişkiler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
uluslararası ilişkiler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Nisan 2010 Pazar

Uluslararası İlişkiler Ders Notu- 1900-1945 dönemi

Bu dönem 1. ve 2. Dünya Savaşlarının yaşandığı dönem olarak göze çarpıyor. Bu iki savaşı ayrı dönem olarak alınmaması ve bir bütün olarak incelenmesi konusunda bir düşünce var ki bunun nedeni çoğu teorisyenin bu dönem iki savaş arasındaki dönem olarak tanımlamaları. Önceki yazıdaki güç dengeleri ile alakalı olarak gözlemlenebilecek bir süreç. Almanya'nın 19. yy sonunda tam anlamı ile birlik sağlaması, ve İngiltere'yi saymazsak - kara avrupasında yer almadığı için- Avrupa'daki en büyük güç olması önemli yerler. Endüstriyelleşme sürecini bitirip, hammadde ve sömürgecilik faaliyetleri de söz konusu olsa da 1. Dünya Savaşı'nın asıl nedeni olarak güç gösterisinin dışa vurumu en önemli sebep.Bu güç yarışı öncesindeki Alman sorunsalını tam anlamak için Chapter 3'teki Box3.3 The German Problem kısmına bakmak faydalı olacaktır. Yine aynı sayfadaki Key Points kısmına bakılmalı.

Savaşın nasıl başladığı ve süreci anlatmayacağım zira yeterince bu konu hakkında her sene ilgili derslerde konuşulmuş olması lazım. Buradaki asıl önemli kısım savaş sonrası Versailles antlaşması ve Wilson'un 14 ilkesi. Bu ilkeler ve antlaşma dahilinde önemli olan iki husus self determination, league of nations ve akım itibariyle idealizm.

self determination svaş sonrasında halkların kendi kaderini tayin etme durumu. özellikle çok uluslu devletlerin içerisinde yer alan etniklere ayrı özgür bir devlet kurma hakkı verilmesi gündeme geliyor bu madde ile. league of nations da milletler cemiyeti olarak geçiyor ve idealizmin temelinde yer atan devletlerin anarşik olan uluslararası arenada birleşmesi ve barışın sağlanması yönünde bazı haklarından vazgeçerek üst bir otoriteye bağlılık göstermesi anlamı taşıyor. savaşların azaltılması ve dünya barışı için gereklilik olarak gösteriliyor ki 1. Dünya Savaşı sonrasında ortaya çıkan idealizm akımı 1929 büyük buhranına kadar olan süreçte etkin halde.

1929 sonrasında ise idealizmin işe yaramadığı ve liberal ekonominin getirdiği buhran sonrası başta Almanya olmak üzere genişlemeci ve totaliter eğilimler söz konusu. Hitler Almanya'sı, Mussolini İtalya'sı, Franco İspanyası, Japonya ve Avusturya bu dönemki totaliter ve çok kullanılan deyim ile Faşist diktatörlükler. Özellikle İtalya, Almanya ve Japonya 2. Dünya Savaşı sırasında adından söz ettiren devletler içerisinde yerleri alıyorlar. Notlarda ilgili chapter'da sayfa 56, 57,58, 66, 67, 71 ve 72 özellikle okunması gereken yerler olarak özetlenebilir. 1929 sonrası dönemde ise idealizm yerine tekrardan realist akım ortaya çıkıyor. Etiketler kısmında ilgili kelimelerin üstüne tıklayarak konu ile ilgili diğer yazıları okuyabilirsiniz.


Uluslararası İlişkiler Ders Notu- Balance of Power

Balance of power, yani güçler dengesi... Bir önceki özetimizde uluslarası ilişkleri gelişimi hakkındaki yazıda bu konu hakkında yazmıştım. Şimdi daha detaylandıracağız orada yazdıklarımızı. güç dengesi politikası uluslararası ilişkilerde bir coğrafya içinde bir ülkenin açık bir tehdit oluşturması durumunda diğer devletlerin kendi menfaatlari doğrultusunda ittifak oluşturmaları ve o devlete karşı tavır almalarıdır. 1640'larda anti-Habsburg hareketi, 18.yy sonunda Fransa'ya karşı İngiltere, 1. Dünya savaşı öncesi Almanya'ya karşı İngiltere ve Fransa ile 2. Dünya Savaşı'nda ABD'nin rolü uluslararası ilişklerde bu güç dengesinin en somut örnekleridir. Notlarda ilgili sayfalarda chapter 3'te 54. sayfadaki "German's bid for world power status", chapter 2'de sayfa 43 ve 44 ilgili konularda size yardımcı olacaktır. Genel olarak güç dengesi bu şekildedir, daha detaylı bilgi için yukarıdaki sayfaların gözden geçirilmesi kavramın tam olarak anlaşılmasına yardım edecektir.

Biraz daha detaylandırmak gerecek çünkü chapter 6 sadece bu kavramla ilgili bir konu o yüzden biraz daha açalım. Güç dengesi için bir ülkenin açık bir tehdit oluşturması lazım dedim, bunun için elbette ki savaş hali olması gerekmekte. Güç dengesi ve savaş birbirini tamamlayan kavramlar. Chapter 6'da sayfa 99'da son paragraf ve sayfa 100'deki devamı tarihten örnekler vermiş, yine sayfa 103 okunması gereken bir diğer kısım notlarda. Morgenthau'nın güç dengesi ile ilgili düşünceleri var, ki bu kişi uluslararsı ilişkilerde "realist" ekolün bir düşünürü. Realist ülkelerin kendi çıkarları doğrultusunda, ortaya çıkan bu büyük dış tehdidi bertaraf etmek için kendi aralarında geçici bir dayanışmaya gitmeleri olarak nitelendiriyor. Kısaca bu durum için düşmanımın düşmanı dostumdur ilkesi demek doğru olacaktır sanıyorum. Bu konu hakkında yazılacaklar özetle budur. Dahası için ilgili yerleri okumak daha çok detay isteyenler için faydalı olacaktır. Ve son olarak da yine chapter 6'da sayfa 97'ye göz atmak iyidir.

29 Mart 2010 Pazartesi

Uluslararası İlişkiler Ders Notu- Evolution of International Society

International society Türkçesi itibari ile uluslararası toplum olsa da, konu olarak anlatılan uluslararası ilişkilerin(uluslar arası ilişkileri IR olarak kullanacağım) tarihsel devinimini anlatmak için kullanılmaktadır. Bu devinimin 1648 Westphelia Antlaşması ile başladığı kabul edilmektedir. Antik Yunan döneminden itibaren egemenlik, güç gibi kavramlar IR içerisinde yer alsa da, devlet kavramının ve devletler arası ilişkilerin yer almasının bu zamana dayandığı görüşünde birleşilmektedir. Ders notlarında Chapter2 olarak geçen kısım sayfa38 şöyle bir ibare yer almakta; "it is important to emphize, then, that ancient Greece was not a state: the Greeks referred to themselves as Hellenes. Hellenic international society consisted of city states which were more or less independent of each other but shared a common culture what was essential to their cohesion as an international society." Antik yunan dönemi ilişkileri için Thucydides ve Melian Diyalogue araştırılabilir. Melian Diyalogue geçen seneki yazılarımda var isteyen olursa bakabilir.

Buradan sonra IR gelişim süreci Italya'daki Rönesans hareketlerine geçmekte. Burada İtalya bölgesinde Venedik, Floransa, Milan ve Papa şehirleri olarak geçen ufak şehir devletleri ilişkileri var. Bu dönemde adı sıkça geçen Machiavelli ve eseri olan "Prens- Il Principe" var. Machiavelli IR sürecinde Realist görüşleri ile ses getiren dönemin önemli isimlerinden. İtalya'nın birleşmesini(unification of Italy) isteyen Machiavelli, Il Principe adlı eserinde devlet yönetiminde yer alan hükümdarın nasıl niteliklere sahip olması gerektiğinden bahsediyor. Bununla ilgili bir yazı yine geçen seneki kayıtlarımda var, bulabilirsiniz.

Westphelia Antlaşması ile ilgili bilgiyi yine Chapter2'de 42 ve 43'te bulabilirsiniz. Westphelia Antlaşması ile ortaya çıkan bir kavram "balance of power" ve evolution of int. society sürecinde çoğu yerde karımıza çıkıyor. Ve tabi olmazsa olmaz "sovereignity" yani egemenlik kavramı.

Fransız İhtilali sonrası milliyetçilik akımı ve hemen sonrasındaki Napoleon döneminde Fransa'nın Avrupa'daki ilerleyişi sırasında tekrar "balance of power" süreci işliyor. Napoleon'un yenilgisi ardından yapılan Viyana Kongresi'nde yine bozulan Avrupa haritasındaki güç dengeleri belirlenmekte.

1.Dünya Savaşı arifesinde tekrar güç dengesi durumu söz konusu. İttifak ve İtilaf Dev. arasındaki kutuplaşma buna örnek ve tabi yine bu süreçte ortaya çıkan bir realizm kavramı söz konusu. 1.Dünya Savaş'ından sonra 2. Dünya Savaşı'na kadar olan süreçte idealizm kavramı var.

2. Dünya Savaşı öncesinde özellikle 20'ler sonu ve 30'lar süresince realist akımları görüyoruz. Sonrasında Soğuk Savaş döneminde kutuplaşma kavramı orataya çıkıyor. Diğer ünitelerde bu yazı içerisinde geçen kavramların neler olduklarını göreceğiz.

21 Haziran 2009 Pazar

Uluslararası İlişkiler Ders Notu- Neorealizm

Evet başka bir uluslar arası dersi konusu neorealizm. Bu konudan neler çıkacak bakalım. Bu arada alıntıları ingilizce olarak hocanın okuyun dediği konulardan vericem bunlar. chapter 2, 7, 9 ve 12.

Bu akım öncüsü Kenneth Waltz. Klasik realizm anlayışına yeni bir bakış açısı getiriyor. Normal realizmden farklı bazı noktalar var ilk önce bunları paylaşalım. Gelenekselci realistler anarşinin sistemin bir parçası olduğunu düşünürlerken. Neorealistler arnarşinin sistemin kendisi olduğunu savunmaktalar. chapter9'da pakistan ve hindistan arasındaki nükleer yarıştan bashedilmiş. " For a nea realist, a better explanation for India and Pakistan'a nuclear testing would b anarchy or the lack of a common power or central authority to enforce rules and maintain oder in system". Uluslararası sistemde ortak bir otorite eksikliğinden doğan anarşiden söz ediliyor.

İkinci fark gücün tanımı ile ilgili. Trad. realisltere göre askeri güç, güç tanımı içerisinde en büyük payı alırken, Neorealistlerde durum biraz daha farklı. Gücün sadece askeri kaynakların biriktirilmesi değil aynı zamanda bu gücün sistem içerisindenki diğer devletleri yönlendirme, onların eğilimlerini belirleme özelliğinden ed bahsedilmekte. Özellikle burada hocanın ders içerisinde değindiği "kutuplaşma" durumundan da bahsetmek gerekiyor. Kutuplaşmaya geçmeden önce ülkelerin davranışlarını belirlemede kullandıkları mantıktan bahsedelim. Hocanın derste belirttiği gibi " devletler sistemin dışında kalamazlar ve davranışlarında sistem belirleyici unsurdur." ve yine structure kavramından bahsedilmekte ki bu kutuplaşma ile alakalı bir durum. sistem kendi içerisinde belirli yapılar dağa doğrusu güç dengeleri ile alakalı olarak davranışları belirliyor. 3 çeşit yapıdan bahsediliyor ve bunlar unipolar, bipolar ve multipolar dünya şeklinde belirtilmiş.

Ayrıntıya girmeden önce bu sistem içerisinde ülkeler nasıl hareket etmişler onu anlatan bir yazı var ch9'da. Belçika ve Çin örneği verilmiş. Aralarında gerek nüfus gerek yüzölçüm bağlamında büyük farklılıklar. Her iksi de kendi egemenliklerini korumak için ne yapıyorlarmış bakalım. Belçika sınırlı kaynaklarına karşın bölgesel ve uluslararası düzeyde organizasyonlar ve ittifaklar içierisinde kendine yer edinerek silahlanma yarışında kendine bir yer kapmak için uğraşırken, Çin zaten bölgesel büyük bir güç ve geniş bir ülke olmasından dolayı tek yanlı bir askeri strateji ile güvenliğini sağlamakta.

Şimdi de kutuplaşma olayına girelim. Biraz önce tek, çift ve çok kutuplu olmak üzere sistemin yapısı üzerinde durmuştuk. Çünkü sistem içerisinde devletlerin eğilimlerini etkileyen faktör kendisinden daha güçlü olan ülkelerin varlığı idi. Günümüzde bunun en güzel örneği ABD. Şimdi devam edelim; tek kutuplu dünya günümüzde ABD ergemenliği altındaki dünya durmakta. Gerek ekonomik gerek askeri, her alanda söz sahibi olan bir ülke. Daha fazla bahsetmeme gerek yok, son elli senede ABD'nin politikasını biraz bilenler ya da araştıranlar bilirler.

İki kutuplu dünye için soğuk savaş dönemi en güzel örnek olmakta. ABD ve Sovyet Rusya arasındaki gelişmeleri hepimiz bilmekteyiz. Buraya da fazla değinmeye gerek yok diye düşünüyorum

Çok kutuplu dünya için hoca fazla bir şey sölemedi. Benim bir sorum vardı 2. Dünya savaşı öncesi güç dengeleri için böyle bir örnek verilebilir mi diye hoca hayır demişti. O dönemi kendi başına inceliyorlarmış. Çok kutuplu dünya için örnek olarak 1. Dünya savaşı öncesi Avrupa arenası ve Osmanlı İmp. söz konusu. Almanya, Avusturya Macaristan, Fransa, Rusya, İngiltere. Ama özellikle İngiltere burada büyük bir unsur. Daha fazla deetay için ch12'de Amerika'nın 20yy'dan itibaren uyguladığı dış politikadan bahsedilmekte. İlerleyen saatlerde halim olursa biraz daha değinebilirim şimdilik bu kadar.

8 Haziran 2009 Pazartesi

Uluslararası İlişkiler Ders Notu- Machiavelli'nin prensi

Machiavelli eserinde devletin başına gelecek olan prens için tavsiyelerini açıklamaktadır. Devlet adamı olacak kişi herşeyden önce devletin bekası için uğraşmalı ve her hareketi bu amaca yönelik olmalıdır. Tam anlamıyla bir realist olan Machiavelli için amaca ulaşan yer yol mübah sayılmaktadır ve bü yüzden hareketlerinde etik değerlerin ikinci plana atılmasında sorun yoktur. Zaten kendisine göre de insan özünde kötü bir varlıktır, bu yüzden hükümdarın da farklı olması teknik olarak beklenemez. Özellikle Prens eserinde incelenmesi gereken bazı konular var bunlardan bazıları, daha doğrusu bu yazı derste işlenenlerle akalı olarak göreli basit metin olacaktır ve alt başlıkları ingilizce olarak yazacağım notlarla uyulması açısından; bunlar cruelty vs mercy, genoristy vs parsimony ve vices vs virtues olarak ağırlık kazanmakta.

CRUELTY VS MERCY:

Prens'in merhametli mi yoksa zalim mi olması gerekir yönünde bir soru cevabı olarak değerlendirme yaparsak daha iyi oalcaktır. Machiavelli'ye göre prens her ikisine birden sahip olmalıdır, fakat her ikisini birden aynı anda yapmak zor olacağından korkulan bir hükümdar olmanın her zaman için tercih edilme nedeni olduğundan bahseder. Yanlız burada altını çizdiği önemli bir nokta vardır; prens zalim olurken kendisinden nefret ettirmemeli ve halkın saygısını kazanmalıdır. Kendisinden nefret edilmesinin olumsuz sonuçları biraz düşünüldüğünde görülebilir.
Zalimliğini kanun uygulama ve ceza verme işlemlerinde gerçekleştirmesi gerekirken, halkın malına ve namusuna karşı herhangi bir tacizde bulunmaktan tamamen kaçınmalıdır. Zalimlik sürekli halde gösterilmemesi gereken bir değerdir ve yerine göre kullanılmalıdır.

GENEROSITY AND PERSIMONY:

Machiavelli bir üstte olduğu gibi buradada, kükümdar için cömertlik ve cimrilik arasında, cimriliği öne çıkarır. Fazla eliaçık olmak hükümdar için iyi bir davranış olmayacaktır, fazla iyi olmaya gerek yoktur. Tabi ki üste olduğu gibi cimriliği de uzun vadede abartmadan yapmak hükümdarın nefret edilen biri olmaması yönünde önem göstermektedir.

VICES AND VIRTUES:

Machiavelli'ye göre prensin erdemlik anlayışı da günlük hayatta olduğundan biraz daha farklıdır. Sonuç olarak devlet yönetiminde realizm söz konusu olduğundan erdem anlayışı da bu bağlamda incelenmelidir. Machiavelli " erdem sahibi hükümdarın en temel özelliğinin, en temel hedeflerine ulaşmak üzere zorunluluğun gerektirdiği her şeyi – yapılacak şey ister erdemli ister erdemsiz olsun- yapma isteği olarak belirler." Burada da etik üstünde bir esneklikten bahsedilmektedir. Ayrıca hükümdar iyi biri olmasa da kendine karşı nefret toplamamak için iyi biriymiş gibi görünmeli, pis işleri başkalarına yaptırmalıdır. Erdem konusunda uygulanması gerekn diğer şeyler olarak şöyle bir alıntı yapmak istiyorum.

"Machiavelli: “...Saydığım niteliklerden iyi olanların bir hükümdarda bulunmasının övgüye değer olduğunu herkes kabul eder; bunu biliyorum. Ne var ki bunların tümünün bir arada bulunması, bunların tümüne uyulması insan doğasına uygun olmadığından hükümdarın en azından kendisini yerinden edecek derecedeki kusurlardan kaçınmayı bilmesi gerekir. Diğer kusurlara gelince, hükümdar bunlardan kaçabiliyorsa kaçsın, kaçınamıyorsa fazla tasalanmasın.” Machiavelli’ye göre her yönden iyice bakıldığında iyi görünen meziyetlerin yıkımı getireceğini, kötü görünenlerin ise güvenlik ve seneklik sağlayacağını ortaya koyar. Böylece hükümdarın nasıl olması gerektiği belirlenir: “Yaşananlarla yaşanması gerekenler arasında o kadar fark vardır ki yapmakta olduğunu, yapması gereken uğruna bir kenara bırakan kişi, varlığını korumaktan çok yok olmayı öğrenmiş olur. O halde, varlığını sürdürmek isteyen bir hükümdarın iyi olmayı öğrenmesi ve koşulların gereklerine göre davranmayı bilmesi lazımdır” (Machiavelli,1994:77-79"

Machiavelli'nin Prens'i için yazılabilecekler ders içeri adına bu kadar. Umarım yazdıklarım ve alıntı işine yarar.

Alıntılar http://www.genbilim.com/content/view/1670/90/ adlı sitede bulunmaktadır isteyenler daha fazla bilgi için bakabilirler.



11 Mayıs 2009 Pazartesi

Uluslararası İlişkiler Ders Notu- Melian Dialogue

Her ne kadar İngilizce bir başlık koysak da içeriğini Türkçe vereceğim. Melian Dialog nedir bir inceleyelim:

Thucydides tarafından yazılan "History of the Peleponnesian War" adlı eserinden bir bölümdür Melian diyalog. Thucydides'in bu eseri; tarihte ilk defa realizm ve idealizm karşılaştırılmasıdır. Atinalılar ve bir Sparta kolonisi olan Melianlıların Melos'u arasındaki diyalogu anlatır. Güçsüz Melos ile Atinalılar arasında geçen bu konuşmada tarihteki ilk idealizm ve realizm örneklerine rastlayabiliriz. Özellikle güç ve gücün kullanımı hakkındaki diyalog içerisinde geçen teoriler günümüz realizmine ışık tutar görünmektedir.

Diyalog içerisindeki konulardan bazılarını anlatmamız gerekirse adalet ve adaletsizlik üzerine geçen konuşmalar dikkat çekebilir. Güçlünün güçsüzü ezmesinin Melos ve Atina tarafından ayrı yorumlanışlarını görmekteyiz. Melos'un; güçlünün kendi gücünden daha aşağıda olan birisine karşı olan tavrı ki günümüzde bunu "orantısız güç" olarak yorumladığımız yerler olmuştur, etik olmayan adaletsiz bir davranış olarak belirmekteyken, Atina tarafından güç dengesinin olmadığı bir yerde adalet ya da adaletsizlik kavramlarından bahsedilmenin anlamsızlığı belirtilmiştir. Atinalılara karşı mutlak bir itaatı reddeden Melos, Atinalıların halkını yok etmesi tehditlerinin ahlaki bir değer taşımadığını ifade ederken, Atinalılar ise güçlüye karşı böyle bir ithamda bulunmanın yanlış olacağını çünkü hak, adalet gibi değerlerin sadece güçlüler tarafından belirlenebileceğinden bahseder.

Diyalog içerisindeli diğer bir konu ise, gücün gösterimi ile ilgilidir. Melos'un Atinalıların üstünlüğü her ne kadar kabul etmiş olsa da, mutlak bir boğun eğme durumu olmadığından daha doğrusu Melos'un Atina ve Sparta arasındaki savaş arasında nötr kalması yönündeki isteği Atina tarafından kesin bir dille reddedilmiştir. "ya bizdensin ya onlardan" mantığındaki bireyselci bakış açısı ki bunu en sık gördüğümüz yer realizm olmaktadır, güç sahibinin elindeki gücü sonuna kadar kullanmasını öğüler. Gösterilmeyen gücün güç olmadığını savunan Atina, Melos ve halkını haritan silmekten hiç çekinmeyecektir. Tamamen devletin bireysel çıkarcılığı üstünden giden Atina için üst paragrafta da belirtildiği gibi herhangi bir etik kaygı olmadığından, böyle bir gücün şov amaçlı gösterimi konusunda da herhangi bir çelişki söz konusu değildir. " The strong do what they can and the weak suffer what they must." sözü de tam bu noktada Atina'nın gücün kullanımı hakkındaki düşüncelerini vurgulamaktadır. Onlara göre güçlü her zaman için güçsüzü ezmeli, gücünü ispat etmelidir; aksi takdirde güçlü olmanın bir anlamı yoktur ve eğer kendileri de bir gün buna benzer bir durumda kalırlarsa aynı kendilerinin Melos ve halkına yapacakları gibi, kendilerine de böyle birşey yapılmasını bir "hak" oalrak görürler. Sonuç olarak gücün eşit dağılmadığı bir ortamda hak ve hakkın olmadığı bir yerde de seçme özgürlüğünden bahsetmek uygun görünmemektedir.

Melian diyaloğunda göze çarpan başka bir nokta; Melos'un Atinalılara karşı gösterdiği idealist ve umut dolu tavırdır. Atinalıların kendilerine yapacaklarından dolayı cezalandırılacaklarını, Tanrı ve Sparta'nın öçlerini alacaklarını düşünmekte ve bununla kendilerini avutmalarıdır. İyi niyetli bu yaklaşıma karşılık, Atinalıların tanrıların sadece güçlülerin yanında olmasına yönelik konuşmaları da realist yaklaşımın bir parçası olsa gerektir.

Çıkarlabilecek başka bir nokta ise, çoğu tarihi filmde de rastladığımız, onur ve hayatta kalma arasındaki çelişkinin vurgulanmasıdır. Atinalılar kendilerine biad edildiği takdirde Melos ve halkının yaşamasına izin vereceklerinden aksi takdirde onları yok edeceklerinden bahsetmektedir. Ne var ki Melos, Sparta ilkesinin bir örneği olarak onurlu bir ölümün, onursuz bir yaşamdan daha iyi olacağından bahseder ve tehditleri Tanrı ve Sparta'ya güvenerek görmezden gelir. Atinalılar ise yaşamadıktan sonra onurun hiçbir işe yaramayacağına dair savunmada bulunur.

Melos'un halkı ile konuşmak isteyen Atina'ya da tepki gösteren Melos, onların böyle bir durumda sağlıklı karar veremeyeceklerinden ve duygusal davranacaklarından bahseder. Melos için politika sadece devleti yönetenler arasında yapılması gereken birşey olarak kalmalıdır. Karmaşık konuşmalar halkın aklını olumsuz yönde etkileyebilecektir.

Genel olarak Melian diyaloğuna baktığımızda Atina'nın realist ve Melos'un idealist bir tutum içerisinde olduğunu görmekteyiz. Realizmin ilkeleri üstünden yapacağımız incelemelerde, bireysel çıkarcılık ve çıkarlar için görmezden gelinen ahlaki değerler bu konuşmada oldukça vurgulanmaktadır. Realizm'in vurguladığı anarşi durumunda ve özellikle Hobbes'un "doğa hali" denen anarşik düzeninde de belirtildiği gibi, güçlerin eşit olmadığı yerlerde ahlaki değerlerden ve adalet, hak gibi kavramlardan bahsedilemez. Hak olarak görülebilecek şey, güçlünün güçsüzü yok etmesi yönünde gerçekleşmesi olağan durumdur. Thucydides'in Melian Diyalağu M.Ö. yıllarından günümüze gelen ili akım olan realizm ve idealizmin karşılaştırılması yönünden faydalı bir çalışmadır.